Kapalı çarşı tam bir hazine sandığı. Tabii bu içindeki kuyumculardan mücevver
dükkanlarından ya da ülke ekonomisine katkısından falan değil. İçinde barındırdığı
hayatlarla tarihle ve en önemlisi bugüne dair olan yönleri ile.
Kapalı çarşı tam bir hazine sandığı. Tabii bu içindeki kuyumculardan mücevver
dükkanlarından ya da ülke ekonomisine katkısından falan değil. İçinde barındırdığı
hayatlarla tarihle ve en önemlisi bugüne dair olan yönleri ile. Hadi olaya biraz
da gizem katalım. Çünkü gizli bir hazine bu. Ama elinize çantanızı alıp dolaşmaya
çıktığınızda ulaşamazsınız bu hazineye. Gezmek için gezdiğinizde asla fark edemeyeceğiniz
ayrıntılarla dolu.
Kapalıçarşı, Nuri Osmaniye ve Beyazıd camileri ile Mahmutpasa Çarşısı arasında
üzeri dam ve kubbelerle örtülü dükkanların bulundugu sokaklardan meydana gelen
büyük bir alışveriş merkezi. Üzeri kurşun kaplı ve pencereli yüzlerce kubbesi
var. Kapalıçarşı’nın bitişik dört yanı ve yakın çevresi, kendi içlerinde ayrı
birer ünite olan hanlarla çevrili. Bugün çarşıya doğrudan bağlı kalan, yani sadece
çarşıdan girilebilen ve dışarıya kapısı olmayan hanlar da var. Yaşayan hanlar
da var artık olmayanlar da.
Yaşayan hanlar elbet hâlâ ayakta kalabilmeleri ile değil, içinde yaşayan çalışan
insanları ile yaşama niteliğini alıyor.
Hiçbir şeyi olmayanlar
Mimdap tarafından düzenlenen Kapalıçarşı hanları gezisine katılırken aklımda
yoktu tarihin içinde böylesine bir yolculuk olacağı. Ve tarihin koridorlarında
yürürken bugünün insanları ile karşılaşacağımı düşünmemiştim hiç. Rehberimiz Mimar
Yılmaz Kuyumcu, gezilen hanların geçmişlerini anlatırken, yıkık dökük koridorlarda
karşılaşılan insanlar, bakışları, elbiseleri ile bu zamana ait değilmiş gibi görünüyorlardı.
Ama yanlış anlaşılmasın hanların han olduğu zamanların insanları da değillerdi
onlar. Bu ülkenin bu dünyanın insanları değildi. Bizimle aynı zamanda ve kentte
başka bir hayatı yaşayan insanlar. Hiçbir şeyi olmayanlar. İnsan düşünmeden edemiyor.
Taşlar dayanamaz geçip giden zamana ilgisizliğe, hor kullanılmaya ama insan nasıl
dayanır bunca yokluğa da ayakta kalır?
Esnafın ilgisine mazhar olmak
Bir yabancı dil konuşmuyor olmanız çarşı içinde daha rahat dolaşmanız için yeterli.
Esnaf uyruğunuzu tipinizden çıkaramazsa şöyle bir yoklama çekiyor “wellcome” diyerekten
ama gülümsediğinizi görünce düşmüyor üstünüze. Ve çarşının sokakları sizin artık.
Ama nasıl keşfedeceksiniz gizli hazineleri. Tek başına zor işte bu. Bir bilen
olacak mutlaka yanınızda. Yoksa Beyazıt’tan girip kuyumcu ve kuruyemişçi dükkanlarının
vitrinlerine bakıp Eminönü’nden çıkarsınız.
Söylemeden geçmiş olmayalım. Çarşının çok konuşulan sorunları hemen çekiyor dikkatinizi.
Güvenlik sorunu çözülmüş gibi görünse de sağdan soldan sarkan kablolar hâlâ bir
tehdit. Bir de yağmur yağıyorsa dışarıda çarşının içindeki belli noktalarda şemsiye
açmanız gerekebiliyor. Yürürken kuru kalabalıktan yakınan esnafın sızlanmaları
çalınıyor kulağınıza. Duymazlıktan gelmeyin sizden bahsediyorlar.
Çarşı içinde gezerken etrafınızda gördüğünüz küçük ayrıntılar kadar kalabalığın
içinde gözünüze çarpan orada çalışmayan, oraya alışveriş için de gelmiş olmayan
ama orada olan yüzler de şaşırtıyor sizi. Hepsinin bir hikayesi var elbet. Hani
han duvarlarının dili olsa da anlatsa kendini tamam da bir de bu insanların dili
olsa da anlatsalar kendilerini…
Eski meslekler tabelalarda
Çarşı içindeki sokak isimlerinden bir zamanlar buranın nasıl bir yer olduğuna
dair ipuçları alabilirsiniz. Yorgancılar, fesçiler, terlikçiler artık tabelalarda
sokak isimleri olarak var. Ana cadde neredeyse tamamen kuyumcu dükkanları ile
kaplı. Bu ışıltılı cadde ile eski hanlara girdiğinizde gördüğünüz manzaralar iç
burkan bir tezat oluşturuyor. İçinize dolan sıkıntı sadece “tarihe verilen değer
bu işte” türünden değil de “nasıl bir hayat yaşanıyor bu yıkılmış, yıkılmakta
olan hanlardaki atölyelerde çalışanlar…. bu yıkıntı hayatlar nasıl ayakta kalıyor
türünden. Vitrinlerde parlayan gümüş takı ve eşyaların çıktığı atölyeler hiç de
gümüş gibi parlak değil.
Kalcı Han’da 13 yaşında bir çırak
Kapalıçarşı’da onlarca han var ama hepsini anlatmak mümkün değil. Kalcı Han’dan
bir insan hikayesi ile bitirelim. Han Kapalıçarşı bölgesinde Tarakçılar sokağında.
Kitabesi olmayan bu yapının yaptıranı ve mimarı bilinmiyor ama 18. yüzyıla tarihlendiriliyor.
Kuyumcuların atık altın tozlarından altın ayıran kalcı (ramatçı) esnafının toplandığı
bir han olmasından ötürü bu ismi almış. Tarakçılar sokağındaki tek cephesindeki
sade ve çıkıntısız yuvarlak kemerli kapıdan üzeri çapraz tonozlu bir geçit ile
ortadaki yamuk biçimindeki avluya giriliyor. Avluyu çevreleyen iki katlı revakın
etrafındaki mekanlar buraya kapı ve birer pencere ile açılıyor. Kalcılar hanında
ikinci katta gümüş işleme atölyelerinden birindeyiz. Atölye Soğomon Bakır’a ait.
Aile Sasonlu ve çok uzun yıllardır çarşıda bu işi yapıyorlar. Soğomon’un kardeşi
Yakup Bakır var atölyede, bir de 13 yaşındaki çırağı. Muhabbet ister istemez geçime
geliyor. 42 yaşında olan ve 8 yaşında çıraklıkla mesleğe başlayan Yakup Bakır,
harcanan emeğin karşılığının alınamamasından dertli. Elindeki gümüş hamam tasını
göstererek bitmesinin iki gün aldığını söylüyor. Peki iki günlük emeğin karşılığında
ne geçiyor eline…?
Yakup Bakır, mesleğin artık bittiğini söylüyor ama bir çırağı var yanında. İlkokul
beşinci sınıf öğrencisi. Cumartesi günleri geliyor sadece. Bitmekte olan bu meslek,
çocuğu için gelecek kaygısı taşıyan insanların umudu demek ki. Geleceğe dair başka
bir umudu olsa babası niye son yıllarını yaşayan bir meslek öğrenmesi için bıraksın
çocuğunu.
Orhan Veli’nin dediği gibi Kapalıçarşı kapalı kutu… Hanları ve insanları ile…
Gidip görmekte fayda var bu kutuyu…
Evrensel Gazetesi
Taylan Özgür Efe