Birkaç sene öncesine kadar "çevre" denildiğinde dudak bükenlerin sayısı hiç de
azımsanmayacak ölçüdeydi. Çevre haberleri pek umursanmaz, basında da yeterince
yer almazdı. Doğa katlediliyormuş, sanayi tesislerinin bacalarından zehir salınıyormuş,
ne gam! Ancak yıllardır biriken sorunlar, dramatik biçimde insanoğlunun karşısına
çıkınca, gerçek acı biçimde de olsa fark edilmeye başladı. Söz gelimi, geçtiğimiz
yaz hemen herkes "küresel ısınma" hakkında bilgilendi. Çünkü yaşamını doğrudan
etkiliyordu.
Şimdi İzmirlinin kapısında, yaşamını doğrudan etkileyecek bir çevre sorunu bekliyor.
İzmir'in hemen dibindeki Efemçukuru'nda, altın çıkarma girişimi son hızla ilerliyor.
Üstelik hükümet de "altıncı lobi"nin arkasında. Öyle olmasa, yurt savunması için
acil durumlarda uygulamaya konulan "acil kamulaştırma" kararı, Bakanlar Kurulu
marifetiyle burası için alınır mıydı? Üstelik aynı bölgede yer alan, İzmir'in
önemli bir bölümünün su ihtiyacını karşılayacak Çamlı Barajı'nın yapımı için ÇED
raporu bile verilmezken?..
ALTINCI KUŞATMA
Efemçukuru'ndaki gelişmelerin henüz dumanı üstündeyken, bu kez Bergama'daki altın
madenini de işleten Koza Altın'ın, Güzelbahçe'nin hemen üzerindeki Payamlı, Küçükkaya
ve Çamlı köylerini kapsayan alanda altın arama ruhsatı aldığı duyuldu. Yani artık
altıncılar, İzmir'in çevresini kuşatmışlar, yavaş yavaş içine doğru ilerliyorlardı.
Altın istilası, bu yörede yaşayanları da oldukça güç durumda bıraktı. Topraklarını
kaybetmemek için Çamlı Barajı'nın yapımına karşı çıkan köylüler, şimdi karşılarına
altıncılar dikildiğinde ne yapacaklarını şaşırmış durumda.
Güzelbahçe Belediye Başkanı Ertan Avkıran'la, geride bıraktığı dönemi konuşurken,
altıncıların Güzelbahçe'den İzmir'e doğru ilerleyişleri ana konuyu oluşturdu.
Konuşmamızdan bir gün önce, sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle altın arama
bölgesini dolaşıp bilgi almış Avkıran ve doğanın tahribatına daha şimdiden tanık
olmuş. Bu nedenle, kararını da vermiş:
"Orada doğa katledilirken, biz burada seyirci kalamayız!"
MÜCADELE BAŞLIYOR
Bu sözler, aslında yeni bir altın karşıtı mücadelenin sinyallerini veriyor. Öncelikle
Güzelbahçe sınırlarına yeni katılan bu köylerde yaşayanların dertlerine çare bulunması
gerektiğini vurguluyor Avkıran. Köylülerin, ya korkudan ya da başlarına ne geleceğini
bilemediğinden arazilerini sattığını kaydediyor. Bunun için Çamlı Barajı'nın ya
bir an önce yaşama geçirilerek yurttaşlara kamulaştırma bedellerinin ödenmesini,
ya da rahatça tarım yapmalarına olanak tanınması gerektiğini söylüyor. Yani bölge
halkının mağduriyetinin giderilmesini istiyor. Ancak altıncıların bölgeye gelişi
dengeleri alt üst etmiş durumda. Altın ararken siyanür kullanılacak olması Avkıran'ın
endişelerini artırıyor. Avkıran, bölgeyi gezdiklerinde edindiği izlenimlerini
şöyle aktarıyor:
"Burada bütün araştırmalar bitmiş, madenciliğe başlıyorlar. Gittiğimizde de gördük,
bütün o sular Çamlıçay Deresi'ne akıyor ve altın ararken siyanür kullanılması
planlanıyor. Suların oradan kirleneceği, zehirleneceği gün ışığı gibi ortada.
Oradan kaynaklanan en küçük kirlilik bile benim denizime gelmektedir. Buna izin
veremeyiz."
Bölgede asıl değerli altının, burada yetişen sebze ve meyveler olduğunu vurguluyor
Avkıran. Altıncılığın ekonomik olarak ülkeye pek de bir şey bırakmayacağını kaydediyor:
"Buralarda bağcılık yapılıyor, meyve sebze yetiştiriliyor. Altın madenciliği sonrası,
bunların hiçbiri olmayacak. Elmalar, armutlar kuruyacak. Zaten yerli şirket gibi
görünüyor, ama dışarıdan bir şirket olduğu anlaşılıyor. Tamamen dışarıya bağlı
bir çalışma oluyor. Türkiye'nin buradan kazanacağı para 100-200 bin dolar ve bu
altın 10 senede çıkacak. Peki 10 sene sonra doğanın hali ne olacak?"
Bölgedeki tahribatın "inanılmaz boyutlarda" olduğunun altını çizen Avkıran, "İnanmayan
varsa gitsin görsün" diyor. Orada bulunan ve ilçeye bağlanan üç yeni köyün Güzelbahçe
Belediyesi'nin sorumluluğunda olduğunu kaydediyor ve "Orası için elimizden ne
geliyorsa yapacağız" diyor.
Körfezin diğer ucundaki Aliağa örneğini veriyor Avkıran, "Aliağa Rafinerisi kurulduktan
3-5 yıl sonra buradaki meyve ağaçları dahi etkilendi. Biz bunu geçmişte yaşadık
gördük. Karşıdaki, Aliağa'daki rafineri dahi Güzelbahçe'de tahribat yarattı" diyor.
Avkıran, konuya "halkı düşünerek" yaklaşacaklarını ve mücadele vereceklerini vurguluyor.
KİMLİK DEĞİŞİMİ
Altın konusu Güzelbahçe'deki harareti yavaş yavaş yükseltiyor. Öte yandan bir
de gerçek var ki, ilçenin kimliği kısa süre öncesine göre oldukça değişiyor. İlçenin
son 8 yılına imza atan Avkıran, birikimi tecrübeyle birleştirerek Güzelbahçe'yi
köy havasından şirin bir ilçeye dönüştürdüklerini dile getiriyor. Bunu yaparken
de Güzelbahçe'de doğup büyümesinin en büyük avantajı olduğunu söylüyor. İki dönemdir
başkanlık koltuğunda oturan Avkıran, göreve gelir gelmez öncelikle altyapıya eğildiğini
kaydediyor, "8 senelik icraatımda en çok mutlu olduğum konu, altyapıyı bitirmek"
diyor. Geçmiş dönemde yapılanları anlatırken, "Güzelbahçe'nin nasıl modern bir
ilçe olacağına yönelik projelerimiz 2000 yılında hazırdı" diye söze başlıyor:
"Öncelikle altyapıya önem verdim. Güzelbahçe'de arıtma tesisi olmaması büyük
eksiklikti. Vidanjörler foseptikleri çekip Karamendere'ye deşarj ediyordu. Böyle
gitmezdi. Ancak
Büyük Kanal çerçevesinde buradan Çiğli'ye bağlanamazdık. 72 kilometre kuşaklama
hattında meydana gelecek herhangi bir arızada bütün evsel atıklar yollara, denize
dökülecekti. Dolayısıyla buraya paket arıtma yapılması gerekiyordu. Ancak bunu
da Güzelbahçe sınırları içinde yapamazdık. Bu arıtmayı örneğin Yalı Mahallesi'nde
yapsaydık, burada kokudan durulmazdı. Bunun için bize yer konusunda kolaylık sağlayan
Ege Ordu Komutanlığı'na da teşekkür ederim. Deniz girilmez hale gelmişti ve yurttaşlar
denize küsmüştü. Bu sekiz senede derelere deşarjı kestik, paket arıtmamızı yaptık,
dere ıslahlarını da yaptık. Artık hiçbir atıksu denize deşarj edilmiyor. Bütün
aboneleri sisteme bağladık."
Güzelbahçe'ye paket arıtma kurarken az mücadele vermemiş Avkıran. Bunu "1980'den
2001'e kadar bizden kanal parası toplandı. Bunun karşılığını söke söke aldık"
sözleriyle aktarıyor. Kanalizasyon sorununu çözdükten sonra kıyı düzenlemesine
el attıklarını, büyükşehirle birlikte bunu gerçekleştirdiklerini vurguluyor. Kendilerinin
de sahil şeridini genişletmeye devam ettiklerini, kıyıdaki bazı "metruk" evleri
yıkarak, denizden yalnızca kıyıdaki ev sahiplerinin değil, tüm yurttaşların yararlanmasını
sağlayacaklarını kaydediyor.
Bir zamanların sayfiye beldesi Güzelbahçe'de, zaman içinde insanların denize
küstüğünü, ancak altyapı sorunlarının ortadan kalkmasıyla yeniden barıştığını
dile getiriyor. İzmir'e işleyecek vapur seferlerinin başlamasıyla bunun daha da
pekişeceğini söylüyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin almayı planladığı yeni
vapurların, bir süre önce deneme seferi yapılan iskeleden çalışmaya başlamasını
beklediklerini dile getiriyor. Ulaşımda mutlaka denizden yararlanılması gerektiğini
vurguluyor, "Deniz bordür istemez, asfalt istemez" diyor.
EKMEKLER BELEDİYEDEN
"Halk ekmek", pek çok belediyenin esnaftan çekinerek hayata geçiremediği bir
uygulama. Ancak Güzelbahçe'de bu sistem kurulmuş ve işlemeye devam ediyor. Avkıran,
belediyenin ekmek fabrikasının aynı zamanda piyasayı belirli bir standartta ve
dengede tuttuğunu söylüyor.
Geçtiğimiz dönemde ilçeye kazandırılan spor salonunun özellikle gençlere ve kadınlara
yönelik işlev yerine getirdiğini belirten Avkıran, "Güzelbahçe'de 10 bini geçen
öğrencimiz var. Özellikle onların kullanabileceği spor salonunu ilçeye kazandırdık.
Buraya ücretsiz servis otobüsleriyle geliyorlar ve evlerine dönüyorlar. Aynı şekilde
varoşlardan öğrencileri 8 seneden beri ücretsiz olarak okuluna getirip götürüyoruz.
Bizim için okullar çok önemli. Bütün okullarımızın fiziki altyapı hizmetlerini,
boya badanasından temizliğine kadar gerçekleştiriyoruz. Hatta güvenliğini biz
sağlıyoruz.
Bütün okullara belediyemiz tarafından personel görevlendirildi" diye konuşuyor.
Belediyeyi yaklaşık 1 trilyonluk bütçeyle devraldıklarını ve 11 trilyona çıkardıklarını
dile getiren Avkıran, "Ancak geçen dönem yalnızca altyapı için buraya 22 trilyon
lira yatırım getirdik" diyor.
İMAR SANCISI
Güzelbahçe bir yandan lüks konutlarla İzmir'in arka bahçesinde gelişiyor, bir
yandan da imar sorunları kendini gösteriyor. Avkıran, "Yeşil ve mavi Güzelbahçe'yi
dokusunu, kimliğini bozmadan geliştirmemiz lazım" diyor. Bunun için de 5 kata
kadar imar istiyor. Gerekçesini ise "Güzelbahçe'nin evlatlarının hakkını korumamız
lazım. Diğer ilçelere, kiralık evlere gitmek zorunda kalmasınlar" diye açıklıyor.
Aslına bakarsanız, "kaçak" demeye insanın içi elvermiyor ama, ilçedeki inşaatların
-iki katlı bile olsa- boylarının oldukça uzadığı dikkat çekiyor. Avkıran, konuyla
ilgili şunları söylüyor:
"Dağın dibinde olan Yaka ve Atatürk mahallelerinin 5 kat olması için meclisimizde
kent yenileme projesi hazırladık, büyükşehir belediye meclisinde bekliyor. Burada
çok pahalı evlerimiz de var. Hali vakti yerinde olanların konuları ayrı. Ama orta
halli vatandaşlarımızı, yerli halkı düşünmemiz gerekiyorsa bu kent yenileme projelerini
yapmalıyız."
Güzelbahçe'de, belediyenin hemen karşısındaki amfitiyotra neredeyse bitmek üzere.
Kapalı pazaryerleri yavaş yavaş devreye giriyor. Avkıran, "Halkımıza verdiğimiz
sözler, sırayla yerine geliyor" diye konuşuyor. Ancak daha yapacak işleri olduğunu,
bunun için yeniden aday olacağını söylüyor:
"Söz konusu Güzelbahçe ise gerisi teferruattır. Önümüzdeki dönem devam. Ben tarafım.
Cumhuriyetin tarafıyım, Güzelbahçe halkının da kölesiyim. Nerede kalmıştık diyeceğiz,
oradan devam edeceğiz."
Cumhuriyet EGE