Her şey Les Arts Turcs adlı seyahat acentasının onuncu yılı için bir aktivite
yapma fikrinden ortaya çıktı. Kültür turları yapan şirketin sahibi Nurdoğan Şengüler,
alternatif bir aktivite olmasını istiyordu. Sonunda İstanbul ile ilgili uluslararası
bir fotoğraf yarışması açmaya karar verdi ve flickr.com sitesinde İstanbul fotoğrafları
bulunan sanatçılara 8 bine yakın e-mail gönderdi.
Facebook’taki sanatçılara da ulaşmaya çalıştı ama çok fazla e-mail gönderdiği
için siteden atıldı. Bazı forumlara da erişimi engellendi. Ama fotoğrafçı Hayrettin
Karateke ile oluşturduğu konsept kısa zamanda tuttu. Eylülde başlayan yarışmaya
katılma süresi iki buçuk aydı. Sürenin bitiminde sonuç şaşırtıcıydı: Tam 37 ülkeden
196 fotoğraf sanatçısı 950 eserle yarışmaya katılmıştı.
Yarışmacılar İstanbul’da kedileri, günbatımlarını, gemi siluetlerini, denizdeki
ışık oyunlarını, satıcıları, çocukları, güvercinleri, kayıkları çekmişlerdi. Modern
İstanbul’dan sadece alışveriş merkezlerinden birkaç kare çekmişlerdi. Birinciliği
Zulema Jasa (İspanya-Katalonya), ikinciliği Maria Schnabi (Avusturya), üçüncülüğü
Catherine Gautier-le-Berre (İsviçre) kazandı. Fotoğraflara bakmak için:
www.istanbulphotocontest.com
Katalan genç, fotoğrafına Türkçe ’Hüzün’ adını verdi
Zulema Josa (25)
İspanya’da Barcelona Teknik Üniversitesi’nde mimarlık lisansüstü öğrencisi. Master
tezi olarak İstanbul’da, tarihi yarımadadaki hanları çalışıyor. Bu yüzden üç kez
gelmiş şehrimize.
Sizdeki fotoğrafımın adı Hüzün. Bildiğiniz Türkçe olarak hüzün yani. Bizim dilimizdeki
melankoli tam karşılamıyor bu hali. Bir duruş gibi sanki. Bir kabulleniş hali.
Hem keder var, hem acı, hem de rıza. Bu şehir herkesi kucaklayan bir yapıya sahip.
Kozmopolit çünkü. Bu da biz yabancıların İstanbul’da kendimizi yabancı gibi hissetmemizi
önlüyor. Rüyalarımda İstanbul’a geri döndüğümü görüyorum. İstanbul benim için
kaybedilmiş bir aşk gibi. İmkansız bir aşk. Bu aşkın cevabı İstanbul’un melonkolisinde,
tarihinde, duvarlarında, kubbelerinde, ışığında, onun yüzlerinde ve denizinde
gizli... Fotoğraf için bir de şiir yazdım:
Tramvayın tıkırtısı içinde, sessiz hüznümü ısıttı güneş camın ötesinden.
Ardında zamanın duvarlarını bırakan köprünün üstünden geçerken sabır ve varoluşun
kabullenişi arasında.
Denizi izlerken hiçbir yerin çokluğunu atıl bekleyen varoluş...
Hüzün, imkansızlığın güzelliği, ruhun derinliklerine dokunur...
Sokakta portakal sıkan adamları çok sevdim, sakın kaldırmayın onları
Catherine Gautier-le-Berre (32)
İsviçreli avukat, Cenevre’de büyük bir bankanın hukuk bürosunda çalışıyor.
Geçen yıl Paskalya’da İstanbul’a geldim. Fener ve Balat semtleriyle Haliç civarını
çok sevdim. Ortadoğu ülkelerinin çoğunda bulundum ve önemli kentleri fotoğrafladım.
İşim çok stresli. Fotoğraf çekmek bana oksijen sağlıyor. İstanbul’da sokak satıcılarını
çok sevdim, özellikle de sokakta portakal sıkan adamları. Sakın kaldırmayın onları.
Simitçiler, poğaçacılar, portakalcılar, kokoreççiler hep kalsın.
Sütlüce-Eyüp arasındaki kayıkları kaybetmeyin
Vladimir Dimitroff
Bulgar iletişim uzmanı
Avea’nın danışmanı Vladimir Dimitroff da yarışmaya katıldı. Bir İstanbul tutkunu
olan Dimitroff, çektiği karelerin üzerinde daha sonra oynuyor, empresyonist tablolara
benzetiyor. Yarışmada jüri, Dimitrof’un çalışmalarını doğal ışıklarla fazla oynandığı
için değerlendirme dışı bıraktı ama eserleri 1001 Direk Sarnıcı’nda sergilenecek.
Şöyle diyor:
"21. yüzyıl fotoğraf açısından demokratik bir asır. Fotoğraf teknolojisi ucuzladı,
cep telefonları kaliteli fotoğraf çeker hale geldi. Bu nedenle artık herkes dünyaya
farklı bakacak. Eğer 10 milyon turist getirmeyi hedefliyorsanız bunların yüzde
80’i fotoğraf çekecektir. Bu karelere ulaştığınızda, insanların nelere dikkat
kesildiğini göreceksiniz. Birçok insanda İstanbul fotoğrafları gördüm. Sisleriyle,
tepelerin üstündeki anıtsal binaların siluetleriyle, Haliç’te salınan küçük sandallarıyla
(Sütlüce ile Eyüp arasındaki kayıkları aman kaybetmeyesiniz) ilgileniyor bu insanlar.
Mezarlıklar, Mevlevihaneler, kiliseler, sinagoglar, ayazmalar ve türbeler biz
yabancıları büyülüyor."