Bu yazımda yoğun insan trafiği alan kamu ve ticari binaların zeminlerinde ahşap
kullanımıyla ilgili ülkemizden ve dünyadan bazı örnekler vermeye çalıştım. İnsan
trafiğinin yoğun olarak görüldüğü büyük ölçekli yapılarda (hastane, mahkeme binaları,
alışveriş merkezleri vb.) yaygın eğilim zeminlerde bakımı nispeten kolay olan
granit, vinyl ve benzeri inorganik malzemelerin kullanımı yönündedir.
Mülkiyetine devlet gibi kâr amacı gütmeyen kuruluşların sahip oldukları
hastane, vergi dairesi gibi hizmet binaları için bu geçerli bir yaklaşım olsa
da mevcudiyeti bina ziyaretçilerinden elde ettiği gelirlere bağlı olan alışveriş
merkezi, otel, market gibi tesisler için zeminlerde inorganik malzeme kullanımı
elde edilecek verimi düşürebilecek ya da artmasını önleyecek tehlikeli bir alışkanlığa
dönüşmüş durumda.
Zemininde taş, mermer ve plastik türevlerini kullanan tesisler bakım maliyetleri
ve kullanım kolaylığı yönünden her ne kadar avantajlı görünüyorlarsa da, bu tesisler
ahşabın insanlar – yani müşterileri - üzerindeki rahatlatıcı etkisini kullan(a)mayarak
önemli bir avantajdan yoksun kalıyorlar.
İnsanlara daha çok para harcatmak için sabahtan akşama kadar müzik yayınları
yapan, özel kampanyalara çuvallar dolusu para harcayan, yürüyen merdivenlerin
yönlerini ve ürün raflarının konumlarını değiştirmek gibi küçük düzenlemelerle
gelirlerini arttırmak için ellerinden geleni yapan kuruluşlar için bu oldukça
anlaşılması güç bir davranış.
Oysaki ahşap zeminler alış veriş merkezi, süpermarket, sanat galerisi,
kitap mağazası ve benzeri mekânlarda sıcak ve arkadaşça bir atmosfer meydana getirmek
için en mükemmel seçimdir. Ahşap kullanıldığı her mekâna bir sıcaklık ve tanıdıklık
duygusu verir.
Bu bakımdan zeminlerinde ahşap kullanılan mekânlar insanların sinir yükünü
azaltan daha yumuşak bir karaktere bürünürler. Renk ve doku seçenekleri ve farklı
ağaç türlerinin etraflarına yaydıkları ışığın farklılığı ahşap mekânlara güçlü
bir karakter duygusu verir. Saray, malikâne, makam odası ve statü belirten diğer
mekânlarda ahşap kullanımının tercih edilmesinin önemli sebeplerinden birisi budur.
Ahşabın bir diğer avantajı farklı malzemeler kullanılarak uygulandığında
saygınlık düşürücü ya da amiyane tabiriyle ‘zıpır’ görünebilecek efektlerin, yapımlarında
ahşap malzeme kullanılmasıyla asalet ve seçkinlik timsali olarak görüntülenmesini
sağlamasıdır. Marküteri ve Madalyonlar bu durumun en göze çarpan örnekleridir.
Şirket, Spor Takımı vb. kuruluşların logoları bu teknik kullanılarak ahşap
malzemeyle birebir zemine uygulanmakta ve bu efekt dünyadaki en prestijli kuruluşlardan
bazılarının elde etmek için büyük meblağlar ödedikleri bir teknik olarak kendisini
göstermektedir.
İnsan sayısının ve bununla orantılı olarak zemin malzemesi üzerindeki kullanım
yükünün çok yoğun olduğu mekânlarda genelde ahşap tercih edilmemesinin nedeni
oluşan insan trafiğinin malzemeyi çabuk yıpratacağı ve organik bir zemin malzemesinin
bakımının vinyl, granit gibi inorganik malzemelere oranla daha zor olacağı şeklindeki
- kısmen yanlış - inanıştır.
Ahşap zemin malzemesinin daha özenli ve titiz bir bakım gerektirdiği aşikârdır.
Örneğin ahşap bir yüzeyi ıslak değil nemli paspasla silmeli ve güzelliğini muhafaza
etmek istiyorsanız düzenli olarak koruyucu yağ ve parlatıcılarla takviye etmelisiniz.
Tabii ki bu bakım süreciyle ilgili olarak geçici personelin sağduyusuna değil
bina bünyesinde sürekli görevli olan bir süpervizörün denetimine güvenecek ve
temizlik ekiplerinin çalışmasını biraz daha sıkı takip etmek ya da zemin bakımı
için bu iş üzerine uzmanlaşmış bir kuruluşla düzenli olarak çalışmak durumunda
olacaksınız.
Ancak günümüzde alışveriş merkezlerinin ve benzeri ticari mekânların işletme
maliyetleri ve çalıştırdıkları personel sayısı düşünüldüğünde sözü edilen bakım
hizmetleri için harcanacak meblağların avantajları yanında göze görünmeyecek kadar
ufak oldukları görülecektir.
Dünya genelindeki uygulamalara bir göz attığımızda ahşap zeminlerin avantajlarını
nakite dönüştürmeye yönelik ciddi bir eğilim fark edebiliriz. Mekân tasarımını
ciddiye alan ve oluşturdukları mekânlarda ziyaretçilerini ya da müşterilerini
belli bir havaya sokmak isteyen ticari işletmeler giderek daha fazla ve daha kaliteli
ahşap kullanımına yönelmişlerdir.
Bu örneklerin en yenilerinden birisi Apsys Group tarafından Polonya ‘nın
Lodz kentinde geçtiğimiz yüzyıl başından beri tekstil üretim tesisi olarak faaliyet
gösteren tarihi fabrikanın; içerisinde bir müze, sanat galerisi, otel ve dans
salonları da bulunan bir alışveriş merkezine dönüştürülmesi olarak özetlenebilecek
bir proje.
Yüklenici firma insan trafiğinin zemin malzemesi üzerine çok yoğun bir yük
bindireceği bu projede herhangi bir sentetik cila kullanmak yerine doğal yağ kullanmayı
tercih etmiş. Bu tercih kullanılan malzemenin düzenli bir bakımla yeni görünümünü
on yıllar boyunca korumasını sağlayacak ve hem uzun vadede herhangi bir inorganik
malzemeden çok daha ekonomik bir sonuç alınmış, hem de ahşabın prestiji söz konusu
mekâna yansıtılmış olacak.
Günümüzde neredeyse hepsi de birbirine benzeyen alışveriş merkezleri arasında
fark yaratmak adına yaratıcı bir yaklaşım.
Ahşap malzeme kullanılan diğer ticari mekânlar düşünüldüğünde ilk akla gelenlerden
birisi de restaurant ve benzeri yeme – içme mekânları olacaktır. New-York’ta faaliyet
gösteren uluslar arası tasarımcı Tony Chi konuklarına modern hayatın keşmekeşinden
kısa bir kopuş imkânı tanıyacak mekânlar oluşturabilmek için ahşap zemin kullanımına
yönelmiş. New – York’ta bulunan Namu, Mobar, Asiate, Kitchen ve Gobo isimli restaurantlar
tasarımcının ahşap zemin malzemelerini özgürce kullandığı bir çok mekândan bazıları.
Benzer uygulamaların ülkemizdeki örneklerinden bazıları uygulaması tarafımdan
yapılan, Galatasaray Üniversitesi Kütüphanesi ( 240 m2 ), Aydın Doğan Oditoryumu
( 400 m2 ) ve Rektörlük binası ( 200 m2 ) Oditoryum zemini sarı kırmızı renklerde
ve diagonal olarak döşenmiş ve zeminin Galatasaray’ın renklerine uygun olması
amaçlanmıştır.
Bu renkler sonradan atılmış olmayıp kullanılan malzemenin kendi rengidir.
İnorganik bir malzeme kullanarak benzer bir efekt elde etmek şüphesiz daha kolaydır
ancak elde edilen sonuç seçilen mekana hiç de uymayacak gayri ciddi ve avam bir
görüntü olacaktır. Oysa ahşap malzeme istenen etkiyi hem de mekâna ilave bir asalet
ekleyerek elde etmeyi başarıyor.
Bu konuda vereceğim diğer şahsi örnekse Kent Otel Lobisi ve Barı ( 110
m2 Renklendirilmiş İroko) Bu alana döşeme stili olarak derinlik vermesi ve görüntüyü
güçlendirmesi açısından diagonal döşeme yapıldı. Sonuçta söz konusu mekânda misafirleri
de iş sahiplerini de tatmin eden başka hiçbir malzemeyle elde edilemeyecek bir
ambiyansın elde edilmesi oldu.
Ayrıca son yıllarda özellikle Akdeniz-Antalya- bölgesindeki 5 yıldız ve
üstü otellerde mekânı en avantajlı şekilde kullanmayı hedefleyen mimarlar tarafından
kayda değer miktarlarda masif ve lamine parke uygulaması yapılması, ahşabın kamusal
zeminlerde kullanılması önündeki bir takım düşünce alışkanlıklarının kırıldığını
görmek adına sevindirici gelişmeler.
Nuri Şekerciler