“Dekoratif parke işi hoş ve değişik bir çalışma, aslında bizim geleneğimizde
pek yok. Osmanlı’nın son döneminde Dolmabahçe, Beylerbeyi ve Yıldız Saraylarında
bulunan parkeler bunlar. Batının etkisiyle; çünkü oradaki saraylarda, şatolarda,
zengin evlerinde var. Bizim ustalar, İtalyan ustaların buradaki uygulamalarından
ya da gidip oradan öğrenmiş olabilirler.”
Sizi tanıyabilir miyiz ?
Ahşapla uğraşım baba mesleğinden geliyor; 1960’lı yıllarda kereste, tomruk,
orman ürünleri işliyordu. Zamanla daha ince işlerine başladık. Rabıtalı malzemeler,
profilli ahşaplarla ilgili çalışmalar yaptık. Neredeyse atölyenin içinde büyüdük.
Bunun yanında mesleğe dair temel olabilecek bütün bilgileri gördük ve öğrendik.
Ben buna “Kulağımıza talaş kaçtı” diyorum. Ahşap ile olan ilişkimi hiç bırakmadım.
Liseyi bitirdikten sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nin Mimarlık bölümüne girdim.
Akademi’de de ahşapla ilgili çok değişik çalışmalarım oldu. Şu an halen öğrenciyken
yaptığım ahşap maketleri kürsüde görebilirsiniz.
Nasıl maketlerdi bunlar?
Ben Karadenizliyim. Geleneksel Karadeniz mimarisiyle ilgili ahşap çalışmalardı.
Proje ve maket olarak vermiştim o projeleri. Çok da güzel olmuşlardı. Bayağı büyüklerdi;
1/10 ölçeğindeydi maketler.
Hocamın da çok hoşuna gitmişti. 1985’li yıllardan 1990’a kadar ahşabın ticaretini
yaptık ama çok fazla bir tat alamadık. Ardından restorasyon işine girdim, çünkü
restorasyon yapan müşterilerim vardı. Eski eser ahşap binaların restorasyonlarını
yaptım.
Hangi evlerdi bunlar?
Emirgan Boyacıköy’deydi. Restorasyon işini bıraktım artık yapmıyorum. Şundan
dolayı restorasyon isteyen kişiler yapılacak işi marangozla kıyaslıyor; işte biz
bir marangozdan fiyat aldık da siz niçin yüzde yirmi beş daha fazla fiyat istiyorsunuz
diyorlar. Böyle şeylerle karşılaştık.
Tahta Kilim adını verdiğiniz parke çalışmanız çok ilginç..
Dekoratif parke işi hoş ve değişik bir çalışma, aslında bizim geleneğimizde
pek yok. Bu bizde Osmanlı’nın son döneminde Dolmabahçe, Beylerbeyi ve Yıldız Saraylarında
bulunan parkeler bunlar. Batının etkisiyle (çünkü oradaki saraylarda, şatolarda,
zengin evlerinde var) bize son zamanlarda geçmiş.
İtalyan ustaların buradaki yaptıkları uygulamalarından ya da bizim ustalar
gidip oradan öğrenmiş olabilirler; bir arkadaşım Yıldız Sarayı’nda restorasyon
yapıyordu. Orada gördüm. Daha sonra yapar mıyız yapamaz mıyız diye düşündük, uğraştık
ve yaptık. Güzel şeyler çıkardık ortaya; hemen hemen on sene önce başladık dekoratif
parkeye. Yine o dönemde Meliha Avni Sözen Sergi Merkezi’nde bir fuara katıldık.
Ziyaretçilerin çok hoşuna gitti ama ellerini ceplerine atıp talep eden olmadı
o zamanlar.
Bunun nedeni nelerdi?
Üretimi çok pahalıydı. Parke fiyatlarının üzerinden 5–10 kat daha fazlaydı.
Çünkü tırnak büyüklüğünde ufak ufak parçaları bir araya getirdim, metrekarede
500 – 1000 parça; 3700 parçaya dek çıktım öyle parkem de var halı gibi bir şey
yaptım. Geleneksel halı ve kilim motifli lamine dekoratif parkeleri uygulama alanları
olarak daha çok itibar mekanlarda düşünüyorum. Bir mekana girdiğinizde ilk göze
çarpan ve statükoyu belirleyen dekorasyondur.
Nasıl işlediniz?
Kontraplak üzerine ahşapların yapıştırılmasıyla elde ettiğim mozaik gibi
bir parke bu. Günde tutup da yüzlerce metrekare çalışamazsınız günde 1-2 m2 yapabilir,
belki 1m2 bile yapamayabilirsiniz.
Ama bu bahsettiğim çok ekstrem bir çalışma. Normal standart da diyelim ki
metrekarede 500-600-1000 parçaya kadar üretilebilecek parkeler var. Bir de şunu
düşündüm biz bu parkeyi yapıyoruz, bunu Avrupa’lı yapmış İtalya’dan Türkiye’ye
geliyor, geliyor da şimdi ben bunu niye yapayım? Bir şey kazanamayacağım ki ondan;
biz de bir Batı hayranlığı var ben niye onun ürününü taklit edeyim ki benim bu
güne kadar yaptığım her şey orijinal.
Düşündüm orijinal ne yapabilirim diye; halı-kilim desenlerini ahşaba uygulamaz
mıyım? Oradan bir çıkış yakaladım eskilerde böyle çalışmalar yapmışlar, batıyı
taklit etmemişler onlar da orijinal çalışmalar sergilemişler. Parkeyi yaparken,
kendi geleneksel motiflerini uygulamış, İslam mimarisindeki geometrileri kullanmışlar.
Avrupa’yı taklitten kaçınıp, kendi orijinal motiflerini onların tekniği ile uygulamışlar.
Biz o ürünü gördük ama nasıl yapıldığını bilmiyorduk. Kendi kafamızda “ha
bu böyle yapılır” diye bir teknik geliştirdik. Dedik “tamam”, bu işi kendimiz
yapabiliriz. Ne yapacağız pekiyi? Halı-kilim yapacağım dedim. Kültür Bakanlığı
tarafından yayınlanmış olan dört ciltlik bir kitabın halı-kilim desenlerinden
esinlenerek ya da bazen onlara benzeterek çok güzel motifler elde ettim.
Çok önceleri bir Amerikan dergisinde, dört tarafı radüslü uzun boy parkeler
gördüm. 60 derece kenarlarını keserek eşkenar üçgenler ve bunların yan yana getirdiği
kombinasyonlarla değişik parke desenleri çıkardım ortaya. Sonuçta bunun adı 60
derecelik parke... Bu da dekoratif parke tarzında yan yana, değişik renkli ağaçları
bir araya getirdiğinizde farklı görüntüler, geometriler ortaya çıkıyor Bu da çok
değişik bir çalışma.
Bunu tek renk yaptığım zaman yani renkli ağaçları yan yana getirmediğim
zaman; birbirleriyle birleştikleri noktaya baktığınızda deseni algılayamıyorsunuz.
Bu sefer kenarlarını kırıp, balık sırtı yuvarlattığım zaman, desen ortaya çıktı
ve üç boyutlu bir görüntü meydana geldi. Fuarda bundan da örnekler vardı. Koyu
renkli bir ağaçtan yapmıştım. Herkes geldi buna takıldı.
Öbür tarafta çok daha değerli dekoratif halı-kilim vardı ama bu çok daha
dikkat çekti. Fiyatı daha ekonomik çünkü, her ahşabın fiyatı farklı, cinsine göre
değişiyor. Kişi bir deseni beğenip seçtiği zaman hangi renkleri istiyor evindeki
eşyaların rengine göre veya tahayyül ettiği hoşlandığı bir renk varsa işte açık
renk sever koyu renk sever vs... O ağaçlardan bu talebi karşılıyoruz. Bizimki
tamamen butik çalışma, sipariş üzerine yapıyoruz, fabrikasyon üretimimiz yok.
Ama bu radüslü parkelerimizde bir nevi seri üretimi tarzımız var o biraz daha
kolay üretilebildiği için fiyatı diğerlerine göre ekonomiktir.
Dekoratif parke uygulamasında gerçekleştirdiğiniz projeler?
Rusya’da bir bankanın genel müdür odasının dekoratif parke uygulamasını
gerçekleştirdik. Yıldız Sarayı’ndaki parkenin neredeyse -ana çizgileri aynı ama
iç yapıları farklı- bir benzeriydi. Yaptığımız işi çok beğendiler, daha sonra
aynı bankanın kendi yatırımları olarak bir bina almışlar. O binanın doğramalarının
restorasyonu vardı yaptığımız; parkenin yüzü suyu hürmetine işi bize verdiler;
oradaki güzel işçiliği görünce dediler ki bu adamlar bu işi iyi yapıyorlar. Bize
teklif ettiler doğramasını yaptık. Gittik ve monte ettik.
Kütük ev çalışmalarınız hakkında neler söyleyebilirsiniz?
17 Ağustos Depreminden sonra ne yapabiliriz ne edebiliriz gibisinden kütük
evlerle ilgilendik. Kütük ev bizim ülkemize göre bir sistem değil. İsveç, Finlandiya,
Amerikan mimarisi de bize göre değil; cumbasıyla, girişiyle, saçaklarıyla Türk
evi tarzında kütük ev projesini maketleriyle yaptım.
Bazı insanlarla görüştüm. Çok hoşuna gitti insanların ama iş yapmaya gelince
hiç kimse yanaşmıyor. Demek ki bu doğru bir yol değil. Daha sonra karkas bina
üzerinde çalıştım. Nasıl ucuz yaparım? -çünkü kütük evin kereste maliyeti fazla-
karkas bina yaptığınız zaman sonuçta karkasta dikmeler ve bir iskelet yapıyorsunuz
binayı o taşıyor; buna çok büyük bir miktarda kereste gitmiyor.
Aslında bunda kullanılan malzeme çok pahalı değil. Ev yapımında kullanılacak
olan kereste pahalı değildir. Sistemi geliştirdim. Bunu nasıl ucuza maledeceğimi
düşündüm. Ve endüstriyel üretime dönük bir karkas ev sistemi kurdum; örneğin bir
kişi sizden bir ev alıyor ve evini kuruyorsunuz. Ailenin ileride nüfusu artıyor.
Her çocuğu olduğunda isterse bir oda daha ilave edebiliyor buna.
Bir kat daha üstüne çıkabileceği modüler bir sistem geliştirdim. Bütçeniz
neye elveriyorsa o sistemle bu evi kaplayabilirsiniz. Bu dikmeleri, ara çapraz
bağlantıları, ara izolasyonları çok büyük rakamlara çıkmayan, kaba olarak 200
USD’a mal edilebilir. Bir ceviz kabuğu düşünün, ben o ceviz kabuğunu yapıyorum,
siz içini nasıl yapıyorsanız yapın. İstediğin gibi döşe, ister seramik kapla,
ister altın kapla ne yaparsan yap. Ben bu sistemi çok uygun bir fiyatla kuruyorum.
Bu sistemi geliştirdim ve kurdum ama bunu yapacak bir sermayem yok. Böyle
bir sermayedar arıyorum. Çıkarsa öyle birisi oturur fikir üretiriz. Türkiye’de
depremden kimse ölmemeli. Türkiye’nin en büyük yanlışı hâlâ beton bina yapılıyor
olmasıdır. Kuzeyimizde Sibirya ormanları var malzeme ucuz ve bol, teknoloji ilerledi.
Ahşabı her hale sokabiliyoruz. Hatta asitborik emdirip yangına karşı belli
bir koruma sağlayabiliyoruz. Gerektiğinde çok büyük açıklıkları lamine kirişlerle
geçebiliyoruz. Daha ne olsun, lütfen helvayı yapalım artık!
Bu konuyu biraz açar mısınız?
Şu anda İstanbul’da ahşap ev yapamazsınız. Literatürde ahşap evin karşılığı
yok. Sizi Belediye ne ile denetleyecek? Beton evlerin denetimi var. Normları,
statikleri, tesisat projesi yapıyorsunuz. Ahşap evin statiği yok, bu statiği kim
denetleyecek? Statiği yapacak adam yok. Ha ben yaparım bir binayı, o bina çökmez
ama ben acaba fazla mı kullandım keresteyi? Neden fazla kullanayım o zaman pahalı
oluyor, ama bu seferde az kullanırsam bu seferde sakat oluyor.
Yani bunu statikleri ahşapların birleşme noktalarının demir çelik aparatları
var. Bunlar sağlıklı mıdır? Test edilmiş midir? Belli değil. Avrupalı bunu yapıyor-satıyor
ama oranın bir standardı var, biz buraya gelenleri bilmiyoruz. Bilgimiz yok. Bana
okulda da bu bilgi verilmedi. Geleneksel usûlde ben bir ahşap bina yaparım. Ama
onu Belediye’de geçiremem bana iskan veremezler. Beykoz’da bir arkadaşım ahşap
bina yapıyordu.
Projesini benden rica etti. Çizdim verdim. Kendi sistemi vardı. Amerikan
karkas sistemi bir inşaat tarzı belirlemiş ona göre yaptı ve uyguladı. Daha sonra
Bayındırlık’tan imara uygun olması için benden bazı şeyler istediler. Gittim görüştüm
oraya imar vermek için benden statik istediler. Bunun statiği yok. Sonuçta bir
buçuk katlı bir bina.
Bunun statiği mi olur? Statiği olur da, yıkılacak bir şey değil zaten fazladan
kullanılmış bir malzemesi var. Depremde her taraf yıkılsa o ayakta durur, hiç
bir şey olmaz. Bu konularda baş vuracak bir mercii de yok. Bakanlık da böyle çalışmıyor.
İnşallah kulaklarına gider duyarlar da böyle bir çalışma yapar ve ahşap binaların
önünü açarlar.
Ahşap kapılar yapıyorsunuz...
Kündekâri kapılar yapıyoruz. Fuarda sergilediğimiz kündekâri kapıyı benden
kardeşim İsmet Terzi kapının kündesini çizmemi istedi. Arabesk motifini çizip
verdim. Sitemizin (İkitelli Keresteciler Sitesi) cami kapısıdır o. Literatür aradık
hiçbir yerde her hangi bir belgeye rastlayamadık.
Daha sonra kardeşim düşündü taşındı -serde mühendislik var- kendince bir
formül geliştirdi. Nasıl yapacağını tahayyül etti tasarladı ve ona göre yaptı.
Bu arada bizim Üniversitede ders vermiş bir profesör hocamız (İ.Hulusi Güngör)
görüp beğendi ve ata yadigarı bu sanat eserini yaşattığımız için bize teşekkür
etti. O hoca öğrenciliğinde Süleymaniye Camisi’nin ana kapısı (o zaman yerdeymiş)
restore edilecekmiş.
Hocası da onu görevlendirmiş. “Git o kapını rolövesini çıkar da gel” diye.
Bize kündelerin nasıl bir araya getirildiğini anlattı. Kendi düşündüğümüz tarzda
bir araya getirmiştik. Yaptığımız doğruymuş.Yalnız künde aynalarının çerçeve parçalarıyla
kontr parçaların birleşmesinde farklılıklar vardı. Bizde hocaya dedik ki; “hocam
elinizde bir belge varsa bize verin sonrakilerde onu uygulayalım veya üzerine
düşünelim”. Çünkü akıl akıldan üstündür.
Yani zamanında bunu yapmış olan usta da ustasından görmüştür. Biz hiç kimseden
görmeden yaptık bu kapıyı. Tamamen kendi düşüncemizin ürünü. Daha sonraları kardeşim
kapıyı yaparken kameraya aldım. Bir belgesel olsun yarın bir gün isteyen biri
olursa vermek üzere. Hatta fuarda restorasyon okuyan bir öğrenci geldi. Elimde
bulunan 5-6 CD’den bir tanesinin kopyasını ona verdim.
Öğrenciye belgeseli sadece kendine saklamamasını, diğer öğrenciler ve hocalarla
paylaşmasını, kündekâri kapının nasıl yapıldığını görsünler diye salık verdim.
Aslında çizimleri bir araya getirip kitaplaştırmak lazım ama zamanım müsait değil.
Öğrenciyken Almanya’ya Kassel Üniversitesine Karadeniz geleneksel mimarisi üzerine
bir çalışma yapmıştım. Maket geri geldi. Proje ile kitapçık vardı. Kullanılan
el aletleri dahil hepsini tek tek çizip belgelemiştim Almanlar el koydu. Proje
geri gelmedi.
Kameriye de yapıyorsunuz...
Çardak da deniyor halk arasında. Yine kamelya diyorlar yanlış bir isimlendirme
tabii. Kullanım amacı bahçede, açık alanda koruganlı güneşten yağmurdan etkilenmeden
altında çay içilebilecek, yemek yenilebilecek bir yapı. Trabzon’da buna Serender,
Rize tarafında Nayla derler.
Bunun yöredeki kullanım şekli tahıl anbarıdır. Ayaklar üzerine kameriye
yaptım. Sonuçta bir yere gidiyorsunuz. Arabanız dışarıda kalıyor. Güneşin altında
yanıp pişiyor. Bu ayakların altına arabanızı çekebilir ve üstünde ailece yemeğinizi
yiyebilirsiniz. Aslında bu şekilde yapmam eğimli araziden faydalanabilmek içindi.
%100 eğimli arazi üzerine bile kurulabilir ve bu araziden faydalanılabilir ve
seyir terasları yapılabilir.
Son olarak eklemek istediğiniz?
Son olarak, yapılabilecek daha çok şey var. Üretim için çaba sarfeden insanların
önünden engelleri kaldırın, onları arkalarından itin. Öyle bir itin ki ayakları
yerden kesilsin, uçsunlar, ülkemizi de taksınlar peşlerine uçursunlar.
Kaynak: parkeonline.net