Bir kentin kimliğini oluşturan şey veya şeyler, tarihsel süreç içinde o kentte
üst üste biriken şeylerin toplamıdır. Yoksa sizin ister kentin göbeğinde, ister
sırça köşkünüzde oturup da "bu kentin kimliği ne olsun" diye düşünmenizin pek
yararı yoktur. Yatağında yol alan kültür, ticaret ve siyaset gibi etkenler, o
kente zaten bir kimlik ve özellik kazandırmıştır, kazandırmaktadır veya kazandıracaktır.
İzmir, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte bir dönüşüm yaşamıştır. Devam etmekte
olan bu dönüşüm sürecinde İzmir, artık eski İzmir değildir ve olmaması da İzmirliler
ve İzmir için iyidir.
İstanbul, 1910'larda dünyanın en büyük on birinci limanıyken, aynı dönemde İzmir
elli birinci sıradaydı. Dünya ticareti ölçeğinde bu yeri almak kuşkusuz döneme
özgü başarıdır. Bu başarıda en büyük pay, o dönemde kentte ticari faaliyetlerini
sürdüren İngilizlerin, Fransızların, Avusturyalıların, Almanların, İsviçrelilerin
ve elbette onların işbirlikçilerinindir. Çünkü bu insanlar bu kentte rahat ve
huzur içinde ticaret yapabilsinler diye körfezde namluları Türk Mahallesi'ne çevrili
ve ateş etme yetkileri olan adı geçen ulusların donanmaları hazır bulunuyordu.
Bu insanların burada meydana getirdikleri koloni nedeniyledir ki, kentin kimliği
kimine göre kozmopolit, kimine göre "petit Paris de L'Orient" olarak tanımlanıyordu.
Bu kimlik ve tanımlama o döneme özgüydü ve sadece yukarıda adı geçen milletlerin
yaşadığı mahalle olan Frenk Mahallesi ile sınırlıydı. Ancak bu dönem de kentin
tarihinde önemli bir yer tutmaktadır ve araştırılması gerekmektedir. Çünkü günümüzün
birçok özelliği bu dönemde saklıdır. Bugünü anlamak için o günlere bakmak büyük
yarar sağlayacaktır.
Bu döneme ticareti ve nüfuzlarıyla damga vuran kesimler, yaptıkları tarihi de
yazmışlardır. Dolayısıyla belirleyicisi oldukları dönemin yazarı da olmuşlardır.
Dönemin kentiyle ilgili bilgi ve belgeler ellerindedir. Sadece bilgi ve belgeler
olsa neyse, kente ait objeler de ellerindedir. Bu objeler, 19. yy'da kimileri
tarafından bir yerlere bağışlanmış, kimileri tarafından da çalınarak babasının
malı gibi satılmıştır. Artık kentin tarihini yazmak hakkını da kendilerinde görmektedirler.
Şimdiyse bazı insanlar geçen yüzyılda olduğu gibi seyredecekler ve geçmişin sömürgeci
döneminin aşağılayıcı bir tanımı olan ve bugün bile hala kullanılmakta beis görülmeyen
"petit Paris de L'Orient" kimlik(!) tanımıyla övüneceklerdir.
Bu sıfatla anıldığı dönemin bir kesitinde yani 1780-1812 yılları arasında kentte
etin okkası 6 paradan 44 paraya, Mısır pirincinin kilosu 2 kuruştan 7,5 kuruşa,
zeytinyağının okkası 12 paradan 60 paraya, ev kiraları 120-150 kuruş/yıllıktan
500-800 kuruş/yıllığa fırlamıştır. Yani "petit Paris de L'Orient" dönemi, İzmirli
için yoksulluk ve pahalılık anlamına gelmekteydi.
Bu dönemi en iyi ifade eden özlü tanımlamalardan biri Kontes Pauline Nostitz
'in (1830'lar) kaleminden çıkmıştır: "...Kentte ekonomik ve siyasi gücü ele geçirmek,
zorluklara ve sorunlara yol açmaktadır. Bunun kötü örneklerini Hindistan ve Çin'de
gördük. Onun içindir ki burada ekonomik gücü elde tutmak yeterli görülmüştür.
Siyasi gücü ele geçirmeye gerek görmedik. Böylesi daha sorunsuz oluyor."
Bir kentin kimliği veya temel özellikleri ülkenin bütününden bağımsız değildir.
Ülkenin içinde bulunduğu durum, tümü belirlediği gibi, herhangi bir kentini de
belirlemektedir. Osmanlı'nın içinde bulunduğu zafiyet döneminde bu kentin bir
mahallesi, bazı insanlar tarafından "Doğu'nun Küçük Paris'i" olarak anılmış olabilir.
Ancak bu tanımlama içine giren kent, kesinlikle İzmir değildir.
İzmir bugün bir kimlik arayışı içinde olacaksa bu arayış kesinlikle Doğu'nun
Küçük Paris'ini referans almamalıdır. Çünkü bu kötü bir referanstır. Zaten bu
dönemi anladığımız zaman bu sıfat kendiliğinden ortadan kalkacak, sadece tarih
içinde bir dönemi anlatan bir tanımlama olarak araştırmalarda yerini alacaktır.
Asla İzmir için bir referans olmayacaktır.
İzmir, Küçük Paris'tir, Paris Batı'dadır, o halde İzmir Küçük Batı'dır! Devrimler,
böylesine düz mantık için yapılmış olmasa gerek!
Cumhuriyet EGE