Mehmet Güleryüz'ün yeni sergisinde gerçekten 'yeni' ve 'çirkin olmayan' resimleri
var. Güleryüz, pek çok sanatçının değişimden korktuğunu söylüyor.
Türk resminin ustalarından Mehmet Güleryüz'ün son çalışmaları, 10'uncu yılına
yeni adı ve yeni mekanıyla giren Tevfik İhtiyar Sanat Galerisi'nde. 12 Kasım'a
kadar sürecek sergide, Güleryüz'ün 2005 tarihli resimlerinin yanı sıra eski dönemlerine
ait tabloları da bulunuyor. Bu sayede izleyici, günün meselesini tuvale ustalıkla
aktaran ressamın, sanat yaşamında geride bıraktığı 42 yıldan bugüne taşıdıklarına
az örnekle de olsa tanıklık edebiliyor. Belirgin olan şu ki, bu sergideki yeni
resimlerde hep nitelendirildiği üzere 'çirkin' figürler yok. Onların yerine daha
gündelik hayattan, sıradan insanlar, hayvanlar tuvallerde yerini almış.
Sergi vesilesiyle görüşme olanağı bulduğumuz Mehmet Güleryüz'ün hayli kaygılı
olduğunu gördük. "Şimdi bana bu sergi nereden çıktı diye soracaksınız. Anlatayım...."
dedi. Biz de sorduk...
Nereden çıktı bu sergi?
Bugün sanat alanında eksik bilgiden, eksik duruştan ya da netleşmemiş hallerden
yararlanan bir ortam var. Sanatçı eğer göstereceği yeni bir şey varsa, yeniyi
görecek göze güvenle bir sergi açar. Ya da bunun sorgulanmayacağını düşünerek.
Bazen de bu sorgulanmaya daha önceden hazırlıklı davranarak bir metinle bunun
savunmasını yapar. Bazen metin yapıtın önündedir. Biz buna çok alıştık. Öyle ki
yapıta da gerek kalmadı. Sanat yapıtının etrafında yaşayanların sanata müdahalesi,
sanat olgusunun çok üstüne çıktı. Onların yerlerini yeniden tespit etmeden, bütün
bu yapıtlar üzerine konuşmanın saçma ve boşuna bir gayret olduğuna inanıyorum.
Ortada çok kaygan bir zemin oluşturulmuş durumda ve bu yeni şeyler için yapılmış
bir gayret olarak gösteriliyor. Bütün bu noktada belirgin bir çizgiyi, duruşu,
sanatının bütün yapısını görüşe sürekli açan, hatta burada ilk eleştiriyi kendi
yapan bir sanat yaklaşımını takip edecek, o nesneyi değerlendirecek bir ciddiyet
gerek... Bu resim, bütün bunları mesele eden bir ressamın duruşunun devamı meselesi.
Bunu görecek gözün olup olmadığının merakıyla yapılan bir resim. Israrın, duruşun,
42 yıllık çabamın...
Peki öfkenin resmi mi demeliyiz bunlara?
Ortadaki öfke değil bir tespit. Bunun nedenleri gayet net. Başka ülkelerde aynı
anda birçok sanat aksiyonu birlikte yürür. Resmin güncel olup olmamasına gelirsek,
resmin 'bugün' yapılıp yapılmamış olması yeterli değil. Bugün yaparsınız ve 17.
yüzyıl resmi gibidir ya da bugün yaparsınız kendi ötesindeki bir meseleyle hem
de günü içine alan bir duruşla, mesnetle oluşur. Bunun ayrımına varacak ölçümü
yapmak ve bunu doğru ifade etmek; yansıtmak ve bütün oluşumlarla karşılaştırmak
etik dayanaklarla olur. Bugün doğru kayıt yapan ve kaydına inanacağın merciler
eksik.
Eleştiri boşluğu var
Bugün yapılan, malın güzellemesi gibi bir şey. Sergi görenler tarafından yaşandıktan
sonra bir noktaya konur. Yaşanmadan onun hangi noktaya konacağı söylenemez. Bu,
ahlaki değildir. Bildiğimizi çok ötede anlatacak bir zeka ve özene ihtiyacımız
var. Bir eleştiri boşluğu var. Eleştiri yalnızlık ister. Farklı ve uzak bir duruş
ister. Sanat da mesafe, uzaklık ister. Ama olayların içinde bir uzaklığı sağlamak
son derece zordur. Burun buruna ilişkiler içinde olmaz. Şimdi aidiyetler var.
O zaman bu aidiyetlerin adlandırılması gerekiyor. Ben buna işaret ettiğim zaman
hoşlarına gitmedi.
Yeni resimlerinizde çizgileriniz eskisi kadar agresif değil. Onun yerine daha
kesin ve keskin çizgiler görüyoruz. Sınırlar hiç olmadığı kadar net. İzleyiciyle
sınırlı da olsa iletişim kuruyor, 'Gizli Portre'ler bile... Yani oldukça belirgin
bir değişim var resminizde.
Alana açılmayla, alanda dağılmayı aynı anda göze alan bir kurgu var. Ama buna
karşın kendi arasındaki çekim, duruş, iç enerjisiyle bütün o dağılmayı bir noktada
tutan bir kurgu. 42 yıl boyunca desenin hesabını her noktada verdim ve veriyorum.
Resmimin bu kadar yakınına sokması, bu kadar açık alanın içine girilmesine müsaade
etmesi enderdir.
Bir sanatçıya sorulabilecek en dayanılmaz soru 'Kendinizi tekrarlamıyor musunuz?'
olsa gerek. Ama bu da hayli ciddi bir mesele olarak sanatın içini kemiriyor, özellikle
de belli bir kuşak içinde...
Bana da soruyor musunuz?
Hayır. Deminki açıklamayı bu yüzden yaptım. Sizin böyle bir gözleminiz var mı?
Bu, Türk sanatına has bir olay değil. Dünyada rastlanır bir şey. Çok az sanatçı
evrelerinde gerçekte değişimler oluşturmuştur. Onlardan bir tanesi Picasso. Son
anda yaptığı resimleri gördüm Paris Mayıs Salonu'nda, 1973'te. Niye çok önemlidir?
Her zaman her durumda bildiğini söylediğini ve deklare ettiğini gerek gördüğünde
geri dönerek tekrar ele alıp tekrar söyleme dürüstlüğünü gösterdiği için. Bir
atraksiyon değil bir gereksinimdi onun için.
Sanat yapıtı bir gereksinim olmazsa tekrara düşersin. Bu tekrardan sanatçı kadar
sanatı takip edenler de memnun olabilirler. Çünkü bildiklerini sandıkları bir
alandır o, onu anlatacağını zannederler. En korktukları şey yeniliktir. Yeniden
tanımak yeniden bir soru karşısında kalmak... Bunu ciddiye almadığınız zaman,
bir üslup içerisinde tanınmak kolaylığını ve lüksünü kendinize tanımak da var.
40-50 yıla yakın aynı şeyi tekrar tekrar yapanlar var ve kimseden de bu tekrarla
ilgili bir şey çıkmıyor. Bu, emin bir zeminde olmak isteğinden kaynaklanıyor.
Bu, konformizmdir.
Mehmet Güleryüz'ün yapıtları, 12 Kasım'a dek Tevfik İhtiyar Sanat Galerisi'nde.
Tel: 0212 224 74 31
Radikal