Havaların ısınmasıyla doğada da renk şöleni yaşanmaya başladı. Parklar, bahçeler
renklenirken evinizin balkonunu, terasını bu çiçek şölenine hazırlayabilirsiniz.
Doğa canlanıp renklenmeye başladı. Parklarda, bahçelerde çiçekler yenileniyor,
çimler kesiliyor. Ağaçlar Cezanne ya da Matisse'in tablolarında olduğu gibi zarif
çiçeklerini açmaya başladı; pembe, beyaz, sarı, yeşil birbiriyle yarışıyor.
Erik, badem, kiraz ağaçlarının çiçeklerini seyre doyum olmuyor. Mis kokulu
mimozalar patladı, başta İstanbul'un Adalar'ı olmak üzere bazı evlerin bahçelerinde
sarı cümbüşü yaşanıyor. Her ne kadar "Onlar mimoza değil, akasya," diyen bitki
uzmanlarımız olsa da biz onları mimoza olarak seviyoruz.
Sırada mor geçidi var. Önce nisan ayının sonlarına doğru erguvan şenliği
olacak, ardından baş döndüren kokusuyla mor salkımlar saracak her bir yanı. Yaşadığımız
yer neresi olursa olsun; ister şehir, ister kasaba ya da köy; başımızı kaldırıp
çevremize baktığımızda en etkileyici tablolardan daha güzel manzaralarla karşılaşıyoruz.
Yeter ki ağaçları, çiçeği sevelim.
"Çevreme baktığımda betondan başka bir şey görmüyorum," diyenler de genellikle
evinde ya da balkonunda hiç çiçek yetiştirmeyenler oluyor. Bahaneleri de hazır:
"Ben yetiştiremiyorum, bakamıyorum, ne alsam, hep kurutuyorum.'' Oysa günlük iş
yoğunluğunuz ne olursa olsun 10-15 dakikadan fazlasını istemeyen rengârenk dostlarımızın
bakımı ve yetişmesi hiç de o kadar zor değil.
Tek istedikleri sağlam toprak, güneş ve biraz su. Gerisi zaten onların içlerinde
var. Unutmayın, çiçekler de mevcut enerjileriyle evimizdeki diğer minik dostlarımız
gibi bize güzel enerjiler sunarlar.
O halde, gelin bu bahar yalnız doğadan beklemeyelim, balkonlarımızı, terasımızı
ve bahçemizi çiçek şölenine çevirelim. "Balkonum, terasım yok," diyenler için
de kolayı var.
Pencerelerininin önüne koyacaklarını birer saksı ve içine yerleştirecekleri
sardunya, mor salkım, begonvil ya da papatyalarla bu şölene katılabilirler. Böylece
o beton duvarlar bile renklenir ve bütün olumsuz 'beton yığını' şeklindeki mimari
söylem anlam değiştirir.
Çiçekler rüzgârı sevmez
Hemen her ortamda yetişen çiçeklerin tek sevmedikleri rüzgârdır. Fazla
güneşle bile, yeterince sulanınca ya da büyükçe bir şemsiye yardımıyla başa çıkabilirler,
ama keskin rüzgârlar, onları da serseme çevirir. Çözüm için balkon ya da terasınızda
çiçekli bitkilerinizi ya rüzgâr almayacak yerlere koyun ya da rüzgârı kesecek
paravanlar hazırlayın.
Mart ayında tohum ve çiçek ekilir
Çiçek tutkunları havaların ısınmasıyla saksılarını elden geçirmiş, toprakları
havalandırıp yenilemiş, çiçeklerin kuruyan yapraklarını ayıklamıştır. Unutmayın
mart, tohum ve çiçek ekme ayıdır.
Eğer sıfırdan başlayıp doğanın mucizelerine gün gün tanık olmak istiyorsanız,
sevdiğiniz birkaç çiçeğin tohumunu alıp saksılara ekebilirsiniz.
Birkaç günde bir sulanıp, nemli kalmaktan başka bir ihtiyaçları yok. Minik
minik filizlenip, zamanla boy verip çiçek açmalarını takip etmek ayrı bir zevk.
Papatya, kedi gözü, fesleğen. Tercih sizin.
En cefakâr çiçek sardunya
Kırmızının, pembenin her tonunun yanı sıra, beyaz renkleriyle sardunya,
çiçek ailesinin en cefakâr üyesidir. Saksıdan kırıp toprağa ektiğiniz bir dal,
kısa süre sonra çoğalıp yeni kökler verir.
İster balkonlardan, pencerelerden sarkan sakız çeşidi, ister dik uzayıp
giden normal çeşidi. Ayrıca sardunya çok su da istemez. Pencere önlerine çok yakışır.
Kokularıyla mest edenler
Eğer balkon, teras ya da bahçenizde yeterli yeriniz varsa, mutlaka sevdiğiniz
bir kokulu çiçeğe de yer verin. Mis kokulu yasemin, hanımeli, melisa, lavanta
ya da ıtır. Üstelik bu çiçekler o kadar dayanıklıdır ki. Bütün bir yaz ve sonbahar
çiçek açarlar.
Kaynak: Sabah