Hikaye 1956 yılında İsveç’te, karlı bir kış
gününde başlar. Müşteriye teslim edilmesi gereken kolinin bir türlü
bagaja sığmaması üzerine genç adam bağırır: “Sökün ayaklarını şu
allahın belası masanın! ” Bu sözler, IKEA’nın ilk tasarımcısı Gillis
Lundgrend’e aittir ve mobilya sektöründeki bir devrimin ilk kıvılcımı
olacaktır.
Lundgrend’in patronu Ingvar Kamprad bu pratik çözümü duyunca,
kafasında bir ampulün yandığını hisseder. Ve bugünkü dev IKEA’nın genel
stratejisi belirlenmiş olur: Müşterinin evinde monte edebileceği
mobilyalar, yassı koliler...
“IKEA”nın açılımı; kurucusu Ingvar Kamprad’ın adının ve soyadının
ilk harfleri ile, dünyaya geldiği köyün (Agunnaryd) ve çiftliğin
(Elmtaryd) baş harfleridir.
Marka, 1943 yılında tescil ettirilmiş ve 1947’de de mobilya
üretimine başlanmış. Dört yıl sonra da, bugünlerde pek meşhur olan ilk
IKEA kataloğu basılmış.
IKEA’nın tasarım felsefesi şöyle özetlenebilir: “Güzel görünen
birşeyi 2000 $’a imal etmek sıkıcıdır; 20 $’a imal etmek ise
devrimdir.” IKEA tasarımcıları, her ürün için önceden belirlenen bir
bütçe üzerinden tasarım yapıyorlar.
Ikea’nın kurucusu Ingvar Kamprad dünyanın en zenginleri
sıralamasında ilk 15’te yer alıyor. Hatta, bir İsveç dergisinin yaptığı
araştırmaya göre servetinin Bill Gates’i bile geçtiği açıklanmış, ancak
bu haber daha sonra Reuters tarafından yalanlanmıştı. Kambrad,
komşuları arasında ünlü Formula 1 pilotu Michael Schumacher’in de
bulunduğu İsviçre’de yaşıyor. Bu kadar büyük bir serveti olmasına
rağmen, halk otobüslerine biniyor, hatta indirimli kart kullanıyor.
IKEA’nın mavi zemin üzerine altın sarısı logosu İsveç bayrağının
renklerini taşıyor. Sadece bu kadar da değil! Banyo ürünlerine Norveç
göllerinin isimleri, mutfaklara İsveç erkek isimleri, odalara İsveç kız
isimleri, yataklara ise İsveç kentlerinin adları veriliyor.
Firmanın bugün 33 ülkede 213 satış noktası bulunuyor.
IKEA, geçen sene 145 milyon adet (ki
dünya üzerinde basılan İncil sayısının da üstünde) kataloğunu ücretsiz
olarak tüketicilere dağıtmış ve -haliyle- mağazalarını 400 milyonu
aşkın kişi ziyaret etmiş.
Efsaneden nasibini sinema sektörü de aldı ve iki kült bir araya
geldi: IKEA ve Fight Club. Tüketim kültürünün baştan sona eleştirildiği
filmin bir sahnesinde, Edward Norton’un canlandırdığı karakter
kendisinden ve evinden bahseder: “Tıpkı diğerleri gibi, IKEA’nın
kışkırtıcı içgüdüsünün kölesi olmaya başladım. Zekice tasarlanmış bir
şey gördüğümde, örneğin ying-yang desenli bir kahve masası,
dayanamıyorum ve ona sahip olmam gerektiğini düşünüyorum. Katalogların
sayfalarına gömülüyorum ve beni en iyi yansıtacak yemek odası setinin
ne olacağına merakla bakıyorum.” Malum karakter, filmin sonunda
materyal dünyaya olan bağlılığından dolayı “IKEA-boy” yakıştırmasına
maruz kalır.
IKEA, ürünleri kadar reklam kampanyalarıyla da dünya çapında olay
yaratıyor. Mafya kılıklı adamların evleri basıp, insanları zorla
IKEA’ya gitmeye zorladığı, gay çiftlerin kullanıldığı filmler...
Yeterince çarpıcı değil mi?
IKEA , ‘aynılaşmaya ittiği için’ eleştiriler de alır zaman zaman.
Giderek bir salgın haline gelmesiyle, artık her evin bir IKEA evi
olmaya başlamasına ve farklılık taşımayışına, kataloglardan seçilen
yaşamlara dair… Nasıl olursa olsun, IKEA, bir ilk oluşuyla daha uzun
süre gündemde olmaya devam edecek gibi görünüyor.
Kaynak: artdecor.com
|