Ankara’nın Keçiöreni’ndeki yerel motiflerin ağırlıklı olduğu süslerle dolu apartmanlar
ileride sorun yaratabilir.. Çare evrensel ölçüleri yakalamak.. Hatta markalaşmak..
İlk Gucci apartmanını heyecanla bekliyorum..
Birkaç gündür, heybe elimizde orada burada sürtüyoruz.. Dün de aniden Ankara’ya
resmi bir ziyaret yaptım.. Antalya’nın “hevesli turisti soyunduran” güneşli havasından
çıkıp Başkent’in karlı bozkırına daldım..
Gün ışığı ile iki üç saat görebildiğim Ankara’da bir gece kaldıktan sonra ertesi
gün yeniden yola çıktım.. Uçak birde ama ben on birde ayrıldım otelden.. Neden
derseniz, havanın meymeneti yoktu da ondan.. Sabahtan belliydi.. Oda penceresinden
bakıyorsun, sis perdesi karşıki binaları örtüyordu..
***
Bizim ahalinin direksiyona geçtiği zaman sisi doğru algıladığından emin değilim..
Normal şartlarda yola saatte yüz kilometre ile dalar.. Önündeki arabanın tamponuna
“anasını emmek isteyen enik gibi” yapışır.. Sis bastığında önündeki arabayı da
görmediği için yolu boş zanneder, gaza daha bir yüklenir.. Üstelik farlarını da
yakmaz..
Bu far yakmama refleksi de bize mahsustur.. Sürücü kısmında “Far yakarsam elektrik
faturası gelir” şeklinde bir boş inanç var.. Ondan yakılmıyor..
Showroom gibi
Hal böyle olunca; insanımızın zekası ile doğa şartları el ele verip yapacağını
yapmış.. Daha sabah saatlerinde çevre yollarda otuz kırk araba birbirine girip,
kendilerini güzelleştirmiş.. Üzerinize afiyet bir de köprü vak’ası patlak vermesin
mi?
Bu köprülerin, üst geçitlerin bir standardı var.. Beş metre altmış santim mi
ne? Kağıt bobinlerinden yedi metrelik bir kule yapan kamyon şoförü, bu yükseklik
uyarısının iki katlı belediye otobüsleri için geçerli olduğunu düşünmüş.. Köprüyü
zorlamış.. Biz geçiş için yolun temizlenmesini beklerken otobanı ambalajlamışlar
gibiydi..
Bunları niye anlatıyorum? Havaalanına giderken, dura kalka çevreyi bol bol seyretme
fırsatım oldu.. Özellikle de yol kenarına sıra sıra dizili apartmanların halleri
dikkatimi çekti..
Her apartmanda bir başkalık var.. Kimi balkonuna Bizans’tan kalma mozaikleri
andıran süsler yapmış.. Birinin balkonunda gül dalına konmuş kuş şakıyor.. Öbürünün
balkonlarında mavi havuzda balıklar oynaşıyor.. Bazıları bu süs meselesini ön
cephede halletmiş.. Ya müteahhidin icat ettiği ya da müteahhidin kızının Oya Dergisi’nden
seçtiği motifleri yukarıdan aşağıya indirmiş..
Bazı binaların ön cephesi; balkondu, pencereydi derken süse yetmiyor.. Bu durumda
olanlar yan duvarlara taşmış.. Özellikle köy motiflerinden derleme süsler sayesinde
bu binaların yan duvarları, çatıdan su basman seviyesine kadar kilimle kaplı gibiydi..
Bir tek süssüz bina yoktu..
***
Bizim geleneksel çini motifleri de bu “takma takıştırma” yarışına dahil edilince
iş başka türlü olmuş.. Özellikle de muhafazakar müteahhitlerin elinden çıkma binalarda
çini motifi ağırlıklıydı..
İlham benden
Bu da otobandan geçen yolculara, kendilerini “Kütahya Porselen” ürünlerinin satıldığı
bir showroom’da gezinir gibi hissetiriyordu.. Dikkatle bakındım.. Binanın tepesine
örtülmüş de dantel işleri ön cepheye sarkıtılmış gibi duran bir “televizyon örtüsü
modeli” süsleme göremedim.. Şimdi yazdım ya! Eminim bir iki Ankaralı müteahhide
ilham verecektir.. İnanmayan öbür inşaat sezonunun sonuna kadar beklesin..
Gazetenin arabası ile beni alana götüren Hasan’a “Bu haller nedir?” diye sordum..
Keçiören Belediyesi’nin çevreyi güzelleştirme icraatıymış.. Bina mı yapacaksın?
Ön veya yan cepheleri süsleyeceksin.. Artık Zeugma antik şehrinden esinlenme mozaiklerle
mi olur? Yoksa Kütahya Porselen vazolarından seçme motiflerle mi olur? Orası paşa
keyfine kalmış..
“Yok arkadaş, ben tasarımcıya para vermem” dersen alırsın pazar yerinden Konya
işi süslemelerle dolu bir çorap.. Oradaki süsleri yapına tatbik edersin..
***
Keçiören Belediyesi bu şartlara uymayanlara yani yapacakları yapıyı dallı güllü
süslemeyenlere ruhsat vermiyormuş.. İyi ediyor.. Beğen beğenme.. Bu da bir tarz..
Hiç yoktan daha iyidir.. Daha önce de ağlaşmıştım.. Bizim yapı sektörü bugüne
kadar sadece Tekel’den ilham aldı.. Tekel, çayı karton kutulara koyup pazarladığından
beri bu böyledir.. Tekel’in normal veya ekstra çay kutuları taşeronlarımızca birer
apartman maketi olarak algılanmıştır.. Şehir yapılanmamızın da kutularla dolu
bakkal rafına benzemesi bundandır..
Fark yarattı
Tekel’in bizzat kendisi de sözünü ettiğim yapılaşmanın etkisi içinde kalmıştır..
Özelleştirmeden önce Ankara’ya iki gökdelen diktiler.. Dünya pazarlarını zapteyleyen
Philip Morris’in bile böyle binaları yoktur.. Gidin bakın.. Bu gökdelenlerin maketi
de üst üste konmuş yirmi çay paketidir..
Keçiören Belediyesi bu “süsleme dayatması” ile bir ilke imza atarken farkını
da yaratıyor.. Ankara’da havaalanı yolu üzerinde gecekondular vardı.. Onlar da
yıkılmış.. Onların hakkından gelen de Başkan Melih Gökçek.. Sefil görünümlü gecekondular
sanki coğrafyadan kazınmış.. Bir tek camiler duruyor.. Çıplak çıplak tepeler üzerinde
cemaatsiz camiler..
Belediye Allah’ın evlerini yıkmaktan korkmuş.. Öyle ya! Kimin malını kimden alıyorsun..
Camilere dokunmamış.. Oradan artan ahaliyi de TOKİ’nin yeni evlerine yönlendiriyor..
İyi akıl..
***
Bush ile Blair geldiğinde hükümet adamları bu misafirleri şehre nereden götüreceklerini
şaşırmışlardı.. Şimdi aslanlar gibi otobana sokarız.. Haa! Keçiören tarzı süsleri
beğenmezlerse, diyeceksiniz.. Onu da hallederiz.. Üç beş apartman dikeriz.. Ön
cepheden yan duvarına kadar Gucci motifi ile kaplarız.. Alın size AB’ye uyum..
Vatan Gazetesi