Cennete gitmeyi yaşamlarının en kutsal hedefi sayanlar, bu dünyanın cennet değerlerine
neden böylesine acımasızlar?
İnsan için "türban" ı anayasal "hak" gören, üstelik "herkes için" gerekli yaşam
kaynaklarına göz dikilmelerini bile "adalet" ve "kalkınma" adına savunanlar; yine
insanın, aynı anayasadaki "çevre hakkı" nı çiğnemelerini, acaba nasıl açıklayabilirler?
Tıpkı, Karadeniz'in incisi Amasra' yı karartacak termik santral projesi gibi...
'Gökova'nın benzeri!
Fatih Sultan Mehmet' in ilk gördüğünde, "Çeşm-i cihan bu m'ola?" dediği Amasra,
haftalardır endişe içinde... çünkü dünyanın sayılı cennetlerinden Gökova Körfezi'
ne zehir saçan bacanın bir eşi de Karadeniz'de yükselecek...
Ne var ki Gökova-Ören'deki "suç abidesi" , bir 12 Eylül darbesiydi; insanlık
dışı bir dönemin "yüz kızartıcı" yer seçimiyle yapılmıştı...
O kadar ki Kenan Evren bile "doğa" sını sevdiği için Marmaris'e yerleştiği yıllarda
Gökova'da artık açıkça ortaya çıkan "çevre cinayeti" ni sorgulayanlara şunu söylemişti:
"Bana santral için helikopterden gösterdikleri yer burası değildi ki..."
Şimdi de sanki başka yer bulunamazmış gibi Amasra'da yinelenecek cinayeti planlayanlara
sormak gerekiyor: "Hani artık demokrasi dönemindeydik? Hani o hukuksuz dönemler
geride kalmıştı?"
12 Eylül'ün darbeci kafası ile türbana özgürlüğü insan hakları adına savunan
kafanın bu "benzer" liğini, bakalım hangi siyaset kurmayı yazarımız yorumlayabilecek?
Fatih'i anabilmek...
Yörenin sevdalılarından Jeoloji Mühendisi Şevki Bayraktaroğlu bakın diyor:
"Tarihin garip cilvesine bakın ki; Fatih'in tepeden bakar bakmaz âşık olduğu
Amasra manzarasındaki Tarlaağzı ve Gömü köyleri, tüm güzellikleriyle simsiyah
bulutların altında kalacak; eşsiz doğal peyzaj, demir yığınlarıyla kaplanacak;
insanı her yaşta genç kılan havası ile ülkenin en temiz suları zehirlenecek..."
Yine tarihin cilvesine bakın ki, bütün bunları da Fatih'in adeta torunları olmakla
övünenler gerçekleştirecek...
Nitekim yılların Karslı çevrecisi, şimdinin ise Bartın' ın doğa ve kültür savaşçısı
Cengiz Şıklı da şunu söylüyor: "Hükümet de aynı tepeden Fatih kadar duyarlı bakabilseydi,
santralı kurmak şöyle dursun, muhteşem manzarayı bozan ne kadar bina varsa yıkım
kararı alırdı..."
Yanıtsız sorular
Peki, bu "infial" e neden olan santral hangi gereksinmeden kaynaklanıyor, kimin
fikri, nereden çıktı?
Projenin 1100 megavatlık olduğunu, inşaat hazırlıklarının 2007'de "gizli" ce
başlatıldığını ve hatta yüzde 1.2'lik ilerleme kaydettiğini belirten Bayraktaroğlu
soruyor: "Sistemdeki kaçak oranından bile daha az elektrik üretme adına, Karadeniz'in
en iyi korunabilmiş tarihi ve doğası nasıl gözden çıkartılabilir?"
Birkaç soru daha: "Kesin yeri neden hâlâ açıklanmıyor; harcamalar hangi projeye
göre yapılıyor; santralın yarı maliyetine çıkan baca gazını emme filtreleri, Yatağan'da
yaşandığı şekilde yıllarca ertelenecek mi?"
Bu gibi meraklara hükümetin "ketum sessizliği" sürerken bir soru da bizden: "Yine
Yatağan'daki gibi mahkeme durdursa bile hukuk çiğnenerek yapımına devam edilecek
mi?.."
Dahası, "hâkim rüzgar" ın yönünden ötürü, Amasra'nın diğer örneklerden çok daha
kötü duruma düşeceği; kentte sağlıklı insan kalmayacağı; sokaklarda göz gözü görmeyeceği
gibi "deneyimlerden gelen" tahminler için de ne bir yanıt var ne de bir açıklama...
Son haftaların türban tartışmaları kamuoyunda en geniş ilgiyi çekerken ülke değerlerine
karşı en tartışmalı projeler ise gündem dışında kalan hazırlıklarla dur durak
bilmiyor...
Oysa Amasra adeta haykırıyor: "Laik, onurlu ve çağdaş bir yaşam için, sağlıklı
ve kimlikli çevrelere; tarihsel ve doğal kaynakları tüketilmemiş bir ülkenin yurttaşları
olmaya her zamankinden daha fazla gereksinmemiz var..."
Cumhuriyet Gazetesi
Oktay EKİNCİ