Yüzyıllardır soframızdan eksik etmediğimiz kaşık, bıçak ve çatalın geçmişinin
kaç yüzyıl geriye dayandığını hiç düşündünüz mü?
Kaşık, yemek gereçlerinin bilinen en eski örneğidir. İlk kaşık, dere ve
ırmaklardan avuçla su içmeyi, suyun bir yerden başka bir kaba aktarılmasını kolaylaştıracak
bir buluşla geliştirilmiş; ince bir dalın ucuna deniz kabuğu sabitleyerek, kullanımı
başlamıştır. Zaman içinde ateşin bulunması, yemeklerin pişmesi ahşap el oyması
kaşıkların keşfine neden olmuştur. Ortaçağ'a gelindiğinde; kaşık ve bıçaklar bir
ailenin en kıymetli eşyaları arasına girmiştir. Kıymetli takımlar ailenin vasiyetlerinde
bile yazılmıştır.
Oval biçimde olan kaşıklar bugünkü formuna 17. yüzyılda erişmiştir. İlk
bilgiler Viktorya döneminde olan kaşıklar hakkındadır.
Bıcağın keşfi, bir yemek yeme gerecinden çok, av silahı olarak kullanıldığı
döneme uzanır. Katı besinler elle yenebildiği için, bıçak sadece besinler pişirilirken
yanmalarını önlemek amacıyla kullanılmıştır. En eski bıçak ucu, hancer şeklindedir.
17. yüzyılda sofrada çıkan bir yaralama olayından sonra dönemin Kardinali hançer
şeklinde bıçakları yasaklıyor ve bugün kullanılan bıçaklara yakın modellerde (bir
ucu keskin) bıçaklar yapılmaya başlanıyor.
Günümüzde; paslanmaz çelik, altın ve gümüş kaplama, cam saplı, tahta saplı
ve değişik materyallerden farklı modellerde takımlar imal ediliyor. Şık bir sofrada
çatal, kaşık, bıçak değişik ebatlarda (yemeğin niteliğine göre) tabakların etrafında
yerini alıyor.
Tasarım tarihinde ilginç bir seyir izleyen çatal, kaşık ve bıçaklar günümüzde
adeta sanat eserleri gibi özenle tasarlanıyor ve sofralarımızı süslüyor.
Kaynak: kadinlar.com