Temmuz ve Ağustos ayları, ülkemizin en sıcak ayları olarak kabul ediliyor. Bir
çoğumuz bu aylarda izine çıkarak kendimizi serinletmek, şehirlerin boğucu sıcağından
kurtulmak veya bir deniz kıyısına atmak için çabalıyoruz. Yapılan istatistiklere
göre de son yıllarda en çok klima temmuz ayında satılıyormuş. O halde klimalar
icat edilmemiş olsaydı acaba bugün sıcaklara nasıl tahammül ederdik?
Sıcaklık, canlıların yaşamlarını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmeleri
için gerekli en önemli faktörlerden birisi. Ancak sıcaklık faktörü tüm canlılar
üzerinde iki yönlü olarak etkili oluyor. Örneğin her canlının yaşayabilmesi için
optimum sıcaklık koşulları adı verilen bir sıcaklık aralığı mevcut. Buna göre
insanlar -20 ile +30 °C derece arasında normal yaşamsal faaliyetlerini sürdürebiliyorlar.
İnsanların yaşayabilecekleri ekstrem sıcaklıklar ise -40 ile +50 °C arasında değişiyor.
Bu değerler aşıldığında ise bir çok canlıda olduğu gibi insan yaşamı da tehlikeye
giriyor.
Dünyada yaşayan canlı türleri arasında insanoğlu sıcaklık toleransı bakımından
en başarılı tür. Çünkü bitki ve hayvan türlerinin hemen hemen hiçbiri sıcaklık
için bu kadar geniş bir toleransa sahip değil. İnsanların çok düşük ve çok yüksek
sıcaklıklara tahammül edebilme özelliği ise, kendisini çeşitli yollar ile koruyabilmesinden
kaynaklanıyor. Eğer bizler kendimizi sıcaktan veya soğuktan korumayı başaramasaydık
bugün hala göçen kuşlar gibi yazın serin, kışın ise sıcak yerlere göç etmeye devam
ediyor olabilirdik.
Çağımızda geniş bir coğrafyada yaşabilmemizi sağlayan çeşitli ısıtıcılar
ve soğutucular, teknolojinin sayesinde günden güne gelişiyor. Bugün, yapılan bilimsel
çalışmalar sonucunda üretilen astronot elbiseleri ile yüzlerce derecelik sıcağa
ve soğuğa karşı konulabiliyor. Evlerimizde ise önceleri sadece soğutucu olarak
kullandığımız klimalar şimdiler de hem soğutucu hem de ısıtıcı özelliği kazanması
nedeniyle gittikçe yaygınlaşıyor.
Günümüzden binlerce yıl öncesinde insanları sıcaktan ve soğuktan korumak
için yine yeşil bir teknik kullanılıyordu. Bugün ise bu özel tekniğe ekolojik
mimari adı veriliyor. Bu tekniğe göre yapılan evler, bugün en sıcak bölgelerde
bile sıcaktan ve soğuktan kendilerini koruyabiliyorlar. Ekolojik mimariye göre
dikkat edilecek en önemli noktalar ise, evin yapılacağı konum ile yapım sırasında
kullanılan malzeme.
Bugün yazın kavrulan ve kışın ise ısıtmak için küçük bir servet ödediğimiz
evler yerine daha yaşanabilir bir ev yapmak aslında düşünüldüğü kadar zor değil.
Yapacak olduğumuz evin yeri ve konumu çok önemli. Çevremizde bulunan eski yerleşimleri
incelediğimizde, onların bugünkü düz alanların aksine, hep yamaçlarda yapıldığını
görürüz. Bunun sebebi, kış aylarında soğuk hava kütlesinin, yaz aylarındaysa sıcak
hava kütlesinin çukur ve düz alanlarda toplanmasından kaynaklanıyor. Eğer eski
insanlar gibi şehirlerimizi düz ovalar yerine yamaçlarda kurmuş olsaydık, rüzgarlar
nedeniyle yaşadığımız alanlarda devamlı bir hava akımı olacağı için çok sıcak
ve çok soğuk iklim şartlarında bile evimiz daha serin ve ılık olacaktı.
Evlerin yeri ile ilgili ikinci önemli noktaysa bakış. Günümüzde evlerimizi
inşa ederken yaptığımız en büyük hatalardan birisi de evin bakışı. Çünkü bizler
şimdilerde evlerimizi ışığın ve rüzgarın geliş yönünü dikkate almadan genellikle
manzara yönünde yapıyoruz. Böylece yakınında bulunduğumuz denizi, ormanı veya
doğal bir güzelliği görmek için kapı ve pencerelerimizi bazen soğuk havanın geldiği
kuzey yönünde bile yapabiliyoruz.
Böylece evimiz kış aylarında soğuk oluyor ve onu ısıtmamız güçleşiyor. Evlerin
konumunun iyi ayarlanması dışında ikinci bir özellikte evin kapı ve pencerelerinin
büyüklüğü. Öncelikle evimizin kapı ve pencerelerinin kuzeye bakmaması gerekiyor.
Güneye bakan kapı ve pencereler bu yönden esen ılık rüzgarlar nedeniyle evin kışın
ılık yazın ise serin olmasını sağlıyor. Pencerelerin büyüklüğü ve yerden yüksekliği
de çok önemli. Özellikle pencerelerin boyutlarının küçük olması ve yerden yüksekliğinin
gelen güneş ışınlarına göre ayarlanması gerekiyor. Özel bir yükseklikte yapılan
pencereler, yaz aylarında dik açıyla gelen ışığın içeri girmesine engel olarak,
kışınsa eğik gelen ışınların içeri girmesine imkan vererek ısınmayı sağlayabiliyor.
Evi yaparken kullanacağımız malzeme de oldukça önemli. Günümüzden 2000 yıl
önce çimento olmadığı için, taşlar çamur ile birbirlerine yapıştırılıyordu. Bu
yapıştırıcıyı kuvvetlendirmek içinse, çamurun içine keçi kılı ve yumurta ekleniyordu.
Böylece elde edilen harç daha sağlam, daha uzun ömürlü ve yalıtım gücü daha yüksek
oluyordu. Bugünse bu karışımın yerine çeşitli gözenekli maddeler kullanarak ısı
yalıtımı ve dayanıklılık artırılıyor. Taştan yapılan evlerin bir avantajıysa taşın
yazın serin olması ve kışın sıcak olması.
Doğal klimalı bir evi tamamlayan en önemli özellik, iyi düzenlenmiş bir
bahçe. Evimizi kışın kuzeyden gelen soğuk rüzgarlardan korumamız için onun kuzey
bölümüne herdem yeşil, yani yaprak dökmeyen çam, selvi, göknar, sedir gibi ağaçlar
dikmemiz gerekiyor. Bu herdem yeşil ağaçlar evimizin arkasında bir bariyer görevi
yaparak evi kışın kuzeyden esen soğuk rüzgarlara karşı koruyor. Evimizin güney
kısmınaysa meşe, ceviz, incir, dut gibi yaprak döken ağaçlar dikerek yazın gelen
kuvvetli ışınları keserek evimizin önünün gölge ve serin olmasını, kışın ise yapraklarını
dökerek güneş ışınlarının eve ulaşmasını ve evin ısınmasını sağlayabiliriz.
Tüm bunlara ek olarak evlerimizin dış cephesini beyaza boyayarak yazın dik
gelen ışınların yansıtılmasını sağlayarak daha serin kalmasını başarabiliriz.
Kaynak: denizce.com