10 metre yüksekliğindeki, sekiz ayaklı çelikten örümcek 'Maman' (1999), karanlık
köşesinden yeni çıkmışcasına canlı, Thames'in kenarında, galeriyi ziyarete gelenleri
karşılıyor.
Tate Modern, Louis Bourgeois'nın yaklaşık 70 yıla yakındır devam eden inanılmaz
sanat kariyerini ele alan retrospektif bir sergi açtı Ekim 2007'de. Bu sergide
sanatçının 200 parçadan oluşan eserleri sergileniyor. Bourgeois çağımızın en önemli
heykeltıraşlarından biri. 1911'de Paris'te doğmuş. Antika eşya ve goblen tamiriyle
uğraşan bir ailenin çocuğu. 1932 yılında Sorbonne'da kısa bir süreliğine matematik
ve geometri okuduktan sonra, Paris Üniversitesi felfese bölümüne giriyor. …cole
des Beaux-Arts, …cole du Louvre gibi okullara gittikten sonra, Fernand Leger'in
öğrencisi oluyor. 1938 yılında Paris'te sanat galerisi açtığı dönemlerde tanıştığı
Amerikalı sanat tarihçisi eşiyle evlenip New York'a taşınıyorlar.
New York o dönemlerde Andre Breton, Marcel Duchamp, Marx Ernst, Alberto Giacometti
gibi savaş sonrası Amerika'ya göçmüş Avrupalı sanatçıların yaşadığı bir şehir.
Bourgeois da kısa sürede sanat çevrelerinin içine giriyor ve 1940'ta ilk sergisini
açıyor. Primitif sanatın etkisinde olduğu bu yıllarda yaptığı tahtadan, ince,
abstrak heykelleriyle dikkat çekiyor. 40'lı yıllardan itibaren pek çok farklı
sanat akımıyla özdeşleştirilmiş olmasına rağmen Bourgeois'nın sanatı zaman içinde,
sürekli değişip gelişmiş. Hem sanatçı, hem anne ve eş olmayı aynı anda başarmaya
çalışan kadın sanatçının içine düştüğü kaçınılmaz ikilemi yansıttığı Femme Maison
(Ev Kadını) serisi de ilk kez bu yıllarda kafasında şekillenmeye başlıyor. 'Mahkûm'
ve 'hapishane' arasındaki ilişkiye benzettiği 'kadın' ve 'ev' ilişkisi, sanat
hayatı boyunca sorguladığı temaların başında geliyor.
1950'lere geldiğimizde, onun için fiziksel ve metaforik olarak çok önemli olan
ve 'hareketin başlangıç noktası' olarak gördüğü 'spiral' formu geride bırakıp,
biyomorfik ve fallik formlara yöneldiğini görüyoruz. Yine insan bedeni, kadın
ve ev, yalıtılmış birey ve grup içindeki birey ilişkisi, paradoks, aile içindeki
yabancılaşmalar ve kabullenişler gibi, sürekli kafasını kurcalayan temalara sadık
kalarak, minimalizme karşı çıkan farklı bir çizgi seçiyor. Yeni heykelleri, daha
önce gördüğümüz dimdik ve sabit tahta heykellerinin tersine, plaster ve lateks
gibi yeni malzemeleri denediği, insan organlarının yumuşak dokusunu veren organik
formlar.
1980'ler dönüm noktası
1980'li yıllar Bourgeois için bir dönüm noktası. Bu tarihlerde New York'ta terk
edilmiş eski bir kumaş fabrikasını atölyeye çeviriyor. Bu yeni ve geniş alanda
sanatını farklı bir noktaya getiren örümceklerini ve Cell (Hücre) adını verdiği
insan boyutundaki enstalasyonlarını üretmeye başlıyor. Farklı malzeme arayışına
eski kumaşlar, şişeler, kavanozlar, fanuslar ve iğneler de ekleniyor.
'Hücre'ler geçmiş zaman içinde donup kalmış, kapısı kapatılıp yıllar sonra yeniden
açılmış karanlık odalar gibi. Her biri örümcekler, aynalar, iğnelerle dolu ürkütücü
labirentler sanki. Her oda aynı zamanda birer kafes, birer inziva hücresi. İnsanın
'kendi yansımasıyla barışabilmesi' olarak gördüğü aynalarla dolu bu odalarda elbiseler,
eşyalar, iskemleler, geçmiş zaman içinde donup kalmışcasına havada asılı. Bourgeois
bütün sanat hayatı boyunca, dürüstçe kendini sorguladığı günlükler tutmuş. "Benim
için çocukluğum, büyüsünü, dramasını ve gizemini asla yitirmedi" diyor. Yıllar
önce babasının hasta annesini, İngiliz dadıyla aldatmasının yarattığı acıyı, bugün
hâlâ yaşıyor gibi. Her bir oda travmatik olarak algıladığı çocukluğuna geri dönüş.
Geçmiş kokan bu odalar arasında yürürken Bourgeois, 'Tahtakurularının yediği çocukluğum'
diye tanımladığı geçmişinin hikâyesini, ustaca seçilmiş sembolik objeler aracılığıyla,
seyircinin kulağına fısıldıyor sanki.
'Maman' (1999) Bourgeois'nın en bilinen eseri. 1990'larda yapmaya başladığı büyük
boyuttaki örümcek heykeller serisinden biri. Örümcek pek çok şeyi temsil ediyor
Bourgeois için: dişilik, doğurganlık, annesi ve annesinin çıkrık ve iple olan
ilişkisi, korku. Kendisi olarak da gördüğü örümcek, saldırgan olduğu kadar, koruyucu
da: Hiç yılmadan, sürekli ağını tamir eden cesur, çalışkan bir işçi.
Yıllar boyunca biriktirdiği kumaş ve goblen parçalarını kullanarak oluşturduğu,
içi doldurulmuş üç boyutlu geometrik biçimdeki, kırılgan, kule heykelleri, sanatçının
son yıllarda yaptığı çalışmalar. Camdan bölmelerin ardındaki eski havlu parçalarından
yapılma insan başları, şimdiye kadar kullandığı malzeme ve biçimleri farklı boyutlarda
ve biçimlerde yeniden çalıştığı küçük figüratif heykeleri, son 70 yılın vitrininden
bize bakıyorlar.
96 yaşında hala üretiyor
Bu sergiyi gezerken günümüz modern sanatında bize yeni gibi sunulan pek çok temanın
Bourgeois tarafından yıllar önce ele alındığını fark etmemek mümkün değil. Bireysel
deneyimlerimizin evrensel ortaklıklarını bulup çıkarma isteği hâlâ taptaze. Yalnızca
ona özgü, inanılmaz canlı vizyonuna bunca yıl sadık kalabilmesi hayret verici.
Her ne kadar kırılganmış gibi görünse de aslında çok sağlam bir egosu var. Sanırım
onu 96 yaşındayken bile hâlâ sorgulamaya ve üretmeye iten gücün kaynağı da bu.
Sanatındaki esneklik, yeniyi arayış ve yaşadığı ana sımsıkı sarılma güdüsüyle
hâlâ üreten Bourgeois'nın yakında Londra'da yeni bir sergisi daha açılacak.
"Motivasyonumun nereden geldiği değil, hâlâ nasıl canlı kalabildiği önemli" diye
yazmış bir eserinde. Erkek egemen sanat dünyasında ayakta kalabilmenin tek yolunun
üretmek olduğunu savunuyor. 'İnsanoğlu var olduğu sürece modern sanat da var olacak
ve sanatçı yaratmaya devam edecek" diyor Bourgeois.
Radikal Gazetesi
Özlem SOLOK