Dünya'da kamu işlevleri yerelleşirken İstanbul'un kamu işlevleri ve projeleri.
Siyaset yerelleşirken İstanbul'un kamu işlevleri nasıl dönüşecek? Tersane, liman,
işlevini yitiren endüstri tesisleri ve kamu alanlarının dönüşümünde kim ne rol
oynayacak? Kamu işlevleri ve projeleri hangi koşullarda ve siyasallaşma biçimi
ile çok paydaşlı, çok sektörlü bir modele doğru dönüşecekler? Yuvarlak Masa Toplantısı:
15 Mayıs 2002 Saat: 18.00 Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi
İNSAN YERLEŞİMLERİ DERNEĞİ / insanyerlesimi@superonline.com
İstanbul'un Projeleri
İstanbul hiç şüphesiz Dünya'nın en "projeci" şehri. Şehir hiçbir planlama, projelendirme
ilkesine göre bir gelişme göstermezken, istisnasız bütün ilgililer projelere tapıyorlar.
Aynı konuda bazen daha bir proje bitmeden yenisi hazırlanıyor. Kime sorsanız cevapları
hazır: Deprem tehlikesi mi? Projemiz hazır. Ulaşım sorunu mu? Projemiz hazır.
Çevre sorunu mu? Projemiz hazır...
Sanki İstanbullular bir şehirde değil de kobay olarak bulundukları bir laboratuarda
yaşıyorlar. Son zamanlarda İstanbul'daki üniversitelerin döner sermayelerinin,
mimarlık ve şehircilik bürolarının projelendirme faaliyetleri asfalt, beton, demir
gibi kendi başına bir üretim faaliyetine dönüşmüş durumda. Nasıl Türkiye'de siyasal
düzen temsili olma vasfını es geçip "doğrudan demokrasi" aşamasına geldiyse, şehircilik;
mimarlık gibi uzmanlıklar da çoktandır "doğrudan proje" aşamasındalar.
Projelendirme, planlama gibi uzmanlıkların başkalarını ilgilendiren konular değil,
ayakkabı tamirciliği, marangozluk gibi zanaatlar olduğu konusunda başta uzman
kuruluşlar olmak üzere herkes hemfikir. Projeler bitiyor, ihaleler gerçekleşiyor,
ondan sonra ya inşaatlar başladıktan sonra ya da birkaç propaganda broşürü veya
gazete haberiyle bilgi sahibi oluyoruz.
Sanki bu mülkler İstanbulluların değil de falanca genel müdürlüğün veya kurumun
kendi özel mülkleri. Bu yüzden bir taraftan kamu işlevlerinde bir değişimden sözederken,
tepeden inmecilikle bir süreklilikten yanayız. Bu arada uzmanların da hakkını
yememek lazım: İstanbul'un en değerli sahillerinde, yeşil alanlarında yeralan
kamu mülklerinin, yapı kapitalinin ne hale geldiğini görmemek için uzmanların
proje yapmaktan kat kat fazla çaba sarfetmek zorunda kaldıklarını da kabul etmek
gerekiyor.
İstanbul'un şehircilik projelerinde ('zamanını şaşırma' açısından) şaşmaz bir
süreklilik var. Bu nedenle İstanbul'un asıl sorunu bu şehirin 'Dünya'nın İncisi'
olduğunu her fırsatta söyleyen siyasetçilerin bu şehiri projeler yaparak geliştirebileceklerini
zannetmeleri. İstanbul bırakın gelişmeyi, elindeki değerleri bile sektörler arası
işbirliği, katılım ve şeffaflık sağlanmayan projelerle sürekli yitiriyor. İstanbul'daki
kamu yatırımları ve şehircilik altyapısı projeleri hesap verebilirlik, şeffaflık
ve iletişim içinde tanımlandığı Dünya'da gelişen yeni siyasal değerler içinde
tepeden inme kamu yönetimi kavramının ne boyutlarda sorunlara yolaçtığını gösteren
arkaik örnekler.
Oysa bu projelerin katılımcı bir yerel deneyim içinde geliştirilmemesi için hiçbir
neden yok.
İstanbul'da ise yerel gelişmeyi destekleyecek şehircilik yöntemleri ile işlevlendirilemeyen
projelerin neredeyse tamamının kötü yönetildiğini söyleyebiliriz. Galata Köprüsü,
Galata Kulesi, Feshane, Sütlüce Mezbahası, Kız Kulesi, Binbirdirek Sarnıcı, Perşembe
Pazarı, Eminönü ve Karaköy Meydanı projeleri bu tip uygulamaların ilk akla gelen
örnekleri... Diğer tarafta da yıllardır bekleyen metruk endüstri yapılarının ne
olacağı da -fazlasıyla- meçhul. Bu belirsizlik yüzünden işlevini yitiren endüstriyel
yapı kapitalinin en önemli örnekleri ya yokedildi ya da kaderine terkedildi. Yedikule
Gazhanesi, Tank Bakım Atölyesi, Elektrik Fabrikası, Haliç Tersanesi, İstinye Tersanesi,
denizcilik altyapısı ile ilgili işlevini yitirmiş antrepolar, rıhtımlar gibi tesisler
hatta İstanbul'un kıyılarındaki son yeşil alanları yıllardır ilgili kurumların
kendi mülkleri gibi görülmekte. Bugün yerel yönetimden merkezi yönetimin birimlerine
ve özel sektör kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının bu mülklere talip olduğu,
hatta projeler geliştirdikleri de gözlemleniyor. Ancak bu gelişmelerin 'mülkü
bana verin, ben yapayım, ben kullanayım, ben işleteyim' demekten öte ne bir anlamı,
ne de yerel kalkınmaya dönük bir potansiyeli var. Bugün uygulanan proje geliştirme
yöntemlerinin bu şehirin kamu işlevlerini tanımlama kapasitesi olmadığı gibi proje
geliştirme, finansman, işletme yöntemleri konularında çok ciddi darboğazlar bulunuyor.
Kamusal işlevler ve siyasal sorumluluk
Başka şehirlerde bu işlevlerin nasıl tanımlandığına, projelerin nasıl geliştirildiğine
baktığımızda ilk olarak kültürün 'joker kağıdı' gibi bir işlev olmadığını görüyoruz.
Bu şehirlerde yapılan projelerde dikkati çeken ilk şey bu tür projelerin bir mimarlık
projesi olarak biçimlendirilmeden önce kamu işlevlerinin şeffaf bir kurgulama
sürecinde geliştirilmesi. Yerel kamusal işlevler iletişim içinde tanımlanıyor,
siyasal yetkiler keyfi uygulamalara karşı katılımla sınırlandırılıyor, yaratıcılık
destekleniyor. Yerel siyasal otoritelerin ortaklıklarla kendisini güçlendirmesi
amaçlanıyor. Kamusal işlevlerin belirlenmesi, altyapı kararları düzenli bilgi
paylaşma mekanizmaları ile iletişim üzerine kuruluyor. Proje geliştirme konularına
temel teşkil edecek görüşler kamuoyuna yansıtılıyor ve işlevler farklı kamu yararı
kavramlarının tartışılabildiği siyasal süreçlerde şekilleniyor. İstanbul'un da
aynı gelişmeyi yaşaması için sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, yerel
yönetimlerin kendi çıkarlarının temsiline dayanan bu modelden artık vazgeçmeleri
ve farklı kamu yararı anlayışlarına temsil imkanı sağlayacak bir iletişim alanı
yaratmaları gerekiyor. Bu kuruluşlar içe kapanmak ve şehircilik altyapısı ile
ilgili projeleri birer "uzmanlık faaliyeti" olarak göstermek yerine meşru siyasal
zeminlere taşımak, İstanbul'un kendi yerel kamu alanındaki dönüşümünü demokratik
yollarla tartışmak, projelerini yerel kalkınmayı destekleyecek bir modele kavuşturmak,
yaratıcılığı desteklemek, sorunları tanımlamak ve başka deneyimlerle de köprülendirmek
sorumluluğu ile bugün her zamandan daha fazla karşı karşıyalar.
Yapı Dergisi
Derya N. Özer