Avusturya'nın başkenti Viyana'nın Karlsplatz semtinde bulunan Teknik Üniversite
bahçesindeki 'Turkish Delight' (Türk Lokumu) birkaç gün gerilim yarattıktan sonra
en sonunda kimliği belirlenemeyen kişilerce tahrip edilerek yıkıldı.
Aslında Olaf Metzel, heykeli Viyana'da kamusal bir alanda sergilerken büyük bir
risk aldığının farkındaydı. Çünkü bu heykel, 26.04.2006 tarihli ünlü Alman gazetesi
Frankfurter Allgemeine Zeitung'a bile basılamamıştı. Gazete, heykelin haberini,
heykelin fotoğrafıyla değil başörtülü bir büst ilüstrasyonuyla basmayı tercih
etmişti.
Olaf Metzel, ilk kez Türk Lokumu'nu Rene Block'un küratörlüğünü yaptığı Belgrad'da
gerçekleşen Halil Altındere ve Hüseyin Alptekin'in de katıldığı 47. Ekim Salonu'nda
sergiledi. Hatta son dönemde çağdaş sanat koleksiyonuna başlayan Ömer Koç, Belgrad'da
heykeli görür görmez satın aldı.
Belgrad'dan serginin haberi için o dönem çalıştığım Birgün gazetesine yolladığım
'Türk Lokumu' heykelinin fotoğrafını gazetenin kültür ve sanat editörü Evrim Altuğ
yayımlamakta tereddüt etmedi. Hatta, Olaf Metzel, Frankfurter Allgemeine gazetesinin
sansüründen sonra heykelin Türk basınında yayımlanmasında sakınca görülmemesine
çok şaşırdı. 'Türk Lokumu', Metzel'in geçtiğimiz ağustosta Von Der Heydt Wuppertal
müzesinde de sergilendi. Bu sergi için hazırlanan kitapta, 'Türk Lokumu' hakkında
benim kaleme aldığım bir yazı yer alıyordu. Burada da sorun çıkmadı. Viyana'da
Teknik Üniversite'nin bahçesinde sergilendiği ilk günlerde de... Basındaki haberlerde
'provokasyonu ön plana çıkaran çalışmaları ile bilinen heykeltıraş' olarak geçen
Olaf Metzel, Münih Akademisinde profesör, kamusal alanda yaptığı projelerle tanınıyor.
Viyana Teknik Üniversite öğrencisi Vedat Bayraklı tarafından 'çirkin' olarak nitelendirilen
ve 'değerlerimize hakaret eden' heykelin beş farklı versiyonu bulunuyor. Bütün
bu yaşananlar aslında yerli ve yabancı sanat dünyasının hiç de yabancı olmadığı
hikâyeler...
Bildik bir hikâye
Örneğin Abidin Elderoğlu'nun İzmir Halkevi tarafından ona sipariş edilen bir
resminin öyküsünde de başka bağlamda ama yine görsel 'ahlaki değerler' devreye
girmişti. Elderoğlu'nun 1935 yılında sipariş üzerine bitirdiği 'Ayrılış' adlı
kompozisyonunda, ön planda üçgen bir kompozisyon şeması içinde askere giden oğul,
annesinin elini öperken, en önde çocuğu ve solda karısı ona üzüntüyle ama gururla
bakmaktadır. İzmir Halkevi'nden gelen yetkililer yapıtı gördükten sonra üçgen
kompozisyonun solundaki kadın figürünün göğüslerinin fazla dik olmasını eleştirirler.
Onlara göre çocuk emziren bir kadının göğüsleri dik değil, sarkık olmalıdır. Sanatçı,
yetkililerin resimde bu yönde bir değişiklik talepleri üzerine resmi onlara vermekten
vazgeçer. Yıllar sonra yapıtı, İzmir Resim ve Heykel Müzesi'ne hediye eder.
1999 yılında New York'ta açılan Sensation sergisinde yer alan, Chris Ofili'nin
fil dışkısından yaptığı Meryem Ana tablosu, başta kentin belediye başkanı Giuliani,
katolik gruplar ve hayvan hakları savunucuları tarafından günlerce protesto edilir.
2006 yılının aralık ayında ise Türk Kadınlar Birliği'nin Edirne şubesi tarafından
Türkiye Cumhuriyeti'nin 80. yıldönümü anasına Fatih Mahallesi'nde dikilen 400
kiloluk bronz, çıplak, 'özgür ve çağdaş kadın heykeli', gece vakti kimliği belirlenemeyen
kişilerce halatla bağlanıp çekilerek kaidesinden koparılır.
Olaf Metzel'in heykelinin başına gelenler ne ilk ne de son olacak... Birtakım
heykeller ya da resimler, hoyrat vandalist tavırlara maruz kalmaya devam edecek.
Çünkü bir kültürel nesne olan sanat yapıtı, onu yapanın da içinde bulunduğu toplumun
davranışlarını ortaya serer. O yüzden yapıt, bir kültürel aktivite bağı demektir.
Chris Ofili'nin resmine saldıranlarla ilgili dediği gibi: "Resmimi savunmak zorunda
hissetmiyorum kendimi... Bu resme saldıranlar resmimle ilgili kendi yorumlarına
saldırıyorlar, benimkine değil..."
Von Der Heydt Wuppertal müzesi kataloğu için yazdığım yazıda da söylediğim gibi
"Türk Lokumu heykeli, bir tereddüdün heykelidir. Heykelin kendisi tereddüde işaret
etmektedir. Bu tereddüt yine moderniteye ilişkin bir duraksamanın, büyük bir dilemmanın
kendisine aittir. 'Turkish Delight', seçimini kendini bir alegorinin uzun aralığına
hapsetmekten yana yapar. İlerlemenin inişli çıkışlı başarılarının yarattığı huzursuzluğun
bir semptomu olmayı tercih eder." Her türlü tepkiye açık bir semptom olarak başka
semptomlar üreterek ama her şekilde işlemektedir.
Batı ve Doğu'ya dair hayal kırıklığı
"Başı kapalı küçük kadın aynı zamanda çıplak... Çıplaklık ve başını örtme gibi
birbirine zıt iki değer, aynı bedende, küçük bir kadın bedeninde, cinsellikten
arınmış bir tasvirde olanca masumiyeti ve içtenliğiyle bize bakıyor. Neredeyse
gülümsüyor... İçinde taşıdığı, gösterdiği iki kampın çekişmesine zıt bir dinginlik,
bir huzur taşıyor. Bu küçük kadın, tereddüt etmeden, ona baktığımız andan itibaren
bizi modernite üzerine ilahi bir soruyla baş başa bırakacaktır. Üzerine bir giysi
gibi giydirilmiş çıplaklığını tamamladığı türbanını, moderniteye ilişkin bu iki
büyük kavramı, 'çıplaklık'ı ve 'örtünme'yi, birbirini yıkan, sadece kültürel değil,
siyasal değeri üstünde taşır ve bu iki değeri birbirleriyle çarpıştırır ve aynı
zamanda temsil ederken, Batı'nın Doğu'ya ilişkin bir hayal kırıklığını da, Batı'nın
kibrini de, Doğu'nun direncini de, Batı'ya özentisini de; Doğu'yla Batı arasındaki
tüm sembolik çekişmelere ve çelişkilere de ana-yurdu olacaktır. Bu küçük kadın,
bu narin, son derece incelikli ölçüleriyle evrensel/tikel kutuplaşmasını, bu kutupların
aynı bedende bir arada yaşamalarının mümkün olup olmayacağının da savaşını vermektedir.
Bu iki kutbun birbirini tamamlaması mümkün müdür? Belki de mümkündür. Çünkü modernite
kendisini tikel formunda olduğu kadar evrensel olarak da sunmuştur. Modernitenin
kendisini gerçekleştirmesi süreci evrensel, bu gerçekleşmenin algılanması sürecinde
de tikel bir karakter kazanmıştır. Belki de bu mümkün değildir... 'Turkish Delight',
bu iki imkânsızı, tek bir bedende buluşturarak rasyonalite ve modernitenin tüm
sıkıntılarını sergileme niyetini duyar. Aynı zamanda bu değerlerin içlerinde barındırdıkları
dinamizmi de görünür kılma endişesi taşır. Hem soyunuk hem başörtülü küçük kadın
heykeli, aslında bu anlamda giyiniktir. Bu kıyafet kesinlikle sadece Batı'nın
bakışına, merakına, beklentisine göre tasarlanmamıştır.
(...)
Yapıt, türbanın kendi içinde, lokal bağlamda yaşadığı tüm çelişkili süreçlere
ilişkin soruları ortaya atarken öte yandan evrensellik iddiası taşıyan değerlerin
temsiliyetini de sorguluyor. Ve en önemlisi evrensellik söyleminin iddiasını;
ayrıcalıklı bir hakikate ulaşma olasılığını taşımayarak, radikal ve çoğul bir
demokrasi vurgusunu içinde taşıyor."
(Ağustos 2007 basım tarihli Von Der Heydt Müzesi kataloğundan alınmıştır.)
Radikal Gazetesi
Ayşegül Sönmez