Üye Girişi
Kullanıcı Adı 
Parola
Üye Ol Şifremi Unuttum
| inşaat sektörü inşaat ihaleleri inşaat malzemeleri inşaat haberleri Dekorasyon fuar seminer tüm hepsi inşaat dergisinde  | Sizde İnşaat Dergisine Reklam vererek firmanızı tüm Dünyaya tanıtabilir, Ürünlerinizi satabilirsiniz.İnşaat Sektörünün kalbi bu sitede atıyor  |
        
      Aksesuar (146)
      Aydınlatma (364)
      Bahçe (325)
      Beyaz Eşya (198)
      Bizden Haberler (37)
      Cephe (130)
      Çevre Düzenleme (424)
      Dekorasyon (764)
      Duyuru (2245)
      Elektronik (478)
      Faydalı Bilgi (184)
      Fuar Seminer (695)
      Güvenlik Sistemleri (58)
      Havuz (45)
      ihaleler (5270)
      inşaat (2585)
      izolasyon Yalıtım (138)
      Kampanyalar (53)
      Kapı Otomatik Kapı (90)
      Konut (1160)
      Mekan (281)
      Mimari (528)
      Mobilya (466)
      Mutfak (197)
      Önemli Bilgiler (241)
      Perde (100)
      Plastik Alüminyum (67)
      Tekstil (163)
      Vitrifiye (387)
      Yapı Malzemeleri (269)
      Zemin (191)
      Züccaciye (264)
Haber Ara
 
İnşaat Dergisi
inşaat malzemeleri
inşaat malzemeleri


Granit
Granit


İnşaat Haberleri
İnşaat Haberleri


inşaat ihaleleri
inşaat ihaleleri


İnşaat Sektörünün Kalbi
İnşaat Sektörünün Kalbi

Bu Alana Reklam
Verin!

 


web tracker

sitemap-1
sitemap-2
sitemap-3
sitemap-4



Add to Google
 Mimari > 15-07-2002 Mimari Bilinç Sivilleşmeli
yazıyı 12 punto yap yazıyı 14 punto yap yazıyı 16 punto yap yazıyı 18 punto yap
    
İstanbul'u yok etmemek için Avrupa'dan öğreneceğimiz çok şey var. Bir kere AB ülkelerinde kültür mirasının sahipleri yasaklar ve cezalarla mallarından mülklerinden nefret eder hale gelmiyor, aksine destek görüyor.

Belki biliyorsunuz; İstanbul'un bir bölümü sit alanı ilan edilmiş durumda. Kültür mirası mimarlık yapıları açısından bütünlüklü korunması gereken yerler koruma kurulları tarafından sit alanı ilan ediliyor.
"Ne iyi", diyeceksiniz, "İstanbul'un Beyoğlu, Zeyrek, Eminönü gibi tarihi semtlerini sit alanı ilan ettik. Koruyoruz."
Peki İstanbul'da gerçekler nasıl?
Zaman zaman binalar bakımsızlıktan çöküyor.
İnsanlar can veriyor. Bu gidişle yakın bir gelecekte bugün sapasağlam olan yapılar da çürüyecek ve öncelikle korunması gereken semtler içerdikleri değerleri yüzünden riskli bir bölge haline gelecekler. Daha da fazla tehlike arz edecekler. Daha fazla sorunlu hale gelecekler. Bu nedenle belki bir yönetici ortaya çıkacak ve "bu viraneleri
temizliyorum" diyecek, tarihi binaların hepsi kazınacak.


Bu ne yaman çelişki!
Biz İstanbullular zenginliğimizi fakirliğe, imkanlarımızı çaresizliğe dönüştürmekte çok başarılıyız. Değerlerimiz yüzünden sorunlar yaşamaya, fakirleşmeye, tehdit altında yaşamaya mahkûm oluyoruz. Vatandaşları zorla yasadışı işler yapmak zorunda bırakıyoruz.
Böyle bir çelişki hangi uygar ülkede olabilir? Hangi şehirde vatandaşların sahip oldukları değerler kendileri için bir cezaya, bir eziyete dönüşebilir? Hangi ülkede kamu yöneticileri 'vatandaşlarına rağmen' kültür varlıklarını koruyabilir, şehirlerini doğru dürüst planlayabilir?
Hangi ülkede bu kadar önemli bir konut stoku, mimarlık mirası, turizm için büyük bir cazibe teşkil eden tarihi yapılar bu şekilde yöntemsiz, uzmanlık desteği almadan, gelecek için hedefler konmadan, yeniden işlevlendirilmeden korunabilir? Hangi uygar şehirde bu kadar önemli bir yapı birikimi
'son nefesini verene kadar' kötü koşullarda çalışan bir imalat sektörünü ve ellerinden yaşama çevrelerini iyileştirme imkanı alınmış insanları barındırmak için kullanılabilir?


Sorun çözümsüz değil
Yoksa bizler elimizdeki değerlerin kıymetini mi bilmiyoruz? Kıymetini bilenlerimiz de giderek büyüyen bu sorunun nasıl çözüleceğini mi bilmiyor?
Bu sorun çözümsüz değil. Bütün uygar şehirlerde bu işin nasıl olduğunu gösteren bir dolu örnek var. Tarihi kent merkezlerini korumak, buralardaki hayatı canlandırmak için yöneticisinden sivil topluma herkesin bildiği, geliştirdiği yöntemler var.
İlk önce kültür varlıklarının korunması, her fırsatta çıkıp örnek aldığımızı söylediğimiz Avrupa Birliği ülkelerinde nasıl oluyor, bir bakalım isterseniz. AB ülkelerinde kültür varlığı olarak tescilli bir yapının sahibiyseniz yerel yönetimler, size karşı sorumlu olan kuruluşlar sizi yapınızın korunmasında destekliyor.
Nasıl destekliyor? Size proje desteği veriyor. Uygulama için uygun koşullarda kredi temin ediyor. Danışmanlık yapıyor. Kısacası AB ülkelerinde kültür mirasının sahipleri yasaklar ile cezalandırılmıyor, mahkûm edilmiyor. Vatandaşlar yasaklarla korkutularak ellerindeki değerleri yok etmek için rüşvet vermiyorlar. Mallarından mülklerinden nefret eder hale gelmiyorlar.
Yönetimlerle birlikte, ortaklaşa kültür varlıklarına, yaşama çevrelerinin kalitesine sahip çıkıyorlar. AB ülkeleri vatandaşlarının hizmetine sunulan maddi kaynaklar, destek imkanları var.
Bu nedenle bırakın İstanbul gibi bir 'Dünya Başkenti' olmuş önemli bir tarihi şehirle ölçülebilecek şehirleri, Avrupa'nın her köşesinde bir canlanma yaşanıyor. Geçmişinin değerini bilen şehirler, yeni mimarlık değerleri yaratmakta da başarılı oluyorlar. Şehirler pırıl pırıl, kamu hizmetleri sorunsuz, vatandaş yönetimle diyalog içinde... Bu durumun bir de İstanbul gibi bir şehirde olduğunu tahayyül edin: Kültür mirası mimarlık yapıları, şehir dokuları hiçbir sorun yaşanmadan geleceğe taşınabilir.
Bir taraftan işlevini yitirmiş endüstri yapılarına yeni işlevler kazandırılırken, mimarlık değeri çok yüksek yeni yapılar inşa edilebilir. İstanbul yalnızca sahip çıktığı tarihi ile değil, yeni yarattığı değerleriyle hemşerilerin refahını, mutluluğunu sağlar. Bakımlı ve kurallara göre yapılmış binalarıyla çok daha güvenli bir hale gelir. Başka ülke vatandaşlarına, meslek insanlarına yönelik çekim gücünü artırır...


Artık gözlerimizi açalım
Peki bu nasıl olacak? Her şeyden önce kamu işlevlerinin katılımcı hale gelmesiyle. Yerel yönetimlerin yerel kamu hizmetlerini üstlenmesiyle. Vatandaşın karşısında hesap verebilir, şeffaf yönetimler olmasıyla... Artık gözlerimizi açalım. Bizdeki gibi vatandaşına güvenmeyen, doğruları hep kendisi bilen kamu yönetimleri artık tarihe karıştı.
Yönetimlerin meşru, hesap verebilir, katılımcı, şeffaf olmasındaki en büyük sorumluluk, hiç şüphesiz yeni siyasal değerleri oluşturan yeni profesyonellik biçimlerinde, kendi çıkarının temsiline dayanmayan kurumlar olan üniversitelerin oluşturduğu entelektüel sermayede. Bu yeni siyasal değerler bazılarının zannettiği gibi yalnızca siyasetçiler tarafından tek başına oluşturulmadı.
Şimdi dönüp İstanbul'a tekrar bakalım.
İstanbul gibi bir şehir bugün yaşadığı fakirleşmeyi ve bir deprem olursa yaşayacağı felaketi yaşamak zorunda mı?


Kaynak: Radikal
 
Haberin Okunma Sayısı : 122
Bu Haberi; Kaydet   Yazdır   Yolla  
 Rastgele 10 Haber
  • Elazığ Belediyesi KATI VE TIBBİ ATIK DÜZENLİ DEPOLAMA TESİSİNDE ÇEŞİTLİ ÜNİTELERİ YAPTIRILACAKTIR
  • Çiftlik evi stili
  • THY Teknik A.Ş.'den Ankara Esenboğa Havalimanı'nda Bakım Hangarı ve Yardımcı Tesisleri Yapımı İşi
  • Meslek Odalarından Ortak Açıklama
  • Perşembe Günleri İstanbul Modern'e Giriş Bedava
  • Çimentaş’tan Bedelsiz Hisse İhracı
  • Güneşin yakıcılığından korunun
  • Tarihî Köşkü Değil, Beton Şemsiyeyi Onarın!
  • Seranit'den Seraform serisi
  • Bahçe mobilyasına bahar geldi
  • Sitemizde kayıtlı 18544 adet haber, 2249 adet kategori bulunmaktadır.
    Başa Dön Başa Dön

    | Beyaz Eşya | Tekstil | Güvenlik Sistemleri | Havuz | Faydalı Bilgi | Yapı Malzemeleri | Kapı Otomatik Kapı |
    | Duyuru | Plastik Alüminyum | ihaleler | Kampanyalar | Mekan | Vitrifiye | Fuar Seminer |
    | Mutfak | Cephe | izolasyon Yalıtım | Konut | Bizden Haberler | Önemli Bilgiler | Bahçe |
    | Elektronik | Mimari | Zemin | Züccaciye | inşaat | Çevre Düzenleme | Perde |
    | Mobilya | Aksesuar | Aydınlatma | Dekorasyon |


     Google