Atatürk Kültür Merkezi'nde ay sonuna kadar süren 'Binalar Konuşunca Mimarlık
Susar' başlıklı sergi, Türkiye'nin dört bir yanında yıllardır izlediğimiz, daha
doğrusu izlettirildiğimiz daha geniş çaplı bir 'sergi'nin, bir bakıma hayatlarımıza
dair gündelik manzaraların bir kesiti gibi. Konusu, çeşitli ideolojik tahayyüllerin
yansıması olarak biçim bulan binalar. Okullardan camilere, evlerden kültür merkezlerine,
belediye binalarından köprülere, yaşadığımız mekânları nasıl hayal ettiğimizi
ve neden öyle hayal ettiğimizi irdeleyen sergi, çevremize daha sorgulayıcı gözlerle
bakmamızın bırakın gerekliliğini, aciliyetini ortaya koyuyor. Serginin küratörü
Uğur Tanyeli'yi kutlamak gerek: Gerçek anlamda toplumsal bir duyarlılığı yansıtan
bu sergiyle, yaşadığımız çevreye ucuz nostaljiden arınmış bir bakışla bakabilmenin,
sağduyulu bir görme/okuma pratiği edinebilmenin taşlarını döşüyor.
1970'lerden günümüze toplumun her katına sinmiş aç ve 'açıkgözlülüğün' büyüttükçe
büyüttüğü bir sorun olarak çarpık kentleşmenin sonuçlarını da gösteren, ama esas
olarak çarpık kültürel algılayışlara kurban edilen mimarlık olgusunun günümüzdeki
seyrine odaklanan sergi, yaşadığımız çevrenin arka planlarını birbirinden ilginç
pek çok örnekle ortaya koyuyor.
'İçi boşaltılmış kodlar'
Sergideki fotoğrafları çekmek için Türkiye'yi dolaşan Cemal Emdem'i ayrıca kutlamak
gerek: Kendi yeri ve zamanının estetiğinden koparılmış kitsch taklitleri, 'Amerikan
tarzı okul', 'Avrupa tipi köprü', 'Kanuni dönemi Osmanlı camisi' gibi özentiler
içinde şekil bulmuş pek çok örneği bir araya getiren fotoğraflarında, yalnızca
ayna tutmanın zaten yeterli olduğunu gösterebiliyor. Çok ilginç örnekler var sergide,
gerçekten görmeye değer: Örneğin, Eskişehir'deki köprüler! 19. yüzyıldan kalma
bir 'modernliği' yansıtan bu 'aktarım'larla ilgili olarak Tanyeli haklı olarak
soruyor: "Eskişehir'de mi bu köprü?" Tanyeli'nin de dediği gibi, ancak bir modernite
parodisi olabilecek sayısız örneğe bakarken, Türkiye'de siyasal ve ekonomik güç
sahiplerinin kendi ideolojilerini topluma nasıl yansıttıkları, ayrıca belli kültürel
olguları nasıl birer yüzeysel gösterge, işi boşaltılmış birer kod gibi algıladıkları
açığa çıkıyor.
Mimarlık, Türkiye'de zaman zaman ulusal kimlik kurgularının başlıca temsil alanı
oldu. Cumhuriyet'in ilanından önce ve sonra gördüğümüz 'milli mimarlık' akımları,
binaların da konuştuğunun -ya da en azından konuşturulabileceğinin- başlıca göstergesiydi.
Ama o binalarda ideoloji de konuşuyor olsa; önce mimar konuşurdu. Bir mimar vardı,
bir mimarlık vardı. Bugün mimar kim belli değil. Merkezi otorite ve yerel yönetimler,
siyasal ve ekonomik güç odakları; tıpkı heykel sanatının da gerçek kamusal potansiyelini
yok ettikleri gibi, mimarlığı da ele geçirdi, itibarını elinden aldı. Bu duruma
direnmenin bir yolunu öneren bu sergiye mutlaka gidin, Türkiye'yi, yazık ki insan
eli değmiş her köşesine baktığınızda göreceğiniz gibi, kültürsüzlüğün, zevksizliğin,
yozlaşmışlığın bir tür 'tema parkı' olarak izleyin. Serginin hiç bitmediğini,
dışa-rıda devam ediyor olduğunu bir an için unutursanız, gördükleriniz size şaka
gibi de gelebilir! 'Binalar Konuşunca Mimarlar Susar'29 Aralık'a kadar AKM'de.
'Binalar Konuşunca Mimarlık Susar', Türkiye'de yıllardır izlediğimiz, daha doğrusu
izlettirildiğimiz daha geniş çaplı bir 'sergi'nin hayatlarımıza dair gündelik
manzaraların bir kesiti gibi.
Radikal Gazetesi
Ahu Antmen