Yaşanan bu küresel kriz acaba ülkemiz için bir fırsat olabilir mi?
Şimdi tüm ekonomistlerin ve piyasa aktörlerinin gündeminde bu soru var.
Madem ülkemizde ki bankacılık piyasasının güçlü bir mali yapıda olduğundan bahsediliyor
o zaman yeni önlem ve tedbirlerle bu krizden karlı çıkabilir miyiz diye insan
ister istemez düşünüyor.
Haliyle medyada ve özellikle yazılı basında bu konuda makaleler yazılıyor.
Geçen hafta içinde Milliyet gazetesinde Sayın Taha AKYOL köşesinde 1929 yılında
ABD yaşanan ve tüm Dünya’ yı saran büyük buhranın ardında genç Türkiye Cumhuriyetinde
yaşanan süreci anlattığı yazıda, ülkenin ilk dış borçlanmasını ve kaçan fırsatları
işlediği Atatürk devrinde kriz adlı yazısını aynen buraya aldım.
İsterseniz beraber okuyalım;
’’ İçinde yaşadığımız kriz sürecinde herkes "1929 Bunalımı"nı hatırlıyor, mukayeseler
yapıyor.
Türkiye'de Atatürk Cumhurbaşkanı, İnönü Başbakan'dır.
Şevket Süreyya ve Falih Rıfkı gibi birçok yazar Atatürk'ün ekonomiyle fazla ilgilenmediğini
belirtir; kendisinin de Hasan Rıza'ya söylediği gibi, temel ilgi konuları diplomasi
ve savunma politikaları ile dil ve tarih teorileridir.
Ekonomiyi yöneten, Başbakan İnönü'dür.
1929'a Türkiye iyimser girmiştir, milli gelir 2 milyar lirayı aşmıştır ama kriz
öyle bir vuruyor ki, 1934'te 1 milyar 200 milyona düşüyor!
Özellikle nüfusun yüzde 80'inin barındığı tarım mahvolmuştur!
Atatürk, "Bunalıyorum; her yerde dert, ıstırap dinliyorum" demektedir.
İnönü hükümeti tarafından 1930 başında "Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu"
çıkarılıyor.
Cumhuriyet ilk dış borcu bu dönemde alıyor; Amerika'dan 10 milyon dolar...
Bunu Sovyet Rusya, Almanya ve İngiltere'den alınan dış borçlar izleyecektir.
Ağustosta muhalefet partisi Serbest Fırka'nın kurdurulmasındaki amaçlardan biri,
'liberal' görüntü vererek dış yardım almaktır.
Sıkı politika
Sovyet uzmanlarından başka, Fransız iktisatçısı C. Rist, Amerikalı iktisatçı
E. Kemmerer gibi yabancı uzmanlar davet edildi, maliye ve sanayileşme gibi konularda
raporlar istendi.
"Buhran Vergisi Kanunu" çıkarıldı, gümrükler yükseltildi, yerli malları kullanımı
teşvik edildi, Tasarruf Cemiyetleri kuruldu.
İç borçlanma için "Dahili İstikrar Kanunu" kabul edildi...
Mevduatı Koruma Kanunu" çıkarıldı, bugün olduğu gibi o zaman da mevduata devlet
garantisi verildi.
Yabancı firmaların işlettiği demiryolları, limanlar devletleştirildi. Kibrit
bile devlet tekeline alındı.
İlk şeker ve dokuma fabrikaları kuruldu; dış yardımlarla demir-çelik ve savunma
sanayiileri alanında adımlar atıldı.
İnönü, "denk bütçe" ve "denk dış ticaret" politikalarını tutkuyla sürdürdü, dış
ticaret fazla bile verdi!
Ağır krizin ve bu 'çok sıkı' politikanın yarattığı daralmaya rağmen, İnönü, "yurdu
demir ağlarla örme" siyasetini büyük başarıyla götürdü; demiryolu yapımını adeta
saat başı takip etti.
Kriz ve fırsat
O zaman, bu aşırı derecede sıkı politikalar yerine, yine o zaman, dünyanın yaptığı
gibi, Keynesçi metotlar, yani yatırım yoluyla piyasaya biraz para sürerek talep
yaratan politikalar uygulanamaz mıydı?
Şevket Süreyya Aydemir Mart 1932'de Kadro dergisinde "Makinaların Muhacereti"
(Göçü) başlıklı çok önemli bir yazı yayımlamıştı: Kriz yüzünden Batı'da makineler,
yatırım ve ara malları sudan ucuzdur.
Krizi fırsata çevirmek için Türkiye yılda 300 milyon liralık makine ithal ederek
sanayileşmesini hızlandırabilir!
Ama, Kasım 1933'te yine Kadro'da, geçen bir buçuk yılda sadece 20 milyonluk makine
ithal ettiğimizi hüzünlü bir dille yazmıştır.
Aydemir, yıllar sonra "İkinci Adam" adlı eserinde, 1930'larda "sanayiin bilhassa
özel teşebbüsün kösteklenmesi" boyutlarında aşırı bir 'sistem' uygulandığı için
gereken dinamizmin gösterilemediğini anlatır.
Keşke Atatürk tarih ve dil teorilerine gösterdiği ilgiyi ekonomiye gösterseydi,
daha atılgan bir ekonomi siyaseti mümkün olurdu; mesela, devletleştirmelere giden
para sanayi ve tarıma gidebilirdi galiba.
Ders: Krizi fırsata çevirmek için gözlerimizi dört açalım.’’
Siyasetçinin devlet adamı olabilmesi için vizyon, basiret ve ileri görüşlülük
gerekmektedir.
Ben şahsen bu konuda sayın başbakana güveniyorum.
Tekrar konumuza dönecek olursak; inşaat sektörü bugün 1.5 milyon insanın ekmek
yediği, 300 sektörün etkilendiği ve 4000 kalem malın kullanıldığı, 41 çeşit vergi
ödenen en büyük sektör ve ülkenin amiral gemisidir.
Piyasaları canlandırmak için sektörel bazı tedbirlerin uygulanmasını yararlı
görüyorum çünkü bu durum sektöre dinamizm ve güven getirecektir.
Tabi ki bu konuda en sağlıklı ve sağlam veriler hükümetin elinde.
Ancak bu süreç düşünülerek mesela 2010 yılına kadar belirli bir takvim gözetilerek
bir dizi önlem, tedbir, iyileştirme veya ne derseniz deyin Türkiye’nin amiral
gemisine yol açılmalıdır.
İnanın bu ülkemiz ve piyasalar için çok akıllı adımlar olacaktır.
Mesela ; Tapu harçlarının indirilmesi, 4 yıl içinde satılan gayrimenkulden alınan
kazanç vergisinin belirli bir süre ile ertelenmesi veya kaldırılması, Önümüzde
ki 2 yıl içinde satılan gayrimenkullere vergi muafiyeti, KDV oranlarında düşüşler
yapılması, %1 uygulanan konutların 150 m2 den 250 m2 ye çıkarılması, 250 m2 ye
kadar olan villalarda KDV oranının düşürülmesi, İllerin GSMH’na göre KDV indirimleri
veya muafiyetler, Yeni mülklerde 1.yıl vergi muafiyeti, Yabancı yatırımcılar veya
şirketler için belirli bir süreye kadar gayrimenkul yatırımlarında bazı muafiyetler
vb. gibi tedbirler düşünülmelidir.
Tabi ki hükümet bu konuda kendi düşüncelerini sarf ederek veya daha farklı çözümler
sunarak piyasalara güven verebilir.
Bakın bunlar ilk akla gelen ve uygulanması geçici bir süre içinde kayıptan daha
çok piyasaları rahatlatacak ve güven sağlayacak adımlar olarak görülmelidir. Aslında
bu tür kriz ve durgun koşullar sektörel disiplinin sağlanması açısından da uygun
dönemler olabilir.
Takdir edersiniz ki herkesin inşaat şirketi kurup alalade proje veya siteler
inşa etmek istediği veya inşa ettiği bir ülkede böyle dönemlerde belirli standartlar
ve kurallar getirilerek disiplin sağlanabilir.
Zaman zaman sektörde kalite platformu adı altında 5-10 şirket bir araya gelerek
güzel şeyler yapma gayreti içine giriyor ancak sesleri bir zaman sonra duyulmuyor.
AB yolunda ki Türkiye inşaat sektörünü de aynı reel piyasalar gibi belirli standart
ve düzenlemelerle derleyip toparlamalıdır.
Lütfen bu konuda hızla ve acilen gerekenleri yapalım.