Üye Girişi
Kullanıcı Adı 
Parola
Üye Ol Şifremi Unuttum
| inşaat sektörü inşaat ihaleleri inşaat malzemeleri inşaat haberleri Dekorasyon fuar seminer tüm hepsi inşaat dergisinde  | Sizde İnşaat Dergisine Reklam vererek firmanızı tüm Dünyaya tanıtabilir, Ürünlerinizi satabilirsiniz.  |
        
      Beyaz Eşya (184)
      Tekstil (162)
      Güvenlik Sistemleri (57)
      Havuz (45)
      Faydalı Bilgi (183)
      Yapı Malzemeleri (258)
      Kapı Otomatik Kapı (89)
      Duyuru (1920)
      Plastik Alüminyum (66)
      İhale (4937)
      Kampanyalar (46)
      Mekan (272)
      Vitrifiye (383)
      Fuar Seminer (672)
      Mutfak (193)
      Cephe (124)
      İzolasyon Yalıtım (127)
      Konut (1019)
      Bizden Haberler (37)
      Önemli Bilgiler (237)
      Bahçe (312)
      Elektronik (439)
      Mimari (502)
      Zemin (183)
      Züccaciye (230)
      İnşaat (2370)
      Çevre Düzenleme (398)
      Perde (100)
      Mobilya (451)
      Aksesuar (143)
      Aydınlatma (347)
      Dekorasyon (731)
Haber Ara
 
İnşaat Dergisi
Sizde Reklam Verin
Sizde Reklam Verin


Kurt Granit & Çimstone
Kurt Granit & Çimstone


İnşaat İhaleleri Burada
İnşaat İhaleleri Burada


İnşaat Sektörünün Kalbi
İnşaat Sektörünün Kalbi


İnşaat Sektörünün Kalbi
İnşaat Sektörünün Kalbi

Bu Alana Reklam
Verin!

 


web tracker

sitemap-1
sitemap-2
sitemap-3

 Çevre Düzenleme > 17-06-2008 Kyoto Kriterlerine Ulaşmak için 4 Yılımız Var
yazıyı 12 punto yap yazıyı 14 punto yap yazıyı 16 punto yap yazıyı 18 punto yap
    
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası’nın “2008 Çevre Durumu Raporu”na göre dünyada ve Türkiye’de her geçen gün artan ve çeşitlenen çevre sorunları zaten sınırlı olan doğal varlıkların daha da azalmasına hatta yok olmasına neden oluyor. Ulusal düzeydeki çevre sorunlarının başında bugün; iklim değişikliği, su varlığımızın kıtlığı ve kirlenmesi, biyolojik çeşitliliğin yok olması, çarpık kentleşme, doğal ve kültürel varlıkların tahribi geliyor.

Çevre Durum Raporu’nun Türkiye’nin karşı karşıya olduğu çevre sorunları sıralamasında en başta su kaynakları yer alıyor. Türkiye’nin artan su ihtiyacını karşılamak için su varlıkları üzerindeki baskının giderek artış gösterdiğine dikkat çekilerek, Türkiye’nin su kaynakları açısından artık zengin bir ülke olmadığına vurgu yapılıyor.

Su fakiri

Raporda, 1995-2002 yılları arasında, yüzey ve yeraltı suyu kaynaklarından çekilen su miktarında yüzde 32.9 oranında bir artış görüldüğü belirtiliyor. Yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1000 metreküpten daha az olduğu ülkelerin “su fakiri” olarak tanımlandığı kaydedilen raporda şöyle denildi:

“Kişi başına düşen yıllık su miktarına göre ülkemiz su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1500 metreküp civarında. Tahminlere göre önümüzdeki 20 yıl içinde, ülkemizdeki nüfus 87 milyona ulaşacak, yıllık kişi başına düşen su rezervi ise 1042 metreküp olacak. Bu rakam, su fakiri olarak tanımlanan ülkelerdeki yıllık kişi başına düşen su miktarına çok yakın.”

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün çalışmalarına göre sektörler itibarıyla 2003 yılı su tüketimi ve 2030 tahminine göre ise önümüzdeki 25 yıllık dönemde su gereksiniminin bugünkünden yaklaşık üç kat daha fazla olacağı ifade edildi.

Türkiye’nin su kaynaklarının kalitesinin bozulmasının başlıca nedenleri arasında; doğal varlıkların aşırı kullanımı, çarpık kentleşme, plansız sanayileşme, evsel, endüstriyel ve tarımsal kaynaklı faaliyetler yer aldığının altı çizildi.

Türkiye’nin önemli tarım ve endüstri merkezlerini kapsayan akarsu havzalarında yer alan su kaynaklarının kalitesi, “Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği”nde belirtilen, “Kıta İçi Su Kaynaklarının Sınıflarına Göre Kalite Kriterleri” sınır değerleri baz alınarak sınıflandırıldığında, II. Sınıf (az kirlenmiş su) ve IV. Sınıf (çok kirlenmiş su) arasında değiştiği kaydedildi.

8.54 milyon m3 su çekildi

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı (TÜİK) verilerine göre 2004 yılında, Türkiye’de, belediyeler, imalat sanayii ve enerji üretimi te- sisleri tarafından su kaynaklarından yaklaşık olarak 8.54 milyon metreküp su çekildiği, çekilen toplam su miktarının yüzde 56’sının belediyeler, yüzde 30’unun enerji üretimi tesisleri, yüzde 14’ünün ise imalat sanayii tarafından kullanıldığı kaydedildi.

TÜİK’in 2004 yılı verilerine göre, tüm kaynaklardan temin edilen toplam su miktarı ele alındığında; denizlerin yüzde 36 oranı ile en büyük su temini kaynağı olduğu, denizleri yüzde 24 ile barajların, yüzde 19 ile kuyu sularının, yüzde 16 ile kaynak sularının izlediği anlatıldı. Akarsular, göller, göletler ve diğer kaynakların ise toplam talebin yalnızca yüzde 5’ini karşılayabildiği kaydedildKüresel ısınmaya yol açan sera gazı emisyonlarının azaltılmasını öngören Kyoto Protokolü’ne Türkiye’nin katılımının uygun bulunduğuna dair yasa tasarı 11 Haziran’da TBMM Çevre Komisyonu’nda kabul edildi. Ancak Kyoto Protokolü’nün süresinin 2012’de doluyor olması ve Türkiye’nin bunun gibi imzaladığı birçok uluslararası sözleşmeyi uygulamaması nedeniyle tartışmalar bitmek bilmiyor. İşverenler de Türkiye’nin ekonomisine zarar getireceği gerekçesiyle dünyanın sonunu hazırlayan küresel ısınmaya karşı tek somut adım olarak karşımızda duran Kyoto Protokolü’ne karşı çıkıyor.

Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi içinde 1997’de, yaklaşık 3 yıl süren görüşmelerin ardından imzalandı.

Bu protokolü imzalayan ülkeler, karbondioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salınımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa salınım ticareti yoluyla haklarını arttırmaya söz verdiler.

Protokol, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki düzeylere düşürmelerini gerekli kılıyordu ancak 1997’de imzalanan protokol, 2005’te yürürlüğe girebildi. Çünkü, protokolün yürürlüğe girebilmesi için onaylayan ülkelerin 1990’daki emisyonlarının yeryüzündeki toplam emisyonun yüzde 55’ini bulması gerekiyordu ve bu orana ancak 8 yılın sonunda Rusya’nın katılımıyla ulaşılabildi.

Kyoto Protokolü şu anda dünyadaki 160 ülkeyi ve sera gazı salınımlarının yüzde 55’inden fazlasını kapsıyor.

Protokolün hedefleri şöyle:“Atmosfere salınan sera gazı miktarı yüzde 5’e çekilecek. Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek. Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme sağlanacak. Ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik temel ilke olacak. Atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek. Fosil yakıtlar yerine örneğin bio dizel yakıt kullanılacak. Çimento, demir-çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek. Termik santrallarda daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokulacak. Güneş enerjisinin önü açılacak, nükleer enerjide karbon sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak. Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacaktır.”

Kyoto’nun işleyişi

Kyoto Protokolü devletler tarafından destekleniyor ve BM şemsiyesi altında küresel kurallar ile belirleniyor. Protokolde devletler iki genel sınıfa ayrılıyor. Gelişmiş ülkeler, “Ek 1” ülkeleri olarak anılıyor ve gelişmekte olan ülkeler “Ek 1’de yer almayan ülkeler” olarak anılıyor. Ek 1 ülkeleri sera gazı salınımlarını azaltmayı kabul etmiş ülkeler. Ek 1’de yer almayan ülkelerin ise sera gazı sorumlulukları yok ve her yıl sera gazı envanteri raporu vermeleri gerekiyor.

Kyoto Protokolü’ndeki hedeflerine uymayan herhangi bir Ek 1 ülkesi bir sonraki dönem azaltma hedeflerinin yüzde 30 daha azaltılması ile cezalandırılıyor.

2008 ile 2012 arasında, Ek 1 ülkeleri sera gazı salınımlarını 1990 yılı seviyesinden ortalama yüzde 5 aşağıya çekmek zorundaydı. Birçok AB üyesi ülkeye göre bu oran 2008 için beklenilen sera gazı salınımlarının yüzde 15 aşağısına denk geliyor. Ortalama salınım azalmasının yüzde 5 olarak belirlenmesine karşın AB üyesi ülkelerin salınım hedefleri yüzde 8 azaltma ile İzlanda tarafından hedeflenen yüzde 10 artırıma kadar değişmekte.

Bu azaltma hedefleri 2013 yılına kadar belirlendi. Kyoto Protokolü, Ek 1 ülkelerinin sera gazı salınımı hedeflerine ulaşmak için başka ülkelerden salınım azalması satın alabilmeleri esnekliğine de olanak veriyor. ,

Birçok ülke bütçeden pay ayırdı

AB Salınım Ticaret Borsası gibi çeşitli borsalardan veya Ek 1’de yer almayan ülkelerin salınımlarını azaltan Temiz Gelişim Tekniği (TGT) projeleri ile diğer Ek 1 ülkelerinden satın alınabiliyor. Sadece TGT Yönetim Kurulu tarafından onaylanmış Onaylı Salınım Azaltımları (OSA) alınıp satılabiliyor.

BM çatısı altında, Kyoto Protokolü Bonn merkezli Temiz Gelişme Tekniği Yönetim Kurulu’nu Ek 1’de yer almayan ülkelerde gerçekleştirilen TGT projelerini değerlendirip onaylaması için kurdu. Bu projeler onaylandıktan sonra OSA veriliyor. Pratikte bu kurallar Ek 1’de yer almayan ülkelerin sera gazı sınırlamalarına tabi olmadıklarını ama sera gazını azaltan bir projenin bu ülkelerde uygulanması durumunda elde edilen karbon kredisinin Ek 1 ülkelerine satılabileceği anlamına geliyor.

Tüm Ek 1 ülkeleri Kyoto Protokolü içinde sera gazı salınım değerlerini gözetim altında tutmak için ulusal daireler kurdular.

Japonya, Kanada, İtalya, Hollanda, Almanya ve daha birçok ülke devletleri karbon kredisi için bütçeden pay ayırmış durumda. Bu ülkeler kendi büyük enerji, petrol, doğalgaz holdingleri ile birlikte çalışarak mümkün olan en fazla sayıda karbon kredisini en ucuza almaya çalışıyor.

Değişim şart

Türkiye Kyoto Protokolü’ne taraf olan 178. ülke oldu. Protokolün belirlediği hedefler 4 yıl sonra doluyor ve Türkiye’nin kalan bu kısa süreyi nasıl değerlendireceği merak ediliyor. Bölgesel Çevre Merkezi Türkiye Ofisi’ne göre Türkiye’nin önümüzdeki günlerde yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, ulaşımda toplu taşımacılık ve sürdürülebilir atık yönetimi gibi konularda önemli adımlar atması gerekiyor. Türkiye’nin acilen yapması gereken değişiklikler şöyle:

• Yenilenebilir enerji kaynakları: Şu anda rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının Türkiye’de kullanımı yüzde 1’in altında. Bu süreçte bu sektörlerin çok büyük bir ilerleme kaydeceğini bekliyoruz. Dünya 2012 sonrasını bugün tartışıyor. 2012’den sonrasını doğru kurgulamak için bu camiaya katılmak önemliydi. Bu noktada büyük bir adım atıldı.

• Ulaşım: Ulaşım en zor sektörlerden biri. Enerji konusunda kömür gibi fosil yakıtların yerine konacak çok şey var. Oysa ulaşımda petrolün yerine konacak yakıt yok gibi görünüyor. Bunun dışında Türkiye’de ulaşımın yüzde 95’inden fazlası karayolu ile yapılıyor.

• Atık yönetimi: Düzenli depolama, son 3-4 yılda yaygınlaştırıldı. AB uyum süreciyle yatırımlar yapıldı. Yeni gelişen sektör, atıkların enerji elde etmek için kullanılması olacak. Metan atıklarının toplanması ve yakılarak elektrik üretilmesi gibi teknolojiler var. Bunların tüm Türkiye’deki atık alanlarda uygulanması gerekiyor.

Bireysel önlemler

Küresel ısınmayı durdurabilmek için bireylere de önemli görevler düşüyor.

* Bilgilen: Anlamadığınız bir şeyi çözemezsiniz. Ne konuştuğunuz hakkında bilgilenin, araştırmacı olun, daha fazla ve sürekli öğrenin. Herkes doğruyu söylemiyor. Her okuduğunuza ve gördüğünüze de inanmayın.

* Ağaç dik: Varsa kendi bahçenize, evinizin etrafına veya komşularınız ile birlikte yerel yönetimlere başvurarak yollara boş yerlere ağaç dikin. Ağaçlar, havadaki karbonu alıp oksijen verirken aynı zamanda kışın rüzgârı kesip buharlaşma ile olan soğumayı önleyip evlerimizin ısıtma faturasını; yazın ise gölge yaparak soğutma ihtiyacını azaltıp enerji faturası ve dolayısı ile fosil yakıtı kullanımını azaltabilir.

* Enerjiden tasarruf et: Kışın eviniz çok sıcak olunca serinlemek için pencereleri açmayın; kaloriferleri kısın. Isıtıcıyı daha fazla açmak yerine sizi sıcak tutacak giysiler giyin. Normal ampulleri florasan gibi tasarruflu ampuller ile değiştirin. Sıcak günlerde klimayı açmak yerine daha hafif, bol giysiler giyin ve vantilatör kullanın.

* Elektrikli aletleri düğmesinden kapat: Kullanmadığımız zaman ışıkları, televizyonu, bilgisayarı, ısıtıcıları, elektrikli aletleri açık bırakmayın. Tembellik edip TV, bilgisayar gibi elektrikli aletleri standby’da bırakmayın. Bilgisayar ve TV’leri de kullanmadığınız zaman düğmesinden kapatın.

* Alışverişini olduğun yerde yap: Yerel mağaza, alışveriş merkezlerinden ve pazarlardan alışveriş yapın.

* Daha az ve kısa mesafelere seyahat et: Zorunlu olmadıkça tatil için çok uzaklara gitmeyin.

* Güneş enerjisi kullan: Mümkün oldukça güneş enerjisi kullanın. Güneş enerjisi ile doğanın dengesini bozmadan sıcak su elde edebilir, evinizi ısıtabilir ve elektrik enerjisi üretebilirsiniz.

* Az tüket, yeniden kullan, geri döndür: Plastik gibi maddelerin kullanımını ve çöp üretimini azaltın. Alışverişte aldığınız ürünler aşırı paketlenmiş olmasın. Mümkünse bu tür çevreye zararlı maddeleri fazlaca satın almayın.



Haber: Cumhuriyet Gazetesi
 
Haberin Okunma Sayısı : 52
Bu Haberi; Kaydet   Yazdır   Yolla  
 Rastgele 10 Haber
  • Hicaz Demiryolu için 62 Yıldır Görüşülüyor
  • Altı Şadırvan, Üstü Minareli Cami İlgi Çekiyor
  • Bozkurt İlçe Jandarma Komutanlığı İkmal İnşaatı
  • Çimsa CE işareti aldı
  • Ayasofya’da Doğal Deprem Kalkanı Var
  • İnşaat Yönetim Seminer Duyurusu
  • Türkiye, Tarihine Sahip Çıkmada Kırık Not Aldı
  • Ücretsiz Pronet alarm sistemi
  • İtalyan Mimari ve Restorasyon Deneyimleri
  • Küresel Isınmaya Cılız İnkar
  • Sitemizde kayıtlı 17218 adet haber, 2249 adet kategori bulunmaktadır.
    Başa Dön Başa Dön

    | Beyaz Eşya | Tekstil | Güvenlik Sistemleri | Havuz | Faydalı Bilgi | Yapı Malzemeleri | Kapı Otomatik Kapı |
    | Duyuru | Plastik Alüminyum | İhale | Kampanyalar | Mekan | Vitrifiye | Fuar Seminer |
    | Mutfak | Cephe | İzolasyon Yalıtım | Konut | Bizden Haberler | Önemli Bilgiler | Bahçe |
    | Elektronik | Mimari | Zemin | Züccaciye | İnşaat | Çevre Düzenleme | Perde |
    | Mobilya | Aksesuar | Aydınlatma | Dekorasyon |


     Google