Bastille Meydanı evime 40 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Pazar sabahları, Bastille'de
kurulan açık hava pazarına kadar yaya gittikten sonra okyanusta avlanmış "olta
balığı" levrek ya da çipura satın alıp metroyla eve dönme alışkanlığı edindim
bir süredir.
Bu kez aynı gezintiyi bir çarşamba gününe denk getirdim. Hem o gün pazar kurulu
olmaması hem de iş günü olması daha önce fark etmediğim yeni şeyler keşfetmeme
katkıda bulundu. Örneğin önüme daha önce hayatımda görmediğim güzellikte bir çilingir
dükkanı vitrini çıkıverdi. Vitrinde 11-12'nci yüzyıllara ait anahtarlar, boy boy,
türlü çeşit eski kilitler, sürgüler, kapı kapama, kilitleme aygıtları... İlk işim,
kafamı kaldırıp dükkanın adında Bastille sözcüğü geçip geçmediğine bakmak oldu.
Semtteki lokanta ve eğlence yerlerinin neredeyse yarısının adında mutlaka Bastille
sözcüğü geçiyor.
Ama karşımda şato, manastır, değirmen, kilise gibi tarihi yerlerin anahtarlarını
ve kapılarını tamir eden bir kilit ustası vardı. Kendi soyadı olan Dantin adını
vermiş dükkanına. İçimden "Bastille Anahtarcısı" adını alsa, o ismi taşıyan şu
kadar bar ve lokantaya kıyasla ne kadar da anlamlı olurdu diye geçirdim. Hatta
bir bahaneyle sohbete dalıp bu fikrimi açtığımda Mösyö Dantin'in eşi, şakasına
bile gelemeyip, bu tip bir reklama gereksinmeleri olmadığını, 30 yıldır bu işi
yaptıklarını, vitrindeki koleksiyonu kendi çabalarıyla oluşturduklarını anlattı.
Komutanın kesik kellesi
Yalnızca Fransa'da değil bütün dünyada özgürlük sembolü haline gelen bir sözcük
Bastille. Aslında, Fransa krallarının yaklaşık 250 yıl boyunca, keyfinin istediğini
sorgusuz sualsiz içeri tıktığı eski bir zindanın adı. Hapishane olarak kullanılan
bu ortaçağ kalesini 1789'da ele geçiren ihtilalciler için her şeyden çok önemli
olan husus, kraliyet rejiminin insanları "keyfi tutuklama" imtiyazına son verilmiş
olunmasıydı.
Fransız Devrimi başladığında hiçbiri politik tutuklu olmayan sadece yedi gariban
varmış kalede. Kale komutanı Marquis De Laumey'nin kesik kellesini bir sopaya
geçiren isyancılar, ele geçirdikleri bu barbar savaş ganimetini bütün Paris'te
dolaştırıp krallığa karşı ilk zaferlerini kutlamışlar.
Apaş kavgaları
Bastille mahallesi Fransız Devrimi'nin 200'üncü yıl kutlamalarının yapıldığı
1989'a kadar Paris'in mütevazı semtlerinden biriydi. II. Dünya Savaşı öncesi kentin
ayak takımı olan Apaşların buluşma yeri olarak biliniyordu.
Kıskançlığın Batı ülkelerinde hala fiziki kavga nedeni olduğu o devirlerde hasır
şapkalı, boynunda kırmızı eşarplı, kaytan bıyıklı gençlerin, ince belli genç kızlarla
erotik cava dansı yaptığı eğlence yerlerinde, ha bire kavga çıkıp ortalığın birbirine
girdiği anlatılır.
Harley Davidson cemaati
1989 yılı yani ihtilalden tam 200 yıl sonrası mahalle için bir dönüm noktası
oldu. Bastille Opera Binası'nın açılışı popüler Bastille'i tarihe mal etti. Ortaya,
gayrimenkul spekülasyonunun egemen olduğu, sanat galerilerinin birbiri peşinden
açıldığı, eski eğlence yerlerinin New York taklidi Latin Amerikalı bar ve restoranlara
dönüştüğü Fransız-Amerika karışımı melez bir Bastille çıkıverdi.
Bu arada Paris'in Harley Davidson cemaatinin merkezinin de Bastille'in civar
caddeleri olduğunu, müritlerin yılda birkaç kez dev anası iri motosikletleriyle
burada toplanıp kolektif biçimde horuldandıklarını anımsatmadan geçemeyeceğim.
Burası kente kısa süreliğine gelip yerleşen paralı bohem yabancıların kendine
mekan seçtiği Paris'in en sıcak ve en hareketli yerlerinden biri. Birincisi bile
diyebilirim. Operanın açılması nedeniyle müzik aleti satan dev mağazalar da buralarda.
Kısacası sanat galerisi, tapas bar, motosikletçi ve çalgı aleti cenneti.
Aklıma anahtar ustası Mösyö Dantin ve karısı geldi. Günümüzde Bastille Hapishanesi'nin
kapı kilitlerini tamir fikrinin şakası bile hoşlarına gitmedi diye geçirdim. Nedenini
de galiba biliyorum.
Milliyet PAZAR
SABETAY VAROL