Sırtına taşıyabileceğinden fazla yük bindirilmiş kavramlardan biri. Tıpkı marka
gibi. Bazen şıklık olsun diye 'dizayn' olarak da kullanılıyor. Sık kullanıldıkça
koflaşıyor ve yabancılaştırıyor. Yine de tasarım mimariden ve grafikten başlayıp
sınai üründen geçip modaya, iletişime, kente uzanıyor. Farklı farklı tekniklerle
ifade bulsa da sonunda hepsi 'topyekûn tasarım' potasına dökülüyor. Pek çok yerde
adına çağdaş sanat denen şeyle (her ne ise) kesişip iç içe geçiyor.
İstanbul'da tasarım fuarlarının galiba dördüncüsü yapılıyor. Şimdi mekan olarak
Eski Galata Köprüsü'nün (aslında istikbali meçhul bir yok-mekan olsa da tasarım
haftasına pekala uyuyor) kesinleşmesiyle giderek iyi tanımlı bir formata oturuyor.
Hafta sonu koşuşmasında bir ara gidilip
görülebilir. Geçen yılların tıkış tıkış, kırkambar görüntüsünden daha yalın,
şirketlerin, bağımsız tasarımcıların, gençlerin, konuk grupların, okulların yerlerini
bulmaya başladığı bir yerleşmeye geçiliyor. Bir danışman ordusunun adı geçse de
Ddf'in yönlendirdiği bir avuç genç temiz iş çıkarmış.
Daha kapıdan girerken tasarımcıların şirketlerle yaptıkları sergilenmiş. Pek
çoğu olgun, akıllı çalışmalar. Hemen sonra Made for China'da, Çin'le ilgili önyargı
ve korkuları ti'ye alan, İtalyanların alaycı işleri. Designersblock'un en iyi
sergilerinden biri olmasa da fuarda bulunması
kazanım. Şirketlerin stand'ları, tasarım fuarının anlamını tam olarak kavramadıklarının
göstergesi. Sektör fuarında ne varsa onları sergilemekle tasarım fuarı kotarılamıyor.
Electrolux'un Tasarım Laboratuvarı çalışmalarını gösteren standı güzel bir karşı
örnek.
Tasarım dünyası çok fazla yarışmalar üzerine oturuyor. Böylece gerçek hayattaki
işveren - tasarımcı yaratıcı çatışmasından kaçıyor. Mimarlığın kötü örneğini devralıp
abartıyor. Şirketler hiçbir zaman üretmek niyetinde olmadıkları şeyler için yarışma
düzenliyorlar. Tasarımcılar ürünle değil çizimle isim yapıyorlar. Tasarım uygulanan,
kullanılan, yaşayan bir şey olmaktansa düşünülen, bakılan ve konuşulan bir şeye
dönüşüyor.
En son Radikal'in yaptığı yarışmada dikkati çeken tasarım eğilimleri başlıca
üç başlıkta toplanabilir.
En belirgini 'Türk tasarım kimliği' basmakalıbında ifade bulan Osmanlı'ya ait
işaretlerin ürünlerin üzerine serpiştirilmesi. Ucuz, ucundan oryantalizmin dünyada
belli müşterisi var. Ama Gamalı Bush tişörtü olay çıkartıyor.
İkincisi, tasarımı cinfikirlikle karıştıran 'Zihni Sinir' icatçı yaklaşım. Zorlama
ve işlevsiz çizimlerden başka bir varlık gösteremiyor. (Bu gençlere Munari'nin
kitaplarını önermeli.) Son olarak özüyle sözü bir olmayan sayıklamalar. Mükemmel
bilgisayar çıktılarının yanında kargacık burgacık yazılar. Ya da 'modern insanın
sıkıntısı', 'kimlik' vb tumturaklı metnin yanında çöpten adam çizimler.
Bir başka tuhaflık 'amatör' olduğu söylenen alaylılarla 'profesyonel' olması
beklenen mektepliler arasındaki mek parmak fark. En azından yarışmalarda ortadan
kaldırılsa?
Yarışmalar PR dışında işe yaramıyor. Ya iyice düşünülerek hazırlanmalı ya da
hiç yapılmamalı.
Tasarım Fuarı bu yıl ilk kez başlamış dedirten bir sadelikte. Değerlendirilebilir
bir ilk adım. Yine de Haliç'e sıçraması, dağılarak kente bulaşması şart. Bu bakımdan
'Made in Şişhane' adlı aydınlatma sergisi yol gösterici bir prodüksiyon.
Tasarımın geleceğine gelince. Ben onu leş gibi bir atölyede eski plastik sandalyeleri
kesip biçip eriterek yeni şeyler yapmaya çalışan ter içinde gençlerin gözlerinde
gördüm.
Radikal Gazetesi