Mimarlar Odası Genel Merkezi yazılı bir basın açıklaması yaparak, 12-13 Kasım’da
İstanbul Swiss Otel’de gerçekleştirilen Forum İstanbul Gayrimenkul Zirvesi kapsamında,
Mimar Sinan'dan bir 'gayrimenkul dehası' olarak söz eden açıklamaları kınadı.
TMMOB Mimarlar Odası, kentsel gelişmelerin son Gayrimenkul Zirvesi'nde ulaştığı
çerçeveden duyduğu rahatsızlığı mimarlar ve kamuoyu ile paylaşırken, bu bağlamda
başta yetki ve sorumlulukları olanlar olmak üzere herkesi mimarlığa, kente ve
kentliye karşı duyarlı olmaya çağırdı.
Mimarlar Odası'nın basın açıklamasına ilişkin tam metin şöyle:
"12-13 Kasım’da İstanbul Swiss Otel’de yapılan Forum İstanbul Gayrimenkul Zirvesi;
ülkemiz kentlerinin ve mimarlığının, küresel emlak geliştiriciler ve yerli taşeronlar
aracılığı ile küresel sermayenin gayrimenkul pazarına dönüşmekte olduğunu gösteriyor!...
"Başta İstanbul olmak üzere büyükkentlerimiz, artık uluslarararası emlak piyasasının
yeni ilgi alanında... Planlama anlayışından ve bilimsel temelden yoksun, kamu
ve toplum yararını gözetmeyen, insanı, yereli, kültürü yok sayan, sadece rant
odaklı, ayrıcalıklı imar haklarıyla donatılmış birçok kentsel projenin gündeme
alındığı, bir kısmının da gerçekleştirilmeye çalışıldığı günleri yaşıyoruz. Küresel
sermayenin giderek artan bu saldırısı yerel ve merkezî iktidarlar ve yerli aracıların
işbirliği ile ülkemiz ve toplumumuz açısından yıkıcı sonuçlar doğurabilecektir.
Bu durum yeni bir mimarlık düzenini de beraberinde getirmekte; mimarlık; ulusal,
evrensel ve kültürel değerlerinden koparılmakta, yıldız mimarlar aracılığıyla
sermayenin beklentileri doğrultusunda bir pazarlama aracı haline gelmektedir.
Bu “yeni mimarlık düzeni” yalnızca merkez pazarını belirlememekte; taşıdıkları
model olma özellikleriyle tüm mimarlık üretimini de etkilemektedirler.
"Emlak-toprak yağmasının, yıllardır ülkemize özgü bir sermaye birikim modeli
olarak şekillendiğini, bunun kentlerimizi ne hale getirdiğini hep birlikte gördük.
Sorunlarımız çözülmediği gibi, yeni sorunların kaynakları oldular. 1980’lerden
sonra yoğunlaşan ayrıcalıklı turizm bölgeleri, ormanlarımıza ve su havzalarına
sıçrayan yapılaşmalar, yeşil alan yağması ile bugün, İstanbul başta olmak üzere,
kentlerimizin yaşam standartları oldukça düşmüştür, düşmektedir.
"Tabiidir ki, oluşturulmaya çalışılan bu pazarın yıldızı varolan olanaklarıyla
İstanbul’dur.
İstanbul yerel yöneticileri tarafından, uluslararası gayrimenkul platformlarında
pazara sunulmaktadır. Meşruluğu tartışmalı İMP (İstanbul Metropoliten Planlama
Bürosu) tarafından oluşturulan planlarla ve kentsel proje uygulamalarıyla ayrıcalıklı
imar hakları yaratılarak, doğal kaynaklarımız yerli-yabancı sermaye grupları ve
inşaat firmaları aracılığı ile küresel güçlerin kontrolüne açılmak isteniliyor.
Giderek güçlenen bu eğilim, ne yazık ki çağdaş-bilimsel kaygı, mesleki disiplin
ve hiç bir insani değer tanımıyor. Meslek insanları olarak üzüldüğümüz başka bir
konu da; her iki kurumun başında da, bizlerle aynı disiplinden gelen, aynı değerlere
sahip olmaları gerektiğini düşündüğümüz akademik unvanlı meslektaşlarımızın bulunmasıdır.
Bu duruma mimarlık alanından ve toplumsal alandan yeterince karşı konulamazsa,
kentlerimizin, yaşam alanlarımızın tahribatı hızlanacaktır.
"En çok gündemde olan, Haydarpaşaport, Galataport, Zeyport vb. kruvazier liman
projeleri, Dubai Kuleleri, Büyükdere Aksındaki ve Karayolları arazisindeki yapılaşmalar
gibi büyük projeler, “dönüşüm” ve “özel projeler” adıyla yapılmak istenen uygulamalar,
ülkemize, İstanbul’a ve halkımıza bir şey kazandırmayacak, aksine ülke rantı küresel
sermayeye devredilecektir. İstanbul geçmişinden, kültürel kimliğinden, özgünlüğünden,
ulusal ve evrensel değerlerinden koparılacak, sıradanlaşacak ve değersizleşecektir.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı açıkça, “İstanbul’da yaşamanın bedelini ödeyebilenler
kentte kalacak” diyebilmektedir. Bu dönüştürülecek yaşam çevrelerini var eden
ve yaşatan insanların, sosyal çevrelerin yok olması; kente ve birbirlerine yabancılaşarak,
kültürel köklerinden de uzaklaşarak, yeniden üretilen yaşam çevrelerine ve değerler
sistemine tabi olarak kimliksizleşmeleri anlamına gelmektedir.
"Gayrimenkul Zirvesi gündeminde bir özel proje olarak yer alan “Riva Projesi”
ile İstanbul’un kuzeyinde son kalan ekolojik rezerv alanlarından biri olan Riva’nın
yapılaşmaya açılmak istendiğini görüyoruz. Bu durum açıkça, İstanbul’un yıkımına
yol açacak 3. Köprü projesinin zihinlerde meşrulaşmasının amaçlandığını; bu sürecin
uzun bir süredir özel hukuk ve ayrıcalıklı imar hakları ile, ormanları tahrip
ederek oluşmuş “Acarkent” benzeri sayısız yerleşmeyle nasıl kurgulandığını göstermektedir.
"Kentlerimizin, özellikle İstanbulumuzun ve mimarlığımızın elde kalan değerlerinin
yok edilme senaryolarının gösteri alanı haline gelen “Forum İstanbul / Gayrimenkul
Zirvesi”nin aktörlerinin bizlere özür borçları vardır:
"Davet broşüründe “Mimar Sinan / Gayrimenkul Tarihinin Eşsiz Dehasına Onurla,
Saygıyla...” yapıldığı belirtilen etkinlik için kullanılan bu ifadeyle, anlayamayacakları
kadar zenginlik taşıyan ve bir dönemi Mimar Sinan’la simgeleşen mimarlık kültür
tarihine saygısızlık etmişlerdir. Hem anısından, hem de simgesel anlamından ellerini
çekmeli ve özür dilemelidirler.
Bu ifadenin de gösterdiği gibi “küresel güç merkezlerine dayandırdıkları güçlerinin
sarhoşluğu içinde” büyük bir aymazlıkla niyetlerini açığa vuran; binlerce yıllık
birikimle oluşmuş mimarlık eylemini ve kültürünü gayrimenkulleştirmeye indirgeyen
ve bu yolla yok sayan, böylece günümüz mimarlık birikimine de saygısızlık eden
tutumları kabul edilemez. Günümüz mimarlığından ve mimarlarından ellerini çekmeli
ve özür dilemelidirler.
Gene güncel olarak “kentsel dönüşüm” adıyla kente ve kentliye dayattıkları kentsel
rant projeleriyle, İstanbul’un kendi değerlerine saldırmaktadırlar; bu yüzden
İstanbul’dan da ellerini çekmeli ve özür dilemelidirler.
Projeleriyle yaşattıkları ve yaşatacakları olumsuzluklar için toplumdan ve özelde
İstanbullulardan özür dilemelidirler.
Her ne ad altında olursa olsun üretilen kentsel projelerin, kuralsız ve denetimsiz
bir biçimde uluslararası mimarlık pazarının star mimarlarının fantezilerine bırakılmasına;
kentlerimizin böyle bir anlayışla pazarlama metaı haline getirilmesine suskun
ve seyirci kalmayacağımızın bilinmesi gerekir.
"TMMOB Mimarlar Odası; mimarlık kamuoyunun büyük tepkisini çeken Kartal ve Küçükçekmece
proje elde etme süreçlerinde olduğu gibi, Gayrimenkul Zirvesinde aktif rol alan,
üyemiz Suha Özkan’ın tutum ve davranışlarını onaylamamaktadır.
"TMMOB Mimarlar Odası, (UIA) Uluslararası Mimarlar Birliği’nin üyesidir ve Suha
Özkan UIA Konsey üyeliğini halen sürdürmektedir; UIA Başkan Yardımcılığı görevi
bulunmamaktadır. Bu tür ticari platformlarda Mimarlar Odası’nı ve Uluslararası
Mimarlar Birliği’ni temsilen bulunduğu izlenimi verecek şekilde unvan kullanılmasını,
bu şekilde duyurulmasına izin verilmesini doğru bulmuyoruz. Her şeyden önce, Mimar
Sinan anısına ve onuruna yapılan haksızlığa Suha Özkan’ın mimar kimliği ile de
seyirci kalmasını yadırgıyoruz.
"Ayrıca, Suha Özkan’ın, Mimarlar Odası’nın dava açtığı konularda UIA Konsey Üyesi
sıfatını kullanarak, “World Architecture Community” adı altında danışmanlık ve/veya
yarışma koordinatörü görevini sürdürmesini doğru bulmadığımızı; yarışmalar konusunda
benimsenen ve uygulanan yöntemlerin tartışmalı sonuçlar ürettiğini, bu yöntemlerin
Mimarlar Odası tarafından adil ve mimarlığın ruhuna uygun bulunmadığını belirtmek
isteriz.
"TMMOB Mimarlar Odası, kentsel gelişmelerin son Gayrimenkul Zirvesinde ulaştığı
çerçeveden duyduğu rahatsızlığı mimarlar ve kamuoyu ile paylaşmakta; bu bağlamda
başta yetki ve sorumlulukları olanlar olmak üzere herkesi mimarlığa, kentte ve
kentliye karşı duyarlı olmaya çağırmaktadır."
yapi.com.tr