Yeşilçam filmleriyle büyüyenler, bugün televizyonda gösterildiklerinde bu filmlerden
gözlerini alamayanlar, daha çok Hulusi Kentmen'e biçilen fabrikatör rolünü, o
rolü taşıyan evi ve işyerini de iyi anımsarlar... Zenginliğin en iyi göstergesi
mekandır çünkü... İşyeri olarak seçilen bina İstanbullular için tanıdıktı, ironik
bir şekilde, bir kamu kurumuna, Karayolları'na aitti. İşte bu bina yok artık.
Zincirlikuyu-Maslak hattı paranın merkezi ilan edilip de gökdelenler yükselince
o öylesine alçak, öylesine "eski"ye ait kaldı ki, kentin yeni sahiplerince ömrünü
tamamladığına karar verildi ve satıldı. Bina şimdi Zorlu Gayrimenkul'un. Şirket
ihaleyi 800 milyon dolara aldı, ama hesaplamalara göre, arazisine yapacağı konut,
ticaret veya turizm merkezi inşaatlarından iki milyar dolar gelir sağlayacak...
Zincirlikuyu-Maslak hattı, İstanbul'un toplamından bağımsız, ama İstanbul'un
içinde, çokuluslu şirketlerin dişini kamaştıran bir hat. Bu yüzden de el değiştiren
sadece Karayolları binası değil. Her gün yeni projeler hazırlanıyor, yeni ihaleler
yapılıyor.
Levent'teki İETT garajı da geçen hafta gürültülü bir ihaleyle satıldı. Araziyi
705 milyon dolara Sama Dubai İstanbul Gayrimenkul aldı, hani şu Dubai Towers projesi
yargıya takılan şirket... Sırada projeyi yargıdan geçirmek var! Yine Levent'teki,
10 bin 630 metrekarelik Renault Mais Genel Müdürlük binasının ihalesini 56.3 milyon
Avro'ya alan Kazak Landmarkk İnşaat aldı. Hükümet, Merkez Bankası Başkanı'nın
bilgisi dışında kurumu Levent'e taşımayı kararlaştırdı. Geçen aylarda açılan hiper
lüks alışveriş merkezi Kanyon ise şimdi bu araziler için öngörülen projelerin
tamamlanmasını, yani gerçek müşterilerini bekliyor...
"Beyaz yakalı" cenneti...
Hem Zincirlikuyu-Maslak hattında, hem İstanbul'un genelinde yaşanan değişim 1980'lerin
kentleşme anlayışının bir sonucu. Önceleri Gültepe, Ayazağa gibi gecekondu semtleriyle
gündeme gelen hat üzerinde önce Akbank Genel Müdürlüğü binasıyla tanıştık. Bu,
bir anlamda kısa ve orta vadede finans sektörünün bir araya toplanacağının da
sinyaliydi. Yapı Kredi Bankası'nın ardından Türkiye'nin en yüksek binası olarak,
"İstanbul artık 8 tepe" sloganıyla İş Bankası bölgedeki yerini aldı. Slogan doğruydu,
çünkü İş Bankası İstanbul'a 180 metre yukardan bakıyordu!
Bu bankaları, diğerlerinin izlemesi gecikmedi (HSBC, Garanti, Oyak, vs). Bölge
bankalar, yatırım ve gayrimenkul, reklam ve halkla ilişkiler şirketleri buna bağlı
olarak gelişen otel ve alışveriş merkezleri ile tam bir "beyaz yakalı cenneti"
haline döndü..
Bu merkezileştirme projesi; kapitalizm ve verimlilik kanunlarından "zaman, kalite,
maliyet" üçlemesine de uygun bir iç tutarlılığa sahip aslında. Kendine has kuralların
olduğu bir dünya gökdelenler. Zamanın en değerli nakit olduğundan hareket eden
bu yapılaşma biçimi, iç içe geçmiş büro düzeniyle, oda kavramını reddeden bir
dekorasyon anlayışıyla tasarlanıyor. Herkesin herkesi görebileceği bu düzenlemeyle
özel alan kavramı yok sayılıyor.
Her gökdelenin altında, çevresinde bulunan fast-food dükkanları ya da yemekhaneler,
üretimi aksatmamak üzere sürate dayalı bir yemek yemeyi zorunlu hale getiriyor
sanki. Artık operasyonların çoğu internet üstünden yapılsa da, dolaşımı zorunlu
dokümanlar, bölgede konuşlanan bankalar arasındaki alışveriş de bu hıza önemli
ölçüde katkıda bulunuyor. Ayrı yerlere dağılmış grup şirketlerinin bir araya getirmesiyle
maliyet düşerken (örneğin İş Bankası'na bağlı tüm birimler Levent'teki binaya
taşındı), kalite kavramı da kar maksimizasyonları hedeflenerek adeta putlaştırılıyor.
Özgür Cuma, serbest kıyafet...
Kalite kavramının sadece üretimle sınırlı olduğu düşünülmemeli. Bu büyük gökdelenlerde
örneğin kahverengi takım elbise giyilmesi bazı yerlerde resmi, bazılarında ise
yazılı olmayan yasaklar arasında. Beyaz çorap ise Türk "yuppilerinin" zaten çok
önceleri kullanmayı bıraktığı eşyalardan. Bu binalarda erkekler için lacivert
takımlar, kadınlar için "döpiyesler" bir tür üniforma özelliği taşıyor. Yine top
sakal kabul edilebilirken normal sakal, çağrıştırdığı anlamlardan olsa gerek,
makbul sayılmıyor. "Özgür cuma" günleri, bazı plazalarda uygulanan "kıyafet serbestliği"
yönetimlerin çalışanlara bir tür teselli ikramiyesi...
Plazalar, yeni bir yaşam anlayışını da çalışanlarına dikte ettiriyor. Tuvaletler
bile yaka kartı ile açılıyor, sigara gaz odalarını anımsatan alanlarda içiliyor,
herkes, her yere yerleştirilmiş kameralarla izleniyor... Genel olarak "akıllı
bina" olarak tanımlanan bu yapılarda günün birinde ya ekonomik kriz ya da performans
yetersizliği gerekçesiyle plaza girişlerindeki turnikeleri kartınızın açmadığını
da görebilirsiniz. Güvenden çok çıkara dayalı ilişkilerin sürdürüldüğü plaza kültüründe
işten çıkartılanlara eşyalarını toplarken genelde çalışma arkadaşlarının değil,
güvenlik görevlilerinin eşlik ettiği de bir başka gerçek.
Metro da Zincirlikuyu-Maslak hattına ayrı ivme kazandırıyor. Metro ile aynı adı
taşıyan, bir aksla ona bağlanan bir "City" olması da şüphesiz tesadüf değil. Reklamcıların
binayı tanımlayış biçimi de amacı özetliyor aslında: "Çıkana kadar içerdesin...
Her şey yürüyüş mesafesinde. Şık ve güvenli. Her şey ayağınıza geliyor. Sokağa
çıkmanıza gerek kalmıyor."
Bu, cam fanus bir yaşam biçimine övgü, aynı zamanda yeni bir ayrımcılık söylemi...
Daha düne kadar bölgeye çok yakın olan Küçükarmutlu için sol örgütlerin "kurtarılmış
bölgesi" tanımı yapılırdı, şimdi Zincirlikuyu'dan başlayıp Büyükdere Caddesi'nin
sonuna kadar uzanan bölge ve yan akslarında beyaz yakalıların kurtarılmış bölgeleri
oluşturuluyor. İMKB'nin de bu hattın sonunda İstinye'de konuşlandığını unutmamak
gerek. ABD Konsolosluğu'nun aynı yerde bir kale gibi inşa edilmesi ise şüphesiz
sözü edilen olgulardan bağımsız bir tesadüf değil!
Düne kadar çarpık çurpuk olmakla eleştirilen Türkiye'deki kapitalist sistem,
bütün oyuncularıyla mekansal ve örgütsel birlikteliği sağlama yönünde emin adımlarla
ilerliyor. Bunun yarattığı kentsel dönüşümlerin "çarpık" yansımaları da hızla
gözlerimizin önüne seriliyor... Bize düşen ise kamuoyunun itirazları ve yargı
kararıyla durdurulan Galataport, Egeport, Dubai Tower, Haydarpaşa projelerine
karşı çıkmayı sürdürmek...
Cumhuriyet DERGİ
Azmi Karaveli