‘Kentler insanların belli bir düzen içinde birlikte yaşadıkları, iletişim, uyum
ve karşıtlıklar içinde birlikteliklerini sürdürdükleri mekanlardan oluşur. Kentlerin
zenginliği, içlerinde barındırdıkları farklılıklar ve çeşitliliğin çokluğu, bu
ilişkiler ağının derinliği ile ölçülebilir. Tarih içinde kentleri oluşturan kültür
katmanları birikimi belki de en somut olarak insan yapımı çevrede, mimarlıkta
kalıcılığını sağlayabiliyor. Geçmiş, onu oluşturan gelenekler, inanç sistemleri,
değerler mekanda aldıkları biçimlerde algılanıyor ve insan yaşantısının bir parçası
halinde devamlılığını sürdürüyor. Günlük yaşam içinde yüzyıllar önce yapılmış
bir yapının yanından geçiyor, ona dokunabiliyor, içinde çeşitli eylemler gerçekleştirebiliyoruz.
Bir dönemin sosyal yaşantısı, yöredeki demografik değişimle farklılaşabiliyor.
Fiziksel izlerin sosyal doku ile birlikte varlığı kentin özgün ve canlı devamlılığı
için gerekli olsa da, o yaşantının fiziksel çevredeki izleri daha uzun süre zamana
karşı direnebiliyorlar. Sosyal doku değişiminin ardından fiziksel dokunun da yok
oluşu kentlerin kimliklerinin, kültür ve tarihinin etkisini kaybetmesini hızlandırmaktadır.
..............Bir bölümünün günümüze kadar ayakta kaldığı şehir surları, Roma,
Bizans ve Osmanlı kültürlerinin ifade bulduğu tarihsel yapıları ve dokusu, Osmanlı
kültürü içindeki etnik yapının mekana yansımış örnekleri, bunların oluşturduğu
zengin kolaj ile mekansal ve kültürel açıdan önemli bir şehir olagelmiştir. ............Kent
tarihi araştırmacıları İstanbul’da artık kentsel ölçekte korumadan ziyade, bina
ölçeğinde korumadan söz edilebileceğini belirtirlerken fiziksel çevredeki doku
değişimin boyutunu vurgulamaktadırlar. Gerçekten İstanbul geçmişinden gelen kültür
ve fiziksel çevre mirasını kötü kullanmış ve çok sınırlı ölçekte, eski kente ait
fiziksel dokusunu devam ettirebilmiştir. Bugün artık mesire yerleri, büyük bahçeli
konakları, yalıları, dutlukları ile anılmasa da önemli tarihi bina ve bunların
çevresinde yer alan sınırlı fiziksel dokusuyla devamlılığı büyük önem taşımaktadır.
Kentin geçmişinin aynası olan anıtlar ve kentsel dokunun belgelenmesi, koruma
altında yeniden canlandırılması bu bölgelerdeki olumsuz değişimi yavaşlatabileceği
gibi bu kentte yaşayanlara, kimliğini korumuş kent mekanları sunarken, kent plancıları
ve mimarlara esin kaynağı olabilecektir. ............Köklü geçmişi, Doğu, Batı
uygarlıklarının etki ve karşıtlıklarını yansıtan yapısıyla önem taşımaktadır.
Bu katmanlaşmayı ortaya çıkarabilmek, katmanların ortaya çıkardığı örüntüyü kent
mekanları bağlamında algılayabilmek, kentin kimliğini okumak açısından önem taşımaktadır.
Bu bağlamda İstanbul ‘promönatları’ belli bir geçmişin, onun çeşitliliğinin tespiti
anlamında önem taşımakta ve bir yaya kenti olan İstanbul’un yürüyen insana vereceği
mekansal etkinin güçlendirilmesinde önemli yer tutmaktadır. Kent mekanlarının
açılımlarının ve deniz ile bağlantısının vurgulanması, algılanması İstanbul’un
bu tarihsel özelliğine atıf yaparak onu yaşatmak açısından önem taşımaktadır.’
İstanbul’u mimarca keşfetmek, gözlemlemek için 14 promönat, bir kent yorumu,
bir kent gözlemi............
Kitap :
Sema Soygenis / Murat Soygeniş, İstanbul : Bir Kent Yorumu / An Urban Commentary,
Birsen Yayınevi, İstanbul, 2006 (248 s, Türkçe-İngilizce, renkli)
Birsen Yayın