Hiçbir hesaba sığmayan iddialardan birinin daha yanlışlığı ortaya çıktı: Terör
nedeniyle, köylerinden göç eden ve ettirilenlerle ilgili iddialar, İçişleri Bakanı
Aksu'nun demeciyle gerçeğe yaklaştı.
Dün yayımlanan habere göre Aksu, 'Köye dönüş projesi'nin uygulandığı 14 ildeki
rakamlara göre, güvenlik gerekçesiyle göç eden 360 bin kişiden 125 bin 539 kişinin
geri dönüşünün sağlandığını açıkladı. (Radikal, 18 Eylül)
Oysa, AB çevrelerinde de ciddiye alınan raporlarda sayılar çok farklıydı. "1994
yılına kadar, 3 binden fazla köyün hemen hemen haritadan silindiği", "3-4 milyon
insanın zorunlu göç ettirildiği" yazılan raporları kaynak göstererek Türkiye'den
isteklerde bulunan uluslararası kurumlar olmuştu.
Geçen Aralık ayında Paris'te yayımlanan bir bildiride, "1990'lı yıllarda zorla
boşaltılan 3 bin 400'ü aşkın köyün yeniden inşasını ve 3 milyona yakın göçmenin
yurtlarına ve yuvalarına dönüşünü teşvik önlemlerini de içeren kalkınma programı
hazırlanıp uygulamaya" konulması isteniyordu.
TBMM'ne sunulan bir rapordaki, "820 köy ve 2 bin 345 küçük yerleşim biriminden
(Mezra'dan) toplam olarak 378 bin 335 kişi göç ettirilmiştir" bilgisi Aksu'nun
son demeciyle doğrulanmıştır.
Göç edenlerin sayısı gibi, göç ettirilenlerin köylerine dönüşleri de siyasal
bildirilerin konusu olmuştur. Hiç bir toplumsal kurama uymayan yaygın istek, köylerden
kentlere gelenlerin tamamının köylerine dönüşlerinin sağlanmasıdır.
Terörden zarar görenlerin, zararlarının karşılanmasıyla, zorunlu göç ettirilenlerin
yeniden köylerine dönüşlerinin sağlanması birbirine karıştırılarak düşünülmüş
ve konuşulmuştur. Zararın karşılanmasına ilişkin esas ve usuller, 2004 yılı Temmuzunda
çıkan "Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun"
ile düzenlenmişti.
Köylerinde malı zarar görenlere ödeme yapılanların, ailecek köye döneceklerinin
kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bakan Aksu, dünkü demecinde herhalde, bu Kanun'dan
yararlananların tamamının sayısını değil; köydeki zararı ödenerek, köye döneceği
varsayılanların sayısını vermiştir.
125 bin kişinin zararları karşılanarak köye dönüş işlemi tamamlanmış, "geri dönüşü
sağlanmış" ve kayıtlarına "köye döndü" yazılmıştır.
Dosyalarına, 'Köye döndü' diye yazılanların bir kısmı köye hiç
gitmeyecek, bir kısmı köyde bir kaç ay geçirdikten sonra, son yıllarda yaşadıkları
kente dönecek; bazıları da daha büyük kentlere göç edeceklerdir.
Gençlerin özlemleri, geçmişte de aileyi besleyememiş topraklara dönmek değil;
büyük kentte bir iş bularak hayatlarını sürdürmektir. Kentin sarmalında onur kırıcı
yollarda ve ölümcül alışkanlıklarda kaybolup gidenler bulunacak, ama büyük çoğunluk
kent yaşamına uyum sağlayacaktır.
Gerçekte son 50 yıl, Türkiye'de milyonlarca insan aynı kaderi paylaşmış, kente
göç edenlere yerel ve merkezi yönetimler yardım etmemiş, kentte yerleşmelerini
zorlaştırmış; buna karşın, kentleşme sürmüştür.
Sorunumuz, şu ya da bu nedenle köyden göç eden veya ettirilmiş olanların köye
dönüşlerini sağlamak değil; kentlerimizi toplumsal kanunlar gereği süren göçleri
kabul edebilecek alt yapıya kavuşturmaktır. Yönetimin bundan önemli ne görevi
olabilir ki?
Radikal