Ulusal Deprem Konseyi , "Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi" başlıklı
raporunu açıkladı. Yedi ana konunun yer aldığı raporda şu saptama ve önerilere
yer verildi:
Deprem bilgi altyapısı: Sürekli yenilenebilir bir deprem bilgi altyapısı sistemi
oluşturulmalıdır. Ülkenin sismoteknik haritası ve veri tabanı bulunmamaktadır.
Depremle ilgili kurum ve kuruluşlar uzun dönemde ABD Sismolojik Araştırma Kurumları
Birliği benzeri bir konsorsiyum çatısı altında bir araya getirilmelidir. Deprem
bilgi bankası oluşturulmalıdır. Tarihi depremlere ilişkin kayıt ve veriler uluslararası
standartlarda arşivlenmemiştir. Arşivler düzeltilmelidir. Türkiye deprem bölgeleri
haritaları bölgeler düzeyinde ayrıntılarıyla yeniden çizilmeli, haritalar hazırlanırken
İller Bankası, DSİ, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, üniversiteler ve yerel
yönetimlerle işbirliğine gidilmelidir.
Yerleşim yerlerinin deprem güvenliği: Türkiye'de deprem zararlarının aşırı olmasının
başlıca nedeni, gerek imar ve yer seçimi kararlarında gerekse yapılaşma işlerinde,
planlama-projelendirme ve uygulamanın yetersiz olması ve denetimlerden uzak kalmasıdır.
Bu nedenle ilgili mevzuatta kapsamlı değişiklikler yapılmalıdır.
Yapıların deprem güvenliği: Yeni yapılacak yapıların, yürürlükte olan deprem
yönetmeliği kural ve koşulları ile bütün teknik gereklere uygun biçimde tasarlanması
ve yapılması sağlanmalıdır. Sayıca yeterli ve yetkin bir eğitim kadrosu oluşturulmadan
teknik eleman yetiştirecek yeni üniversiteler açılmamalı, yetersiz bölümler kapatılmalıdır.
Var olan yapı stoku, sistematik düzen içinde depreme karşı güvenli duruma getirilmelidir.
Kamu yapıları, bir öncelik sıralaması içinde okullar ve hastanelerden başlanarak
deprem güvenliği açısından değerlendirilmelidir. Demiryolu, karayolu, köprü, tünel,
baraj, gölet, doğalgaz ve petrol boru hattı yer seçimi, inşa edilmesi ve kullanımının
her aşamasında deprem güvenliği ilkeleri göz önünde bulundurulmalıdır.
Eğitim ve örgütlenme: Toplumda depreme hazırlık bilinci geliştirilmeli, etkin
eğitim kampanyaları düzenlenmelidir. Yürütülecek eğitim çalışmaları il Milli Eğitim,
Sivil Savunma ve Bayındırlık Müdürlüklerinin ortaklaşa çalışmaları ile gerçekleştirilebilir.
Yükseköğrenim kurumları gözden geçirilmelidir.
Kullanılacak kaynaklar: Deprem için sağlanan kaynakların ulusal bir havuzda toplanması
ve siyasi hedeflerden bağımsız olarak teknik gerekçelerle kullanılması sağlanmalıdır.
Depremlerle karşılaşıldıkça Bakanlar Kurulu'nca devlet bütçesinden yapılan tahsisler
dışında farklı bakanlıkların ve bütün kuruluşların yıllık bütçelerinden düzenli
kaynak ve zorunlu deprem sigortası yıllık gelirlerinden düzenli pay ayrılmalıdır.
Yasal düzenlemeler: Anayasa'ya, imar affı gibi düzenlemelerin yapılamayacağına
ilişkin hüküm konulmalıdır. Afetler Yasası yeniden gözden geçirilmelidir. Yerel
yönetimler arasında deprem sonrası kurtarma ve ivedi yardım işlerinde mülki otoriteye
tam yetkiler vermek yanında belediyenin de yetkilendirilmesi gereklidir. Yürürlükteki
Afet Yasası, yalnızca afet sonrasında yerine getirilecek yara sarma işlerine hasredilse
de, kendi dışında özellikle imar sistemi kapsamında yürütülmesi gereken tehlikelere
karşı hazırlıklı olma sorumluluklarını tanıyan bir yapıya kavuşturulmalıdır.
İstanbul İçin Acil Eylem Planlaması
İstanbul'da büyükşehir belediyesi ve valilik yönetiminin işbirliğiyle iki ayrı
çalışma yürütülmeli. Birincisi, geçmiş deprem hasarlarının bilimsel değerlendirmesi,
ikincisi kentsel risk analizi. Bu çalışmalara dayanılarak İstanbul Sakınım Ana
Planı hazırlanırken, belirlenen yüksek riskli alanların birkaçında vakit geçirmeksizin
pilot eylem planlaması uygulamalarına girişilmelidir. Bu kapsamda yapılacak çalışmalar,
kentsel iyileştirme ve yapı güçlendirme işlerini, toplumsal projeleri, altyapı,
kentsel tasarım ve çevre düzenlemelerini, halkla ilişkiler ve kapasite geliştirme
çalışmaları ile yerel toplulukları örgütleme çabalarını bütünleştiren topyekûn
girişimler olmalıdır. Büyükşehir Belediyesi, kuracağı yerel bürolarla halkın yanında
yer almalı, çok disiplinli/meslekli ekiplerle kentsel dönüşüm ve iyileştirme projelerini
yürütmelidir.
Belediye bu çalışmalarını, imar yetkilerini kullanmak ve kent planlaması görevlerini
yürütmekle yerine getirecektir. Çevre iyileştirme ve yapı güçlendirme uygulamalarında
da gereksinim duyulacak finans, zorunlu deprem sigortasından sağlanabilir.
Belediye yüksek risk gösteren alanları ve yapı birimlerini belirlemeli, bunları
sahiplerine duyurmalıdır. Bunun için belediyeye özel yaptırım olanağı sağlanmalı,
belediye teknik donanım ve işgücü açısından güçlendirilmelidir.
Zorunlu Deprem Sigortası
Henüz bilimsel açıdan yeterli bir risk değerlendirmesine dayalı olmayan ve vergi
gibi prim ödeme programları gerektiren zorunlu deprem sigortası, yeterli bir prim
farklılaşması yaratmamakla sigortanın önemli bir üstünlüğünden yararlanmamakta,
yurttaşları güvenli yapılarda ve kentsel çevrelerde oturmaya yönlendirecek yeterli
bir güç oluşturmamaktadır.
Yakında çok büyük ölçeklere erişmesi umulan sigorta kaynakları, yalnızca deprem
sonrası zararları tazmin etme ödevini üstlenmiştir. Sigorta, bu yapısıyla can
kayıplarını, kayıplara yol açan güvensizlik, niteliksiz çevre ve yapılaşmanın
iyileştirilmesi gereklerini göz ardı etmektedir. Sigorta kaynakları, bu edilgen
tutumla pasif bir birikim ve yalnızca tazminat parasını güvenceye alan bir sistem
oluşturmaktadır. Oysa, yıllık sigorta gelirlerinin belirli bir oranının deprem
zararlarını azaltmak üzere yapı ve çevre güvenliği yatırımlarına ayrılması sağlanabilir.
Yapı Dergisi
247