Yıl 1977. İngiltere Leicester Üniversitesi'nde doktora öğrencisiyim. Oxford Üniversitesi'nden
davet üzerine profesör Paul Henderson bulunduğum fakültede tüm akademisyenlere
ve öğrencilere bir konuşma yapmak üzere geldi. Konuşmanın konusu İki Büyük İngiliz
Hatası (*). Konferans salonu bilhassa İngilizlerin pek fazla hataya mustarip olmadığına
inananlar ile dolu.
Profesör kürsüde konuşmak için ayağa kalktı ve salonda çıt yok. Önce bu iki büyük
hatanın ne olduğunu söyledi ve sonra da konunun izahına geçti. Hatalardan birincisi,
Fransızlar ile ortak yapılan sesten hızlı Concorde süper-jet yolcu uçağı ve ikincisi
de nükleer santraller . Henderson bunların herhangi bir ekonomik değeri olmadığını
ve büyük paralar harcandıktan sonra her iki maceranın da hüsran ile son bulacağını
izah etti.
Sonra hepimize bir soru sordu: "Öyleyse İngiliz hükümeti bu işlere neden girdi?
Bir iki dakika düşünün, sonra ben size bu sorunun cevabını vereceğim" dedi. İki
dakika geçti ve salonda çıt yok; herkes cevabı merakla bekliyor. Henderson herkesi
şaşırtan bir cevap verdi: "Gösteriş. İngiliz hükümeti ve onlara destek veren güçlü
çıkar çevreleri bu sözüm ona iki muhteşem teknoloji harikasını hayata geçirelim
ve dünyaya İngilizlerin ne gibi bir millet olduğunu gösterelim. Bu karar bu kadar
basit alındı."
'İngiliz dinozor'
Birçok dinleyici gibi ben de neredeyse küçük dilimi yuttum. Konuşmanın sonunda
hayli uzun soru-cevap süresine geçildi ve neticede ev sahipleri Profesör Henderson'a
teşekkür ederek oturumu kapattı. Tabii ki konu Henderson gittikten sonra dinleyiciler
arasında uzun uzun tartışıldı. Hocalarımızın büyük bir çoğunluğu bilhassa benim
de içinde olduğum yabancı talebeler grubuna şunu açıkladı. "İşte teknoloji düşmanı
bir İngiliz dinozorunu dinlediniz. Bunlara Ladite denir ve 100 yıl kadar önce
tekstil makinelerine demir çubuklar ile saldırıyorlardı.
Eğer bu gibi insanlar hep karar merciinde olsaydı insanlık hâlâ mağaralarda yaşıyor
olacaktı." Fakat hiçbiri bu kararın böyle alınmadığı konusunu iddia etmedi.
Aradan yıllar geçti ve zaman Profesör Henderson'u haklı çıkardı. Super-jet Concorde
uçağı milyarlarca sterlin kamu parasının israfından sonra müzeye kaldırıldı. Muazzam
sübvansiyonları yutan ilk kuşak İngiliz nükleer santrallar bugünlerde kapanma
safhasında. Hükümet bunların yerine neler konacağına dair henüz kesin bir karar
veremedi.
Amerika Birleşik Devletleri'nde, Almanya'da, İsveç'te artık mükleer santrallar
inşa edilmiyor. Birçok Batı ülkesi artık bu işi bıraktı. Peki Türkiye niçin bu
işi başlatmak için 9 Kasım 2007 tarihinde BM'den alelacele bir kanun çıkarttı?
Gösteriş için mi? Eğer öyle ise bu kime ve nasıl bir gösteriş? Dünyanın en fakirlerinden
olan Hindistan ve Pakistan dahi "elektrik üreten veya üretebilen" nükleer ünitelere
sahip.
Nükleer enerjiyi kapatan Batı'nın demokratik ülkeleri bilhassa şu gerçekler üzerinde
odaklaşmaktadır:
*nükleer enerji çok pahalıdır
*çok risklidir
*ileri kuşaklara büyük riskler ve parasal maaliyetler yükleyecektir.
Bugün İngiltere'de orta büyüklükteki Coventry şehri gibi (nüfus takriben 400
bin) bir yerleşim biriminin enerji ihtiyacını karşılıyacak tazyikli su teknolojisine
dayanan nükleer bir santral kurmak 7-10 milyar dolara mal olacaktır. Türkiye'de
kurulacak bir nükleer santral veya santrallar halihazırda pahalı enerji kullanan
üreticimizi ve tüketicilerimizi daha da mağdur edecektir. Bu santralların miyadı
dolduğunda söküm ve bölgenin temizleme işlemleri 30-40 yıl alacak ve bu işin maliyeti
belki kuruluş maliyetine denk düşecektir. Yani bir santral 4-5 yıl içerisinde
inşa edilecek, 30-35 yıl faaliyet gösterecek ve 30-40 yılda da sökülerek temizlik
işleri sonuçlanacak. Toplam maliyet (işletme maliyetinin dışında) 14-20 milyar
dolar. Sinop'ta kurulması düşünülen santral herhalde bu gibi rakamlara ulaşacaktır
ve sadece yurdun yüzde 3-4 ihtiyacına cevap verecektir. Durum birazda keçiboynuzu
yemeye benziyor; bir dirhem bal için bir çeki odun çiğnemek.
Hafızalardaki vakalar
Nükleer enerji son derece risklidir. İşletme, nüjkleer yakıtın nakli, reaktörlerin
sökülmesi ve artıkların giderilmesi büyük riskler taşımaktadır.
Bir de buna gittikce tırmanan terör tehlikesini ilave etmek gerekir. Çernobil
ve Three Mile Island'da olan kazalar hâlâ hafızalarımızda yaşıyor. Bugün Çernobil
ve çevresinde nükleer kaza ile ilgili kanser ve genetik deformasyon vakalarının
çeyrek milyona ulaştığı iddia ediliyor.
Nükleer enerjinin en büyük sorunu artıkların giderilmesidir ki henüz insanlık
bu soruna tatmin edici bir cevap bulamamıştır. Bu artıklardan bazıları on binlerce
ve hatta milyonlarca yıl aktif kalarak insan sağlığını tehdit edecek durumdadır.
Bu riskler en büyük ölçüde ileriki kuşaklarımıza yüklenecektir.
Türkiye'de nükleer enerjiye giriş kararı toplum tarafından yeterince tartışılamamıştır.
Başka ülkeler büyük hatalar işlemişse bizim onları taklit etmek gibi bir mecburiyetimiz
yoktur. Bu konuyu ok yaydan çıkmadan tartışmaya açmak bir yurttaşlık ve hatta
insanlık borcudur.
(*) Profesör Henderson'un bilimsel makalesi şuradadır. 'Two British Errors',
Oxford Economic Papers, July 1977.
Erhan Kula: Erhun Kula Bahçeşehir Üniversitesinde iktisat profesörü; bilhassa
çevre konuları ile ilgilenmektedir. Nükleer enerjinin yarattığı ve yaratabileceği
problemler üzerinde İngiltere, ABD ve İsveç'te uzun yıllar araştırma yapmış olup
bu konularda İngiltere ve ABD'de yayınlanmış çok sayıda kitap ve makalesi mevcuttur.
Radikal Gazetesi