Koruma çevresinin tanınmış isimlerinden Prof. Dr. Jukka Jokilehto, “koruma” kavramının
ve politikalarının zaman içinde geçirdiği değişime işaret ederek, koruma ile ilgili
politikaları güncel eğilimlere göre yenilemenin ve çeşitlendirmenin önemli bir
gereklilik olduğunu söyledi.
İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ICUS Yıldız Teknik Üniversitesi
Uluslararası Kentsel Çalışmalar Araştırma Merkezi tarafından, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin
ev sahipliğinde gerçekleştirilen "Kentsel Sit Alanlarında Alan Yönetimi" başlıklı
toplantı, akademik çevrelerce ilgiyle karşılandı. YTÜ Mİmarlık Fakültesi Dekanı
Prof. Dr. Zekai Görgülü ve İBB Genel Sekreter Yardımcısı Şaban Erden'in açılış
konuşmalarından sonra, toplantının önemine dikat çeken ICOMOS Türkiye Ulusal Komite
Başkanı Prof. Dr. Nur Akın’ın başkanlığında gerçekleştirilen ilk oturumda, ICCROM
Genel Direktör önceki Yardımcısı, ICOMOS Uluslararası Eğitim Komitesi Başkanı
Prof. Dr. Jukka Jokilehto şöyle konuştu;
“UNESCO’nun1972 yılında gerçekleştirdiği Dünya Miras Konvansiyonu’nda kültür
insan topluluğunun hayati bir koşulu olarak varsayılmıştır. İnsanlığın kültür
ürünü olan mirası, evrensel değer olarak ele alınmalıdır. Bu durum UNESCO’nun
2001’deki ‘Kültürel Çeşitlilik Üzerine Evrensel Deklarasyonu’nda ve 2005’teki
Kültürel İfadenin Korunma ve Teşvikine İlişkin Alt Konvansiyonu’nda karakterize
edilmektedir. Evrensel kültür ve doğal mirasın modern tanımı ise 1998 yılında
Amsterdam’da yapılan Dünya Miras Konvansiyonu’nda tartışılmıştır; tüm insanlığın
ortak kültürüne işaret ettiği açıklanan çıkarımlar seçkin evrensel değer olarak
tanımlanmıştır."
İtalya’dan farklı sesler
Jokilehto, kentsel korumaya ilişkin etkili hamlelerin, ekolojik ve doğal değerlerin
farkına varılması ile mümkün olduğunu belirterek, 1975 yılında Avrupa Konseyi’nin
Avrupa Mimari Mirası Kartası’nda ‘eski kentlerdeki ve özgün yerleşimlerdeki doğal
ya da insan yapısı yapılar’ ile ilgili sorunlara çözüm olarak ‘bütüncül koruma’
kavramı ile sunulduğunun altını çizdi. 1950’lerden itibaren İtalyanların, bütüncül
parçalanmamış bölgeyi tarihi bölge olarak algılamaya yönelik bir anlayış geliştirdiklerini
ve tarihi merkezi korunacak çevrenin kentsel planlama normlarının ana elemanı
olarak ele aldıklarını dile getiren Jokilehto, “1970’li yıllar koruma-kullanma
durumuna ilişkin gelişmeler için dönüm noktasıdır. Stratejik planlama kavramının
da geliştirildiği bu zamanlama diliminde merkezi yönetim ya da merkezileşmenin
yerine merkezisizleşme, özel sektörün etkisiyle pazar ekonomisinin yönlendirdiği
yeni bir döneme girilmiştir. O yıllarda varolan koruma yasaları ve normları, bu
yeni durumu karşılamaya henüz hazır değilken geçmiş planlama politikalarının tanığı
ve kültürel mirasın asıl bileşenleri olan tarihi kent dokuları geri döndürülmez
etkilerin doğrultusunda değişime uğramıştır”
“Yönetim planı bir süreçtir, başı sonu yoktur”
“Yönetim Planlaması; Kültürel Miras Yönetimi” başlıklı bir konuşma yapan Oxford
Brookes Üniversitesi’nden Dr. Aylin Orbaşlı, yönetim planlamasının amaçlarını
koruma, yönetim, tanıtım, eğitim, ziyaretçi yönetimi ve sürdürülebilirlik şeklinde
sıraladı. Yönetim planının amaçlarını ise yasal düzenin yerinde olmasını, tarihi
alanın öneminin ve değerinin korunmasını, idari olanakları ve alt birimlerin ortak
çalışmasını sağlamak şeklinde sıralayan Orbaşlı, “Yönetim planı bir süreçtir,
başı sonu yoktur. Yönetim planı değişir. UNESCO’nun önerisi, yönetim planının
5 yılda bir revize edilmesidir” şeklinde konuştu.
Orbaşlı yönetim planlamasının yapıldığı Lyon Kentsel Yenileme Projesi’ni örnek
göstererek, Lyon'da belediye ve halkın işbirliği neticesinde açık mekanın paylaşımı,
kentsel mekanda açıklık, mağaza tasarımı gibi konularda uzlaşma sağlanarak modern
kent imajının yaratılmasında alınan ortak kararlar ile hareket edildiğini dile
getirdi.
Amaç, stratejik yaklaşım eksikliğini gidermek
Toplantının ikinci oturumunda konuşan İTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir Bölge Planlama
Bölümü’nden Prof. Dr. Nuran Zeren Gülersoy, “Koruma Alanlarında Planlama ve Alan
Yönetimi” başlıklı konuşmasında, koruma alanlarındaki planlama ve alan yönetiminin;
stratejik yaklaşım eksikliğini gidermeyi amaçladığını belirtti.
Gülersoy şöyle konuştu: “Koruma alanlarındaki planlama ve alan yönetimi, kültürel
mirasın korunması için gerekli olan stratejik planlamanın dışında, kentin gelişimi
içinde yeniden tanımlanan koruma alanlarına bütünleşik bir yeniden canlandırma
(revitalizasyon) kazandırır. Koruma politikalarının bölgesel politikalarla bağdaşmamasından
ortaya çıkan yasal altyapı için zemin hazırlar. Merkezi ve yerel yönetim arasında
varolan eşgüdümsüzlükten doğan araç ve kaynak kullanımının sağlıksızlığını giderir.
Alan yönetim planının en önemli bileşenlerinden biri katılımcılıktır, dolayısıyla
koruma alanı içinde varolan halkı bilinçlendirerek ortak bir çözüm arayışına girmek
yönetim planının asli sebeplerinden biridir. Yönetim planları, Dünya Mirası Alanları
için yol gösterici rehberdir. Alanın kullanıcı ve ziyaretçileri için strateji
belirleyen, bilgilendirme amaçlı, yasal hükmü olmayan bir plandır. Kültürel değerleri
yasal, yönetimsel, mali metotlarla koruyan, eylem planları içeren, rehberlik eden
bir belgedir.”
Prof. Dr. Jukka Jokilehto
Alan yönetiminde hukuki sorunlar
Kocaeli Hukuk Fakültesi’nden İstanbul IV Numaralı KTVKBK üyesi Doç. Dr. Nusret
İlker Çolak ise konuşmasında “Alan yönetim planı nerede durmaktadır?” sorusuna
cevap aradı. Alan yönetim planının, merkezi idare birimi mi, yerel idarelerin
uzantısı mı yoksa yeni bir birim mi olduğuna karar verilmediği sürece, anayasayla
uyuşmayacağını söyleyen Çolak, yönetim planının yeni bir birim olarak şekilleneceği
takdirde de oluşacak sorunlara dikkat çekti.
Çolak, Tarihi Yarımada için kendine özgü yapısıyla mevzuata yeni giren alan yönetim
planının beklentilerine uygun olmadığının altını çizerek, turizm pazarlama alanı
olarak düşünülen Tarihi Yarımada’nın dönüşümünde sosyal yapının göz ardı edilmemesi
gerektiğini ifade etti.
İstanbul için yapılması gerekenler
Pamukkale Yönetim Planını hayata geçiren Akan Mimarlık’tan Mimar Tanju Verda
Akan ise Pamukkale Yönetim Planı’ndan hareketle İstanbul için yapılabileceklere
dikkat çekti. Akan, 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olacak İstanbul için,
aynı yıl kültür başkenti seçilen ve Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Essen
ve Pecs kentlerinin örnek alınabileceğini dile getirerek, yapılması gerekenleri,
“sit alanının tanımlanması ve proje alanının belirlenmesi, mevcut durumun değerlendirilmesi,
mevcut problemlerin saptanması, SWOT analizi, önemli değerlerin belirlenmesi,
dünyadaki alan yönetim planları ile karşılaştırmalı çalışmaların yapılması, tüm
alanların ve anıt eserlerin taşıma kapasitelerinin hesaplanması, sit alanının
kültür mirasının korunması yönünden bölgelere ayrılması, koruma felsefesinin oluşturulması,
ziyaretçi yönetim planının oluşturulması, sunum, tanıtım ve bilgilendirme için
planlama, izleme, değerlendirme ve raporlama sistemi” olarak sıraladı.
yapi.com.tr
Filiz YAVUZ / Işıl GÖRECİ