“Kente karşı otomobil... Basitleştirilmiş bir ifadeyle durum buna çok yakındır.
Yavaş ama kesin bir biçimde, otomobil kentleri öldürmektedir. İkisi bir arada
olamayacağından, 2000’lerde otomobil ya da kentten birini seçmemiz zorunlu olacaktır.”
Ulaşımda otomobile öncelik verilmesini eleştirenlerin dört elle sarıldıkları
bu öngörü, 1992’de kabul edilen “Avrupa Kentsel Şartı”nın ilkeleri arasındaydı...
Bizde de İçişleri Bakanlığı genelgeleriyle belediyelere iletilerek “rehber alınması”
istenmişti. Ne var ki otomobile sevdalı ulaşım projeleri öylesine yaygınlaştı
ki çoğu kentimizde en çok övünülen “kentsel”(!) yatırım şu “bat-çık” denen yeraltı
geçişli kavşaklar.
Uygarlık tarihine “Melih Gökçek tahribatı” olarak geçmeye aday dev çukurlar otomobil
uğruna önce başkentimizi delik deşik ettiler; sanki “matah”mış gibi Bursa’dan
Gaziantep’e hemen tüm kentlerimize de bulaştırıldılar... Yani, açıkça “kent yerine
otomobil” seçilerek, her biri Avrupa’dakilerden binlerce yıl daha fazla görmüş
geçirmiş kentlerimiz paramparça edildi ve ediliyor.
Öte yandan yine 1992’deki Avrupa Kentsel Şartı’nın temel hedefleri arasında yer
alan “demokratik, katılımcı ve toplum yararına planlama disiplinine bağlı bir
kentleşme” ilkesinde de ne durumda olduğumuzu, son aylardaki “sakıncalı medya
haberleri” açıkça gösteriyor.
Binlerce “siyasal kayırmalı” imar planı değişikliği; hesaplanamayan düzeyde haksız
inşaat rantları sağlayan “imar yolsuzlukları” ve bütün bu “ayrıcalıklı” uygulamaların
“özelleştirme”lerde de devlet eliyle gerçekleşmesine olanak sağlayan “torba kanun”
yetkileri.. kentlerimizin yanı sıra siyasetimizi, demokrasimizi ve hukuk devleti
kimliğimizi de cumhuriyetin çağdaş uygarlık hedeflerinden hızla uzaklaştırıyor.
‘Türk başkan'lı karar...
Biz işte bu haldeyken, Avrupa gözü gibi değer verdiği Kentsel Şartı’nı yeniden
düzenledi. Kurucu ülkelerinden olmakla övündüğümüz “Avrupa Konseyi”nin 27-29 Mayıs
2008’de Strazburg’da yaptığı 15. Genel Oturumu’nda “Avrupa Kentsel Şartı-2” kabul
edilerek, “Yeni Bir Kentlilik İçin Manifesto”yla birlikte dünyaya ilan edildi.
Özünde ekonomik amaçlara dayanan AB’den farklı olarak 2. Dünya Savaşı’nın ardından
1949’da oluşturulan Avrupa Konseyi’nin (Council of Europe/COE) özellikle “insan
hakları, demokrasi, kent kültürü ve toplumsal gelişme” hedefleriyle ilan edilen
manifesto, COE’nin “Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi”nde geliştirildi.
Üye ülkelerin demokratik yerel yöneticilerinden oluşan kongrenin Mayıs 2008’deki
genel kurulunun başkanlığına da Çanakkale İl Genel Meclisi üyesi Yavuz Mildon
seçilmişti. Aynı genel kurulda onaylanan metni Türkçeye çeviren mimar Aydan Erim
diyor ki; “Bir Türk’ün başkanlığında ilan edilen şarta çok daha fazla değer vermeli,
sahiplenmeliyiz...”
Kentler 'kentlilerin'dir...
Türkiye’yi ve kentlerimizi yönetenler bu dileği önemserlerse, kentsel politikalarda
“artık” hangi ilkeler gözetilecek? Sorunun eksiksiz yanıtı için Mimarlar Odası
web sayfasından metnin tamamının okunmasını tavsiye ederek, bazı vurgulamalarla
yetinelim:
1992 şartının önemli oranda benimsendiğini anımsatan yeni metin, geçen 15 yıldaki
“küresel sorunlar”dan kaynaklanan “kentsel gerilim”lere dikkat çekerek diyor ki:
“Yerel yönetimlerden, kamu politikalarında etik değerleri, sürdürülebilir kalkınmayı
ve daha ileri düzeyde dayanışma ilkelerini uygulamalarını istiyoruz...”
Bu istemin 21. yüzyıl başlarındaki eylem alanlarını tanımlayan 85 maddelik “Yeni
Bir Kentlilik İçin Manifesto”da ise yine 1992’den bu yana gelişen “kent hakkı”
(right to the city) kavramına değinilerek şu söyleniyor: “Kentsel politikaların
merkezinde kentliler yer almalıdır; çünkü kentler ve kasabalar, kentlilerine aittir...”
‘Azmanlaşmadan' büyümek
Manifestonun “Sürdürülebilir Kentler ve Kasabalar” başlıklı bölümünde ise özellikle
yapılaşma ve imar süreçleri ele alınırken, “büyümeleri denetim altında tutulabilen
kentler ve kasabalar istiyoruz...” vurgulaması dikkat çekiyor. Yani, kentsel nüfusun
artmasını ve özellikle “metropolleşmeyi” özendiren politikalar açıkça reddediliyor.
1992 Şartı’nın özel ağırlık verdiği “ulaşım” konusunda da “Otomobile verilen
önceliğin olumsuz sonuçları artık iyice anlaşılmıştır” denilerek, sanki yine şu
bat-çıklarımızı anımsatırcasına deniyor ki: “Bu öncelik kentsel peyzajları da
bozmaktadır...”
Aynı konuda “Otomobile bağımlılıktan bir an önce kurtulmalıyız” çağrısına ek
olarak “Otomobil ve motosikletlerin daha az payı olan bir ulaşım düzeni”nin savunulması
da Avrupa’nın artık “motosiklet”lerden de bıktığının göstergesi.
‘Mimariyle' de övünebilmek
Metnin “Uyumlu Kentler ve Kasabalar” bölümünde ise tarihsel dokulara ve doğal
çevreye “uyum” ilkesi yeniden vurgulanıyor. Buna yönelik mimari beklentiler için
de bizdeki “özensiz” durumu sorgulaması açısından belki de en anlamlı vurgulama
şu olsa gerek: “Kentlerimizle, kasabalarımızla ve onların kültürü ile olduğu kadar
mimarileri ile de gurur duymalıyız...”
...ve 'bilgili' demokrasi
Manifesto “Bilgi Temelli Kentler ve Kasabalar” başlığı altında da “toplumsal
bilgilenme”nin önemine dikkat çekiyor. Özellikle “katılımcı” demokrasi için mutlaka
“bilgi”ye dayalı bir yerel yönetim anlayışının “yaşamsal”lığı şöyle vurgulanıyor:
“İnsanlar, bulundukları yerleşimlerin sorumlu, aktif ve bilgili kentlileri olmadan,
kent ve kasabalarına sahip çıkamaz, onları tam anlamıyla yaşayamazlar...”
İşte böylesine “herkesin bilmesi gereken” 21. yüzyıl kent ilkelerinin 5 aydır
Türkiye’de de neden “resmen” ilan edilmediği; 1992’deki gibi hiç değilse genelgelerle
belediyelere neden iletilmediği ve TBMM’deki imar, çevre ve yerel yönetim tasarılarında
neden gözetilmediği gibi sorulara, bakalım kim yanıt verecek.