Son yıllarda gündemimizden düşmeyen Galataport konusunu artık bilmeyen yok. Galataport'a
büyük yolcu gemilerinin gelmesi, gemiden inen turistlerin burada alışveriş yapıp
yemek yemesi ve konaklaması amaçlanıyor.
Bunun için yapılmayan kalmadı. Yasalara aykırı yönetmelikler ve imar planları
yapıldı. Danıştay tarafından bunlar iptal edilince, bir gecede onaylanan torba
yasalara maddeler konuldu. Bu yasa da Anayasa Mahkemesi'ne takıldı. Şimdilerde
yeni bir Kıyı Yasa taslağının içinde yüksek yargıdan defalarca dönen düzenlemeler
yine kendine yer bulmuş görünüyor. Belediye Gelirleri Yasa Tasarısı'nda da ilginç
bazı vergi muafiyetleri getiriliyor. Özelleştirme İdaresi de yeni bir proje hazırlığı
içinde. Bu projenin yasalar ile yüksek yargı kararlarına ne kadar uygun olduğunu
zaman gösterecek. Ancak yasa taslağındaki ifadelerden, geçen yıl tartışılan Galataport'un
aynı içerikte tekrar projelendirileceği anlaşılıyor.
2005'te Özelleştirme İdaresi'nin yaptığı ihale sonucu İsrailli işadamı Sami Ofer'in
adı etrafında dönen sıkı tartışma hafızalarımızdaki tazeliğini koruyorken yeni
imar ve vergi ayrıcalıklarının konuşulması kamuoyundaki duyarlılıkları yeniden
harekete geçirecek. Belki yeni ihalede Ofer'in uzun vadeli ödeme planıyla yüksek
rakam teklif etmesi gibi bir komedi yaşanmayacak. Ama daha şimdiden ihaleyi alacak
kişi için ayrıcalıkların getirilmeye çalışıldığı izlenimimiz kuvvetleniyor.
Galataport tartışmasının altındaki
Anayasa, kıyıları "devletin hüküm ve tasarrufu altına" veriyor. Çünkü kıyılar
toplumun ortak değeri olarak görülüyor ve "kamu yararı" dışında kullanılmaması
amaçlanıyor. Yasa da buna uygun olarak kıyıda nelerin yapılıp nelerin yapılamayacağını
ayrıntılarıyla açıklıyor. Bunlar, liman, denizcilik, balıkçılık ve tersane gibi
kıyı dışında yapılması mümkün olmayan faaliyetlerle ilgili yapılar. Yasa bunları
ayrıntılı yazıyor ki, kimse kıyıda otel, alışveriş merkezi, ofis, lokanta yapmaya
kalkmasın.
Anayasa ve Yasa bu kadar açıkken, Galataport'un işletme hakkı için birkaç milyar
dolarlık bir teklif verilmesi ilk başta kafaları biraz karıştırdı. Çünkü yasal
olarak yapılabilecekler "liman, denizcilik, balıkçılık ve tersane" ile sınırlı.
Bunların da milyar dolar mertebesinde karşılıklarının olmadığı açık. Aynı dönemde
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından çıkarılan bir yönetmelik durumu anlamamıza
yardımcı oldu. Yönetmelik, "kıyılarda kruvaziyer limanlar yapılabilir" dedikten
sonra, "kruvaziyer limanlarda da, otel, alışveriş merkezi, banka, ofis, lokanta
gibi kullanımlara yer verilir" deyiverdi.
Galataport'un takıldığı kıyı ve imar kuralları böylece aşılabilecekti. Hemen
arkasından da Galataport imar planı hazırlandı ve "yönetmeliğin tanımladığı kruvaziyer
liman burasıdır" şeklinde bir düzenleme yapıldı. Ancak bu hesap tutmadı. Çünkü
bu işleri fazla aceleye getirmişler, bu sırada Anayasa ve Kıyı Yasasına dikkatli
bakmamışlardı. Şehir Plancıları Odası'nın açtığı davada Danıştay bunlara dikkatli
bakınca yönetmelik ve planın yasal olmadığına karar vermekte hiç tereddüt etmedi.
Ne yapılmalı?
Galataport'ta yapılacak kruvaziyer limanın yeri yanlış. Kruvaziyer limanlar ulaşım
sorunu olmayan bölgelerde yapılmalı. Kruvaziyer liman alanlarında otel ve alışveriş
merkezleri yapılacaksa, bunlar limanın kıyı yasası kapsamında kalmayan kısımlarında
yapılmalı. Kıyının liman dışındaki bölümleri toplumun ortak kullanımına açık bırakılmalı.
Devlet kıyıdaki "hüküm ve tasarruf" yetkisini Anayasaya uygun kullanmalı.
Erhan DEMİRDİZEN
Sabah EMLAK