İstanbul'da hizmette olan alışveriş merkezlerinin sayısı 46 iken, inşaatı devam
eden 43, proje aşamasında olan da 52 alışveriş merkezi bulunuyor. Bazı alışveriş
merkezlerinde şimdiden sorunlar yaşanıyor, hayal kırıklıkları artıyor.
Levent’teki İETT garajı arazisi ihalesine 705 milyon dolarla en yüksek teklifi
veren ve buna karşı açılan davanın reddedilmesiyle umutlanan Sama Dubai, Türkiye'nin
en uzun kulelerini bu bölgeye yapacak. Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev'in
damadı da Renault'dan aldığı arsaya 250 metre uzunluğunda iki kule dikecek. Bölgede
Metrocity, Kanyon, Akmerkez gibi alışveriş merkezleri bulunuyor. Özdilek'in aldığı
arazi, Zorlu'nun Karayolları’ndan aldığı arazi de projelerin bitmesini bekliyor.
Alışveriş merkezi ve rezidance çılgınlığı sadece Levent'te değil İstanbul'un
çeşitli bölgelerinde büyük bir hızla sürüyor. Örneğin, Gülaylar Group’un Nişantaşı’nda
açmayı düşündüğü dev alışveriş merkezinin bu semtte zaten var olan trafik yoğunluğunu
nasıl etkileyeceği şimdiden merak konusu. İstanbul'da alışveriş merkezlerinin
sayısı 46.
İnşaatı devam eden 43, proje aşamasında olan da 52 alışveriş merkezi var. Bazı
alışveriş merkezlerinde şimdiden sorunlar başlamış durumda. Hayal kırıklıkları
artıyor.
Alışveriş merkezi çöplüğü tehlikesi
İhtiyacın üzerinde alışveriş merkezi yapıldığı artık sık sık gündeme geliyor.
Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Ali Murat Kızıltaş da geçen günlerde
"Korkuyorum birkaç sene içinde alışveriş merkezi çöplüğü haline geleceğiz" diyordu.
İnşaat yapılacak bölgede alışveriş merkezine ihtiyaç var mı? Hangi alanda uzmanlaşmak
daha verimli olur? Yaratılan trafik nasıl çözülecek? Altyapı yeterli mi? Ne yazık
ki Türkiye'de yatırım yapılmadan önce böyle hayati soruların yanıtları aranmıyor.
Maslak'ta 21 Eylül'de açılacak İstinyePark'ın ortaklarından Zafer Yıldırım'ın
Rusya gibi ülkelerde alışveriş merkezleri yatırımı yapan İsviçreli bir işadamı
ile yaptığı konuşma ise Türkiye'nin Avrupa ile arasındaki uçurumu açıkça ortaya
koyuyor: "Biz İstinyePark için izinleri 1,5 yılda aldık. Kaç otomobillik otopark
yapacağımıza kendimiz karar verdik ve 3 bin 500 araç olarak belirledik. Belediye
"Bize trafik yaratıyorsunuz. Yolu yapın" dedi. 25 milyon dolar yatırım yaparak,
yolları, kavşakları yaptık.”
'Türkiye'de kaos İsviçre'de düzen var'
Yıldırım’ın İsviçreli işadamına yönelttiği “İsviçre'de bu işler nasıl yürüyor?”
sorusuna aldığı yanıt ise şöyle: "İsviçre'de bir alışveriş merkezi yapabilmek
için önce o bölgede yaşayanlara ihtiyaç var mı diye sorulur, bir referandum yapılır.
Bu yüzden biz iznimizi ancak 8 senede alabildik. Otoparkı ise istediğimiz gibi
yapamayız. Örneğin biz 80 bin metrekareye ancak bin 400 araçlık otopark yapabiliriz.
Çünkü bizde bisiklet federasyonu, çevreciler çok güçlü. Toplu ulaşım olmadan alışveriş
merkezi yapılamaz. Biz de ona göre metro yatırımına destek verdik.”
Bu arada İsviçre hükümeti halkını bu kadar düşünürken, şirketi de ihmal etmiyor.
Yıldırım İsviçre’deki uygulamayı biraz da “buruklukla” şöyle anlatıyor: "250 milyon
frank yatırım yaptık, hükümet şimdi bize 80 milyon frank geri ödeyecek. Çünkü
biz bu alışveriş merkezi ile istihdam yaratıyoruz." Türkiye’de kaos var, orada
düzen. Evet, Türkiye’de organize perakendeyi oluşturan alışveriş merkezlerinin
sayısı henüz çok az ama yatırımların biraz daha özenli ve düzenli yapılması sağlanamaz
mı?
Taksiciler önce kendilerine çeki düzen versin
Bir süredir İstanbul Atatürk Havaalanı'nda taşıma kavgası yaşanıyor. Kavganın
tarafları arasında bulunan taksiciler eylemde, şehir içine yolcu taşımacılığı
yapan Havaş kızgın, bu pastadan pay almak için kısa süre önce havaalanından çeşitli
semtlere seferler başlatan belediyeye bağlı İETT ise sessiz. Yeşilköy'deki Atatürk
Havalimanı'nda yılda 20 milyona yakın yolcu sirkülasyonu var. Bu yolcuların taşınmasıyla
ortaya çıkan ciro ise 60 milyon YTL. Kıyametin kopuş nedeni ise Havaş'ın şehir
içinde gittiği noktaların sayısını 12'ye çıkarması oldu. Havaalanı taksiciliği
yapan 543 taksi ayağa kalktı. Bugünlerde havaalanı taksilerini "Havaş'ın korsan
taşımacılığına hayır" sloganlı dövizlerden tanımak mümkün.
Gazeteciler işi gereği havaalanını en çok kullanan meslek erbaplarından. Ben
de gerek iç, gerek dış hatlarda sıklıkla uçuyorum. Yani bu tartışmada bir tüketici
olarak tarafım. Baştan söyleyeyim: Bir yolcu olarak ister Havaş'ı, ister belediye
otobüsünü, ister metroyu istersem de taksiyi kullanma özgürlüğüne sahibim. Yani
alternatifim ne kadar çok olursa o kadar memnun olurum.
Taksiciler destek bulamıyor
Bir tüketici olarak tercihim rahat, çağdaş ve uygun fiyatlı bir taşımadan yana...
Ve ne yazık ki taksiler bu özelliklere sahip değil. Çünkü, Türkiye'de taksi hizmeti
son derece kötü... Sadece havaalanında değil her yerde bu durum yaşanıyor. Gidilecek
semti beğenmeyen, çalıştıkları kenti tanımayan, bakımsız ve güvensiz araçlarla
hizmet veren taksiciler bu yüzden havaalanı müşterilerinden de destek bulamıyor.
Bir umudumuz Avrupa Birliği'ne (AB) uyum nedeniyle gereken değişikliklerdi. Buna
göre taksiler yenilenecek, hizmet standardı artacak ve eğitim almayan şoför trafiğe
çıkamayacaktı. Klimasız ve hava yastığı olmayan araç olmayacak, taksiler başıboş
biçimde trafiğe çıkmadan duraklarda bekleyecek, taksi şoförlüğü işsizlerin işi
değil, bir meslek olacaktı. AB süreci kesintiye uğradı, bizim de umudumuz kalmadı.
Bu yüzden havaalanlarında taksiler destek bekliyorsa önce kendilerine çeki düzen
vermek zorunda.
Referans Gazetesi
Jale ÖZGENTÜRK