Sosyal politikalar, piyasanın işleyişinden doğan eşitsizliklerin ve aşırılıkların,
devlet müdahaleleriyle yumuşatılmasını amaçlar. Bireylerin piyasa ekonomisine
eşit koşullarla giremedikleri ve bu 'asimetrik' konum-landırmaların piyasanın
işleyişi ile giderilemeyeceği gerçeklerini temel alan sosyal politikalar, bireylerin
yaşama koşullarını kabul edilebilir düzeylere getirmesi için devleti sorumlu tutar.
Başka bir deyişle birey, politik bir topluma vatandaşlık statüsünde dahil olduğunda,
piyasanın eşitsizliklerinden deulet müdahaleleri aracılığıyla korunma hakkına
sahiptir. Konut harcamaları bir hanenin toplam gelirinin en yüksek payını oluşturmakta,
ancak çok sayıda hane bu büyük harcamalara rağmen sağlıklı ve güvenli çevrelerde
yaşamamaktadır.
Devlete düşen görev, piyasa ekonomisi içinde yaşanabilir konut elde edemeyen
vatandaşlarına bu hizmeti 'sosyal' politikalar ekseninde sunmaktır. Birleşmiş
Milletlerce 1948'de ilan edilen Uluslararası İnsan Haklan Sö'zleşmesi'nin 25.1'inci
maddesinde ve T.C'nin 1082 Anayasası'mn 57. maddesinde de konut hakkı tanınmış
ve güvence altına alınmıştır.
Türkiye'de toplu konut bilmecesi ve kentsel dönüşüm projeleri
Türkiye'de son 50 yılın çarpık kentleşme ve niteliksiz konut üretiminin temelinde
kentleşmenin tamamen piyasa dinamiklerine bırakılması yatmaktadır. Serbest piyasa
koşullarında büyük oranda yap-sat'çılık metodu ve kooperatiflerce üretilen konutlar
(ki bunların da sağlıksız şehirleşmeye katkıları göz ardı edilmemelidir) alt gelir
grupları için ulaşılmaz kalmışlardır. Bu durumun sonucu olarak gecekondular şehirlere
yayılmışlardır. Bu hızlı kentleşme ve gecekondulaşma dönemi boyunca devletin bazı
memurlara ve askeri personele yönelik küçük çaplı projeleri dışında herhangi bir
toplu konut projesi olmamıştır.
1984 yılında kurulan Toplu Konut İdaresi'nin temel amacı (özellikle dar gelirliler
için) konut sorununu çözmek ve sağlıklı kentsel alanların yaratılmasını sağlamaktır.
Ancak TOKİ kaynakları, özellikle kooperatifler aracılığıyla, uzun süre orta ve
üst-orta sınıflara aktarılmıştır. TOKİ 90'lı yıllar boyunca, bir sosyal devlet
aygıtı olarak kurulmasına rağmen misyonunu yerine getirmemiş, tersine, eşitsizliklerin
ve gerilimlerin artmasına sebep olmuştur.
Son dönemde şehirleşme açısından gündemi en çok belirleyen konu kentsel dönüşüm
ve bu bağlamda gerçekleştirilen gecekondu dönüşüm projeleridir. 50 yıl kadar gecekondulaşmaya
göz yuman ve destekleyen yerel ve merkezi yönetimler, kent topraklarından elde
edilebilecek rantın ve spekülatif kazançların 90'h yıllarda artmasıyla beraber
gecekondulaşmaya karşı politikalar geliştirmeye başladılar. 20oo'li yıllarda neoliberal
kendeşme dinamikleri, özellikle AKP hükümederi dönemlerinde hız kazandı. Kentsel
arazilerin ve yapıların 'kullanım değerleri' yerine 'değişim değerleri'ni temel
alan bu politikalar, daha çok kazanç sağlayacak ve rant getirecek 'prestijli'
projelerin uygulanmasını hedefledi.
Bu projelerde anahtar kurum olan TOKİ finansman, arazi sunumları ve altyapı yatırımları
sağlamakta ve bazı inşaatları yürütmektedir. Özellikle 2002 sonrasında inşaat
faaliyetlerini büyüten TOKİ, orta ve üst gelir gruplarına kâr amaçlı konut üretimini
hızlandırarak, elde ettiği kazançla düşük gelir gruplarına yönelik konut üretimini
sübvanse etmektedir. Kurum, 2002 yılına kadar 43.000, son 5 yılda ise 285.649
konut inşa etmiştir. TOKİ'nin kentsel dönüşüm ve gecekondu dönüşüm projelerindeki
amacı, kendi söylemine göre, çöküntü alanlarını yaşanabilir hale getirmek, dar
gelirli vatandaşlara konut sahip olma imkânları yaratmak ve bu kişileri sağlıksız
ve plansız gecekondu bölgelerinden çıkarmaktır. Bir başka deyişle TOKİ bir sosyal
politika uygulaması başlattığını açıklamaktadır. Ancak yakından incelendiğinde
gecekondu dönüşüm projeleri, enformel konut alanlarında tutunmaya çalışan yoksul
kesimlere -ki bunların büyük çoğunluğu artık bu bölgelerde kiracı olarak yaşamaktadır-
erişebilir ve yaşanabilir konut sunmak yerine mülkiyet statüsü üzerinden hareket
eden yalnızca 'fiziksel iyileştir-me'ye odaklanan projelerdir ve dolayısıyla varolan
eşitsizlikleri perçinlemektedir. Kent sorunlarını çözeceği umulan dönüşüm projeleri
esasen yoksulları rantı yükselen bölgelerden uzaklaştırmakta ve bu bölgeleri prestijli
konut alanları, iş merkezleri ve turizm bölgelerine dönüştürmektedir.
Hak ve mülk sahibi olmayanlara karşı TOKİ
Dönüşüm alanı ilan edilen bölgelerde ilk gerçekleştirilen hak sahiplerinin tespitidir.
TOKİ yetkililerinin ve belediyelerin ısrarla vurguladıkları bu projelerin kesinlikle
bölgedeki hak sahiplerini mağdur etmeyecek olmasıdır. Ancak asıl sorun, hak sahipliği
temelinde işleyen bu projelerin hak ve mülk sahibi olmayan kiracıları dışlamasıdır.
Kiracılara sunulan 'altın fırsat', TOKİ'nin şehrin çeperlerinde inşa ettirdiği
'kâr amacı gütmeyen' toplu konut alanlarında kira öder gibi 20 küsur senede konut
sahibi olma şansıdır. Kiracılara sunulan bu opsiyon esasen söylemsel olarak yumuşatılmış
bir yerinden etmedir ve kiracılar bunun açıkça farkındadırlar. Ve şunu da çok
iyi biliyorlar ki senelerdir (hatta, bazıları için kuşaklardır) yaşadıkları yaşam
alanlarından 'sürülmek', aslında varolan biçimiyle yaşamlarının da bir nevi sona
ermesi demek olacaktır. Çünkü kent yoksullularının yaşamlarını devam ettirmeleri
yaşam alanlarında ve yaşam alanlarıyla kurmuş oldukları ilişkilere bağlıdır.
Eğer bu yoksul toplulukları şehrin 30-40 kilometre uzağında, daha önce hiç alışık
olmadıkları bir mekâna (ve hayata) sokarsanız, onların iş olanaklarıyla, sosyal
ağlarıyla, kültürel pratikleriyle ve mekânsal örüntüleriyle ilişkilerini tamamen
koparmış olursunuz. Yerinden edilmek bu insanlara altından kalkamayacakları maddi,
sosyal, kültürel ve manevi yük getirecektir. Çok zor koşullarda yaşayan gecekondu
kiracılarının 20 sene boyunca düzenli olarak konut ödemesi yapmalarını beklemek
ise Türkiye gerçeklerinden bihaber olmak demektir.
Bu koşullarda TOKİ'nin son dönemdeki 'görkemli' projelerini 'sosyal politika'
araçları olarak tanımlamak mümkün değildir. Sosyal politikalar, piyasa koşullarında
ulaşılamayan servis ve metaların, bunlara ulaşamayan kesimlere, devletin finanse
etmesiyle sunulması demektir. TOKİ, kentsel dönüşüm ve gecekondu dönüşüm projeleriyle
büyük bir rant yaratmakta, ancak bu rantın şehir yoksullarına adil ve kabul edilebilir
bir biçimde geri dönüşümünü sağlayamamaktadır.
Çözüm, sosyal boyutun projelerin merkezine alınmasıdır
TOKİ ve belediyeler, toplu konut ve dönüşüm projelerini gerçek sosyal politika
araçlarına döndürmek için projelerin hak sahipliği üzerinden yürüyen 'mekânsal
iyileştirme' projeleri olarak kurgulanmasına son vermelidir. Ülkemiz kentlerinin
'dönüşüm' ve 'iyileştirme' gereksinimi reddedilemeyecek gerçeklerdir; ancak dönüşümün
sosyal boyutu projelerin merkezinde yer almadığı sürece, bu kamu destekli ve finansmanlı
projelerin sonucu kamu kaynaklarının varsıl kesimlere transferi olacaktır. Dönüşümden
yaratılan rant, bölgelerde yaşayan yoksul kesim için kullanılmalıdır. Amaç, bu
insanlarla beraber bölgenin iyileştirilmesi olmalı ve yerinden edilmeler son bulmalıdır.
TOKİ'nin ve belediyelerin uyguladıkları projeler şehirlerin potansiyel rant alanlarını
'dönüşüm' adı altında mevcut nüfuslarından arındırmak ve yerlerine daha varsıl
kesimleri çekmek amaçlarına hizmet etmektedir. Yani TOKİ piyasa dinamiklerine
alternatif geliştirmek yerine bu dinamiklerin kamu kaynaklarıyla önlerini açmakta,
rantın çapını büyütecek projeler gerçekleştirmektedir. Neoliberal prensipleri
temel alan bir şehri pazarlama/satma stratejisi devlet eliyle yürütülmektedir.
Bunun orta ve uzun vadede yaratacağı sorunlar zaten yönetilemez hale gelmiştir
ve sür-dürülebilirliliklerini yitiren şehirlerimiz için çok tehlikeli olacaktır.
Yoksul kesimleri yerlerinden etmek ve/veya onları şehrin çeperlerinde, şehrin
geri kalanına entegre olmamış toplu konut alanlarına yerleştirmek, sorunları şehrin
başka alanlarına ve mekânlarına 'konsantre olmuş' biçimde transfer etmek demektir.
Umarız ki son dönem dönüşüm ve toplu konut politikaları daha fazla mekânsal ve
sosyal ayrışma, gettolaşma, fakirleşme ve ekolojik yıkımlar yaratmadan, uygulamalarda
değişiklikler gerçekleştirilir ve kamu kaynakları sosyal politikalar aracılığıyla
kamu yararına kullanılır.
BirGün Gazetesi