Ekonomik büyüme sadece Türkiye'nin değil dünyanın da gündeminde ilk sırada .
Özellikle ABD ekonomisinde durgunluğun dünyanın diğer noktalarına etkisi hemen
hemen her gün farklı bir yabancı basın organında ele alınıyor. Türkiye'yi de bu
etkiden soyutlamak mümkün değil. Üstelik Türkiye'nin kendine has nedenleri de
durgunluk tehlikesini daha da kritik hale getiriyor.
Bu noktada Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) ağustos ayı ekonomik gelişmeler
raporuna hükümetin dikkatle eğilmesi gerekiyor diye düşünüyorum.
Bu raporda dayanıklı tüketimden beyaz eşyaya, otomobilden çimentoya kadar birçok
sektördeki satışların düşmesi iç talepteki daralmaya işaret olarak gösteriliyor.
Bana göre bu sektörlerin tamamını doğrudan etkileyen ve dolaylı olarak birçok
başka alanı da ilgilendiren tek konu ise inşaat sektörü. Özellikle son iki yıldır
konut üretimindeki artış ve bu konutlara olan talep ekonomiye ciddi olumlu katkı
sağladı . Bir süredir konut satışlarında yaşanan durgunluk ise muhtemel bir durgunluğun
etkisini daha da artırabilir gibi görünüyor .
Ülkede derinleşmesi muhtemel gözüken durgunluğa çözüm amacıyla, sadece inşaat
sektörünü canlandıracak önlemler alınsa diğerleri kendiliğinden canlanır. İnşaat
sektöründe yaşanacak canlılık, inşaat sektörü ile sınırlı kalmayacak, yaklaşık
500 malın üretim ve satışındaki tüm sektörlere canlılık getirir. İnşaat malzemesinden
tutun, yapılan evlere alınacak eşyalara ya da o evlerin önüne park edecek otomobillere
kadar büyük oranda yenileme yaşandığı ve bundan sonra da yaşanacağı herkesin ortak
görüşü.
Aksi durumda yaşanacak durgunluk ise sadece inşaatı değil hepimizi vuracak. Aslında
büyüme için iç piyasadan daha büyük görev üretim artışı ve dolayısıyla ihracata
düşüyor.
Ancak herkesin umudunu bağladığı ve ithalata dayalı ihracattan ziyade gerçek
ihracatta ise istenen bir türlü gerçekleşmiyor. Başbakan Erdoğan haklı olarak
yıllık 100 milyar dolara ulaşan ihracat rakamını bir başarı olarak sunuyor . Gerçekleşen
ihracat, katma değer üreten sektörlerden yapılsa ve ülkeye kaynak girişine, dolayısıyla
canlılığa yol açsa evet. Ancak belli başlı sektörler dışında yapılan ihracatın
büyük bir çoğunluğu ithalat desteğiyle sağlanıyor.
Yüksek katma değer sağlayacak sektörlerde ihracat artışı istenen seviyede değil.
Çünkü ihracat sektörünü temsil edenler, rakamlar bir an önce şişsin de ne olursa
olsun diyor ve rantını biz yiyelim peşinde. Ne yazık ki onları, yapılan ihracatın
ekonomiye katkısı veya katma değer yaratıp yaratmaması pek ilgilendirmiyor anlaşılan.
O zaman da büyümenin bütün yükü iç piyasada kalıyor. Ne zaman talepte ufak bir
daralma yaşansa, büyüme hemen yönünü aşağıya çeviriyor. Yönünü Avrupa Birliği'ne
(AB) çevirmiş ve Başbakan Erdoğan'ın söylediği gib kalkışa geçmeye hazırlanan
bir ülke ekonomisi bu durumda sıkıntı yaşar konuma geliyor. Bugün de iç piyasada
durgunluğun işaretlerini birçok yerde görmek mümkün. AB'yi yakalamak isteyen bir
ülkenin buna hiç tahammülü yok.
Sabah Gazetesi
Prof. Dr. Aydın AYAYDIN