Osmanlı Sultanı II. Mehmet, kısaca Fatih (1432-1481), 29 Mayıs 1453’te İstanbul’u
aldığında nüfusu 30 bin dolayındaydı. (1) Aradan geçen 554 yılda bu sayı, onlarca,
yüzlerce katlandı ve son sayıma göre, 10.5 milyonu aştı, şimdilerde 14 milyona
ulaştı. 1950’lerde başlayan köyden kente göç ve son yıllarda tarımın yok edilişiyle
kurtuluşu İstanbul’da arayan insanların hiç kesilmeyen akını, nüfus patlaması
yaptı... Buna bağlı olarak araç sayısı da 2.5 milyona tırmandı.
Geçen zaman, İstanbul’u elbette değiştirdi, kimi dönemde güzelleştirdi, ama son
dönemdeki çarpık yapılaşma ve trafik keşmekeşliğiyle de çehresini değiştirdi,
çirkinleştirdi, depresyonla yaşanan, zaman zaman da yaşanmaz olan kent haline
getirdi.
Artık Yahya Kemal’in Yedi Tepe’si, İstanbul’u yok! Yaşasaydı “Sana dün bir tepeden
baktım aziz İstanbul!/Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer” (2) diyemezdi.
Dese dese “Sana dün başka bir gökdelenden baktım aziz İstanbul!” diyebilirdi Yahya
Kemal. Bu da ne vezne uyardı, ne de estetiğe...
Şimdi gökdelenler var ve sayıları her gün artıyor! Ve her gün İstanbul’da yaşayanlar,
belki de gökdelenler yüzünden çile çekiyor, trafiğe yenik düşüyor.
Avrupa’daki birçok ülkeden büyük olan İstanbul, 2010 yılında Avrupa kültür başkentlerinden
biri olacak ve öyle sanıyorum ki, nüfusu 20 milyona dayanacak! Böyle bir kentte
nasıl yaşanır? Bu sorun nasıl çözülür? Yalnızca gökdelenlerde yaşamak mı, yoksa
otomobilleri bırakmak mı, çözüm getirir?
“Gökdelen” denince akla eskiden Amerika ve New York gelirdi. Şimdilerde ise benim
aklıma İstanbul, Levent-Maslak hattı ve Tahsin Yücel’in romanı (3) geliyor.
35 metreden yüksek bina sıralamasında İstanbul, dünya altıncısıymış! New York
birinciliği şimdilerde Hong Kong’a kaptırmış! Alman Der Spiegel dergisinin araştırmasına
göre, 7 bin 422 gökdelenle Hong Kong birinci, 5 bin 444 gökdelenle New York ikinci
ve 3 bin 503 gökdelenle Singapur kenti üçüncü olmuş. İstanbul ise, 2 bin 93 gökdelenle,
gökdelenlerin doğduğu kent Chicago, Tokyo, Sydney ve Madrid gibi kentleri geçmiş,
6. sıraya yükselmiş!
Taksim’e, Şişli’ye gitmeye gerek yok. Esentepe’den başlayın Maya, Tat Tower,
Metro City Millennium, Kanyon, Tekfen, Yapı Kredi Plazaları, İş Kuleleri, Sabancı
Center, Mövenpic Otel, Prencess Otel, Giz 2000 ve başka gökdelenler, sağlı sollu,
yol boyunca sıralanıyor da sıralanıyor, İstinye’ye doğru gidiyorlar. Taksim’den
4. Levent’e ulaşmak, iş çıkışlarında iki saati buluyor.
İstanbul, artık farklı bir siluet oluşturuyor. Böylece zaten yıllardır içinden
çıkılamayan İstanbul trafiği, gökdelenlerin neredeyse bir Anadolu kenti nüfusunu
barındıran kalabalıklığıyla arapsaçına dönmüş bulunuyor.
Arapsaçı deyince sakın Dubai Burmaları’nı unuttuğumu sanmayın! Dubai şeyhleri
İBŞB’den yarım deve fiyatına ihaleyi aldılar, kaporayı yatırdılar, ama henüz yıkıp
dökmeye başlamadılar; çünkü karşılarına hukuk çıktı.
Yarım deve fiyatı diyorum çünkü bugünlerde yarışı bir deveye 2.7 milyon dolar
para ödediler. İş, mahkemelerde... Nasıl biter bilemem ama şeyhlerin 4 Levent’e
dikecekleri Dubai gökdelenlerinin kararını mahkemelerin, İstanbul halkının yararına
vermesini dilerim.
İşte İstanbul, gün geçtikçe imar katliamlarıyla, trafik keşmekeşliğiyle boğuluyor,
yollar genişletilmeyi beklerken işyerleri yollara taşıyor.
Bu nedenle sorumluların uyarılması, Tahsin Yücel’in romanına da bir göz atmaları
gerekiyor.
Bir bilim adamı olduğu kadar, eleştirmen, çevirmen, öykücü, romancı da olan Prof.
Dr. Tahsin Yücel, Gökdelen adlı bu romanıyla 2007 Balkanika Edebiyat Ödülü’nün
sahibi oldu.
Yücel, bu romanında geleceğin İstanbul’unu anlatıyor. 2010’u değil, 2073’ü. 17
Şubat 2073’ü, yani 150. doğum yıldönümündeki İstanbul’u ironik bir yaklaşımla
anlatıyor.
(Bu arada en yeni kitabı Golyan Devrimi (4) ile ‘Hayristan Cumhuriyeti’nin politikacıları,
yazarları, sanatçıları, kadınları, erkekleri yine bir ironik anlatımla dile geliyorlarmış.
Henüz kitabı okumuş değilim, ama çok merak ediyorum!)
Artık küçük Amerika olacağız ya! İstanbul da küçük New York olacak ya! Romanın
kişilerinden Niyorklu Temel Diker’in yaptığı hepsi 100’er katlı (şimdi Türkiye’de
en yüksek gökdelen, İstanbul’da İş Kule 52 kat, 181 metre), aynı biçimde, aynı
boyutta gökdelenlerle İstanbul, gökdelenlerden oluşan bir kente dönüşür.
Temel Diker’in işlerinin iyi gitmesi gökdelen yerlerinin hiçbir sorun çıkmadan
alınabilmesi için ülkede yargının da özelleştirilmesi gerekmektedir.
Çünkü halkın yararına değil, kişilerin çıkarına kararlar gerekmektedir. Kişiler
kukla haline getirilir. 66 yıl sonrası bile olsa, günümüzde yaşananlarla karşılaştırıldığında
bir paralelliğin olduğu, hiç de olmayacak gibi görünmediği ortaya çıkıyor. Kişileri,
olan biteni kavramak için romanı okumanız gerekiyor.
İstanbul’un gökdelenlerini anlatarak “çağından ve toplumundan kopmadığını”, sorumlu
bir yazar kimliğini ortaya koyan Tahsin Yücel, İstanbul trafiğinin çözümüne giden
yolu da ironik olarak gösteriyor. Gökdelenlerin yarattığı sorunları Gökdelen çözüyor.
Şimdi sıra öteki sorumlularda. Yoksa bu gökdelenler, bu gökdelenleri dolduran,
her birinde küçük bir Anadolu ilçesi kadar kalabalık olan halk, bu çok yoğun trafik
sorunlarıyla sağlıklı yaşayamaz! Bu çok büyük bir çile olur!
(1) Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet, çev. Necla Işık, İstanbul 1991
(2) Yahya Kemal, Kendi Gök Kubbemiz, YKY, 4. basım, İstanbul 2004
(3) Tahsin Yücel, Gökdelen, Can Yayınları, 1. basım, Ekim 2006
(4) Tahsin Yücel, Golyan Devrimi, Can Yayınları, 1. basım, Nisan 2008