Eskişehir'de 1989'dan beri kazısına devam edilen, kente de adına veren Dorylaeum'un,
Erken Tunç Çağından Osmanlı İmparatorluğu'na kadar kesintisiz geçen zamanda önemli
bir yerleşim merkezi olduğu belirlendi. Anadolu Üniversitesi (AÜ) Edebiyat Fakültesi
Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taciser Sivas, AA muhabirine, Şarhöyük'ün
Erityalı Dorylaeus tarafından kurulduğuna inanıldığı için Dorylaeum adını aldığını
belirtti.
Şarhöyük'ün kazısına AÜ ve Eskişehir Arkeoloji Müzesi ortaklığıyla 1989 yılında
kazılarının başladığını bildiren Doç. Dr. Sivas, höyüğün 450 metre çapı, 17 metre
yüksekliğiyle Orta Anadolu için önemli bir yerleşim yeri olduğunu kaydetti. Burada
hangi kültürlerin yaşadığını belirlemek için kazıya başladıklarını belirten Doç.
Dr. Sivas, şunları söyledi:
"Burada uzun soluklu bir kültürün olduğunu tahmin ediyorduk. Şarhöyük, Arap kaynaklarından
da Drucilla adıyla geçiyor. İslamiyetin yayılma sürecinde Şarhöyük'e birçok kez
Arap akınları yapıldığını tespit ettik. Bu da Orta Çağ ve Eski Çağ'da höyüğün
kültür sürekliliğini gösteriyor. Bizanslılar ve Kılıç Arslan'ın Selçukluları ünlü
Dorylaeon Savaşı'nda Dorylaeon Ovası'nda çarpışıyor. Şarhöyük, Dorylaeon Savaşı'nda
Bizans İmparatorluğu'nun kalesi olarak kullanıldı.
Şarhöyük, Selçuklular'ın Anadolu içlerine ilerlemesini önlemek için karakol görevi
gördü. Bizans Kralı Komnenos, bizzat Şarhöyük'te bulunan surların inşaatında çalışmış.
Şarhöyük'ün Selçukluların eline geçmesiyle Kılıç Arslan'ın talimatıyla höyükte
bulanan kale yıkılmış."
Piskoposluk merkezi
"Dorylaeum, yedinci ve dokuzuncu yüzyıllar arasında önemli bir piskoposluk merkeziydi"
diyen Doç. Dr. Sivas, şöyle devam etti:
"Dorylaeum'dan baş piskoposların katıldığı konsül toplantılarına bir baş piskopos
gidiyordu. Höyükteki Bizans surları, Roma döneminin üzerine oturuyor. Şarhöyük'te
Roma medeniyetinin izlerine de rastlanıyor. Şarhöyük, Büyük İskender'in ölümünden
sonra dağılan komutanların birbiri üzerinde hükmetmek için savaştıkları yer. Şarhöyük,
Helenistik dönemde önemli bir kent olarak kuruldu. Yunanistan'dan Şarhöyük'e getirilen
Taşoz Adası'na ait şarap anforaları, çanak ve çömlekler buluyoruz.
Böylece, Şarhöyük'ün Ege ile doğrudan ticaret bağlantısının olduğunu anladık.
Bölgede, Frigler'e ait çatısı ahşap direklerle taşınan mekanlar bulduk. Frigler'in
başkenti Gordion ile örtüşün çanak ve çömlekler bulduk. Frig alfabesi ile yazılmış
mühür bulduk. Şarhöyük'te Helenistik dönem öncesinde bir Frig kültürünün yaşadığını
belirledik."
"Şarhöyük, Hititler'in en batı yayılım alanı"
Doç. Dr. Taciser Sivas, Şarhöyük'te Hitit uygarlığı izleri aradıklarını, Hitit
krallarının İzmir'e kadar seferler yaptığını bildiklerini ifade etti. Hititlerin
Şarhöyük bölgesinde ne derece etkili olduğunu araştırdıklarını bildiren Doç. Dr.
Sivas, şunları söyledi:
"Höyüğün güney kısmında Hitit dönemine ait çok güzel bir mahalle bulduk. Tek
avlulu mutfak alanlarından oluşan bir mahalle kazdık. Kazılarda, fırınlar, ocaklar,
mutfak kaplar bulduk. Kazılarımızda Hititlerin başkenti Hattuşaş'tan gelen kral
soyundan bir valinin mührünü bulduk.
Şarhöyük, aynı zamanda Hattuşaş'a bağlı bir merkez olarak tarihte yerini almış.
Böylece Hititlerin yaşam yerinin Kızılırmak'ın doğusuyla sınırlı kalmadığını belirledik.
Hitit dönemine ait bulduğumuz bütün malzemeler, Hattuşaş'ta bulanan malzemeler
kadar kaliteli. Şarhöyük, Hititler'in en batı yayılım alanı. Şarhöyük'teki Hitit
yerleşiminin altında Asur Koloni çağı olan MÖ 2000 yılına ait yapılar bulunuyor.
Bu da erken ve orta tunç çağı için önemli."
Doç. Dr. Sivas, Şarhöyük'ün Osmanlı İmparatorluğu kaynaklarında da yer aldığını
belirterek, "Şarhöyük, Kanuni Sultan Süleyman'a at yetiştiren bir merkezdi. Burada
at çiftlikleri bulunuyordu. O dönemde Şarhöyük'e 'Şehr Höyük' deniyordu. Şarhöyük,
Erken Tunç Çağından Osmanlı İmparatorluğu'na kesintisiz bir kültürü barındırdığı
için dünya ve Anadolu tarihi için çok önemli" dedi.
Nekropol
Doç. Dr. Sivas, 2005'te Şarhöyük yakınlarındaki bir alanda nekropol bulunduğu
tespit ettiklerini belirterek, nekropolün Helenistik dönemden Bizans dönemine
kadar mezarların olduğunu bildirdi. Nekropol alanında zengin bir mezar kültürüne
rastladıklarını ifade eden Doç. Dr. Sivas, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Nekropol alanında oda mezarlardan, kremasyon dediğimiz yakarak gömülmenin yapıldığı
etrafı kerpiç duvarlarla örülü mezarlar ve sandık mezarlar var. Bugüne kadar kentte
bu tip bir nekropol kazısı yapılmadı. Farklı inançlara sahip insanlar, farklı
şekillerde gömülmüş. Nekropolde, günlük giyim eşyaları, cam eşyalar, kaplar bulduk.
Çıkan her tarihi nitelikte eseri koruyarak bir açık hava müzesi oluşturmak istiyoruz."