Herkesin "sağlıklı ve dengeli bir çevrede" yaşayabilmesini anayasal bir hak olmaktan
çıkaran AKP anayasasıyla doğal kamusal varlıkların korunabilmesi ve kamu yararına
değerlendirilebilmesi tümüyle rastlantılara bırakılıyor.
Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği üyesi Doç. Dr. Yücel Çağlar,
çevresel göstergeleri giderek kötüleşen Türkiye'de AKP'nin anayasa taslağının,
doğal, dolayısıyla da kamusal olan varsıllıkları, sağlıklı yaşama hakkını güvenceden
yoksun kıldığını ifade etti. Çağlar, 1982 Anayasası ile devlete verilen ve AKP
taslağı yürürlükten kaldırılan görevleri şöyle sıraladı:
"Toprağın verimli olarak işletilmesini korumak, geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini
önleme, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini
önlemek amacıyla tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerini
ve diğer girdilerini sağlamasını kolaylaştırma, şehirlerin özelliklerini ve çevre
şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri
alma; ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayinin ve tarımın
yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının...
verimli şekilde kullanılmasını... planlama ve orman köylülerinin kalkındırılması,
ormanların korunması için ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde devletle bu halkın
işbirliğini sağlayıcı... önlemleri alma."
1999 yılında yapılan değişiklikle 1982 Anayasası'nda yer verilen "Devletin, kamu
iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme
ve varlıkların özelleştirilmesi..." ile ilgili yaptırımların taslakta korunduğunu
anımsatan Çağlar, taslağa ilişkin belirlemelerini şöyle dile getirdi:
"Taslakta; 1981-2007 döneminde ormanları yok edip arazilerini işgal edenlerin
bağışlanmasına, işgal ettikleri yerleri satın alabilmelerine ya da bedeli karşılığında
kullanabilmelerine, devlet orman işletmeciliğinin özelleştirilmesine, 'orman olarak
muhafaza edilmesinde yarar görülmeyen' ormanların her türlü amaçla kullanılabilmesine,
ormanların yıkımına yol açabilecek siyasal propaganda yapılabilmesine dayanak
olabilecek yaptırımlara da yer verilmiştir.
Açıklamalara bakılırsa, 'Çevrenin Korunması ve Milli Servetlere İlişkin Hükümler'
şeklinde özel bir bölüm olarak yapılan düzenlemeyle '...küresel ısınmanın önlenmesi
çabalarının hayati önem kazandığı bir dönemde çevrenin etkili bir şekilde korunması
yönünde anayasada devlete yönelik direktif bir hüküm konulmuştur.' Oysa taslakta,
herkesin 'sağlıklı ve dengeli bir çevrede' yaşayabilmesi anayasal bir hak olmaktan
çıkarılmaktadır; devletin ve vatandaşların 'Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını
korumak ve çevre kirlenmesini önlemek' görevi, 'sürdürülebilir kalkınma ilkesiyle
uyumlu' koşuluyla sınırlandırılmaktadır; buna karşılık su kaynaklarının, biyolojik
çeşitliliğin korunmasına yönelik hiçbir yaptırım içermemektedir. Ancak çok daha
önemlisi, merkezi idarenin yerel yönetimleri 'idarenin bütünlüğü, kamu görevlerinde
birliğin sağlanması, toplum yararının korunması' gibi, çevre yönetiminin etkinliği
yönünde yaşamsal önemde gerekçelerle idari vesayet altına alabilmesini dayanaksız
kılmaktadır.
Kısacası; AKP'nin anayasasıyla, ülkemizde sağlıklı yaşanabilmesi, doğal kamusal
varlıklarımızın korunabilmesi ve kamu yararına değerlendirilebilmesi tümüyle rastlantılara
bırakılırken bu rastlantıların gerçekleşme olanakları da iyiden iyiye kısıtlanmaktadır."
Doç. Dr. Çağlar, "Devlet de bu doğrultuda, merkezi bir yapılanmayla örgütlenmiştir.
1924 ve 1961 anayasalarının yanı sıra 1982 Anayasası'nda bile bu türden yaptırımlara
yer verilmiş olması, bu gerçeğin anlamlı bir göstergesidir. Ne var ki 1980'den
sonra bu gerçekliklerle bağdaştırılamayacak düzenleme ve uygulamalar gündeme getirilmiştir.
Ancak bu uygulamaların çoğu anayasaya aykırılıkları nedeniyle yüksek yargı organları
tarafından engellenmiştir. AKP anayasası, 1982 Anayasası'nın engellemelerinden
kurtulmayı; bu yolla da iktidar olabilmesinin önemli araçları olan yerel yönetimlerin,
federatif yapılanma doğrultusunda dönüştürülmesini amaçlamaktadır" dedi.
Çağlar, taslağın; 41. maddesindeki "...mahalli idareler tarafından tarh, tahakkuk
ve tahsil edilenler için ise ilgili mahalli idarenin seçimle oluşan karar organına
verilebilir" ; 96. maddesindeki "Mahalli idarelere, görevleri ile orantılı gelir
kaynakları sağlanır ve bu amaçla gerekli düzenlemeler yapılır" ; 131. maddesindeki
"orman" sayılmayacak yerlerin satılabilecekler ya da kullanım bedeli karşılığında
devredilecekler arasında tüzel kişilerin de sayılması yönündeki yaptırımların
bu amacın ürünleri olduğunu kaydetti.
Cumhuriyet Gazetesi