İstanbul Resim Heykel Müzesi'nde geçen yıl başlayan restorasyona rağmen, müzenin
kullanılabilir durumda olan Şeker Ahmet Paşa Salonu'nda koleksiyondan seçilen
yapıtlarla kapsamlı sergiler düzenleniyor. İlki geçen yıl, müzenin 70. yılı nedeniyle
açılmıştı; bu yılki ise, müzenin bağlı olduğu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin
125. kuruluş yıldönümüne rastlıyor. '70 Yıl-70 Sanatçı-70 Eser' başlıklı bu sergiler,
yarı açık bir müzeyi izleyiciden tümüyle koparmamak adına türlü olanaksızlıklar
içinde gerçekleştirilen etkinlikler.
Şu sıralar izleyebildiğimiz sergi de, tıpkı ilki gibi, son yıllarda açılan özel
müze/merkezlerde sergilenen çağdaş Türk sanatı tarihlerine ilgi duyanlar için
kaçırılmaz bir fırsat. Bu fırsatı değerlendirmek için müzenin önünde sıraya giren
yok ne yazık ki! Koridorları, salonları yine ıssız. Resimler, heykeller yine yalnız.
Öyle bir sessizlik ki bu, yapıtların fısıldaşmasını duyabilirsiniz.
"Yahu" diyor biri, "biz yıllardır bu müzede öylece dururuz ama bizi gelip gören
pek olmaz. Birkaç aylığına yeni bir müzeye ödünç gittiğimizde ise, üstüne para
ödeyip de ziyaretimize geliyorlar, bu ne iş?" Öteki yanıtlıyor: "Ah resim kardeş,
varlığımızdan bihaberler. Hem geldiklerinde, bu köhnemiş salonlar hoşlarına gitmiyor.
Belki içlerine kasvet doluyor. Şöyle bir oturup soluklanabilecekleri bir kahvemiz,
gezebilecekleri bir kitapçımız da yok. Burada hayat mı var ki gelsinler!.."
Sahi, kaç yıldan beri 'artık yaşamıyor' (siz 'yaşatılmıyor' diye okuyun) devlet
resim heykel müzelerimiz? Ve neden? Ankara yıllardır 'restorasyonda'. Anlaşılan
İstanbul da öyle olacak: Doğru dürüst bir plan, proje yok. Belli bir bütçe yok.
Ne zaman biteceğinin sözü yok. İşte müzenin müdürü Prof. Ferit Özşen'in anlattıkları:
Devlet Planlama Teşkilatı'ndan sorumlu eski devlet bakanı Abdüllatif Şener, bakanlığı
döneminde müzenin ne kadar felaket bir durumda olduğunu görüyor, her yıl için
3 trilyon TL vaat ediyor, ilk 3 trilyonun ödenmesini sağlıyor, fakat politikayı
bırakması sonucu müzeye ödenecek miktar 1 trilyona indiriliyor, bu da ödenmeyip
yapılacak ödemenin 650 milyar civarında olacağı söyleniyor. Bu miktarın yetmeyeceğini
ise, müzenin durumunu görmeden de tahmin edebilirsiniz. 100 yılı aşkın süredir
büyük onarımı yapılmamış bir tarihi binadan söz ediyoruz!.. Üstelik bina Milli
Saraylar'a, idaresi üniversiteye ait. Aradaki bürokratik kargaşa mı? Artık siz
düşünün!
Bina, başlı başına bir mimari yapıt; içinde ise 12 bine yakın yapıt var. Cumhuriyet
öncesi ve sonrası Türk resim ve heykel tarihinin kaynağını oluşturan bu koleksiyonla,
Türkiye'de hiçbir aile/banka/şirket koleksiyonu boy ölçüşemez. Hani yok dediğimiz
'modern sanat müzesi ' 1980'lere kadar ulaşan zengin koleksiyonuyla aslında burası.
Ama varlığı çoktandır yok sayılıyor. Öyle olmasa, devlet özel girişimcilere koleksiyonlarını
sergilemek üzere kamuya ait bina tahsis ederken, yıllardır ek bina sıkıntısı çeken
bu müzeye de bir yer verirdi. Yolu, bahçesi elinden alınmazdı. En az 100-200 kişinin
sırtlayabileceği bir kurum, birkaç kişinin omzuna yüklenmez; Türkiye'nin en önemli
koleksiyonunu yönetmek, en iyi niyetli sorumlusu için bile bir külfete dönüştürülmezdi.
Müzemiz yok sayılmasa, biz bugün restorasyonunun tam olarak ne zaman biteceğini,
dahası müzenin geleceği için düşünülen planları, hatta hangi sergiyle açılacağını
bile bilirdik. Oysa İstanbul Resim Heykel Müzesi, tıpkı Ankara Resim Heykel Müzesi
gibi, gerek dönemsel sergilere, gerek retrospektiflere değil birer birer, onar
onar yapıt ödünç veren bir depo gibi adeta. Yönetmeliklere göre, bu ödünç yapıtlardan
elde edilen gelir, yeni alımlar için kullanılmalı ama hadi şaka yapmayalım. Müzenin
genel giderleri karşılanabiliyor mu acaba, onu soralım.
Bir zihniyet meselesi
Müzemizi bir tür ölüme terk eden zihniyet restorasyona girmeden, müze restorasyona
girmiş ne yazar! Ne fedakârlıklarla oluşturulmuş kamusal mirasımızı ihmalkârlığa
terk edip, özel müzelerin kurdelelerini kesmek, bize özgü garip bir kültür politikası
olsa gerek. Yazık ki bu kültür politikası, sanatla olan etkileşimimizin şeklini
de belirliyor. Osman Hamdi'nin beş trilyonla damgalanan tek bir resmini görmek
için telaşla özel müzeye koşmak, bir tür sanatseverlik. Kamusal müzemizde kaç
tane Osman Hamdi nasıl korunuyor diye merak etmek, sahiplenmek, sorgulamak da
başka tür bir sanatseverlik. 1937'de bize miras bırakılan İstanbul Resim Heykel
Müzesi, hiç kuşkusuz bu ikinci tür sanatseverliğin yeşermesi için ekilmiş simgesel
bir tohumdu. Ayrıca her kamusal müze gibi, ortak mülkiyetle, bir 'biz' duygusuyla
ilgiliydi. Şimdi, 70-71 yıl sonra, belirsizlikler içindeki bir restorasyon projesi
içinde gerçek bir gelecek planı olmadan, toplumsal düzeyde sanata olan ilgimizin
ayrıca ulusal bazı değerlere yönelik yaklaşımımızın- niteliğine dair çok şey anlatıyor.
Ben şahsen merak ediyorum, İstanbul 2010'un büyük sanat projeleri arasında müzemizle
ilgili çalışmalar var mı? Varsa ne ala. Yoksa, nasıl olmaz?
"70 Yıl-70 Sanatçı-70 Eser"-2 başlıklı sergi, 4 Nisan'a kadar Beşiktaş'taki İstanbul
Resim Heykel Müzesi'nde görülebilir. Tel: 0212 261 42 98-99
Radikal Gazetesi
Ahu ANTMEN